28 Eylül 2024 Cumartesi
Tatlı neşe
Bir haftaya sığan 12 gün, 12 güne sığan 50-130 duygu. Yok abartmıyorum, ben öyle hissettim ve yaşadım. Dün vardığım dinginlik, tekrar odaklanmaya başlama hali, hafif bir yorgun gülümseme. Hemen besledim tatlı duyguları, sularını verdim, sevdim, buyur ettim. Öncesindeki ağır, kaygılı, yoğun olanlara da aynı şefkati vermiştim, onlar da benimdi ve hissedilmeye hakları vardı. Duygularımın hakları var artık, biliyorum ki duygular haksızlığı, görmezden gelinmeyi, azarlanmayı hiç sevmez. Onlara çok değer veriyorum, fark ediyorum ve isimleriyle hitap ediyorum, dönüşeceklerini bilerek. Bulutlar gibiler.
Bugün neşe de çıkageldi ki o en kayıp olan, az uğrayan yeni hayatımda. Ya dinginlik ve sükunetten sonra görünmeyen, ya çıkagelirse peşisıra hüzünlü bir durgunlukla gelen. Böyle her şekilde kabul ede ede, saf ve tatlı, kendisi olmaya başladı neşem. Minik filiz, büyüyor. Hava dün ve bugün 27 dereceydi ama hazirandaki 27 derece gibi boğucu değil, hafif, esintili ve güzeldi. Kırlangıçlarımı uğurluyorum birkaç akşamdır, nefis bulutlar eşliğinde. Bugün sokağa indim, kediden kediye giderek ufak bir tur attım akşamüstü. Halsizlik ve uyaranlar bir yana, benimsemediğim mahalle bir yana, sadece iyi geldi. İyi gelenleri bulmak, bilmek, hatırlamak, beslemek. İçim aydınlık bu haftanın 12. gününde.
Pazartesi 19 derece ve yağmurlu olacakmış. İçim belki kararır, üşür, olabilir, içimin de bir gökyüzü var. Aydınlandığını biliyorum ya. Hepsi benim ya. Çay da var, yeni romanlar da var ya. Tamam, peki.
22 Eylül 2024 Pazar
22 Eylül serin ve özgür
Beşinci 22 Eylül ve artık acımıyor. Bu o kadar güzel bir özgürlük hissi, öyle geniş bir ferahlıkmış ki. Geçen sene bugün acıyla haykıran halimi okudum günlüğümden, onunla hesaplaşmalarımızı okudum. Ben kendimi oradan çıkardım ya, güçsüz kollarımdan tutup, kollarımla sarılıp kendime. İşte bir yıldönümü, önce yasgünü oldu, sonra da özgür kaldı anılarından. Demin bir saat boyunca tatlı tatlı konuştum onunla, içinin sızısını da dinledim, hep konuşmayı sevdiğimiz ortak konularımızı da, güldük, bazı harika anıları özlemle andık. İki arkadaş gibi. Bir zamanlar, uzunca bir zamanlar bir bütün olmuş, sonra acıyla parçalanmış, sonunda da uygun bir mesafeden birbirine uzanmaya devam eden iki yakın ''şey'' gibi.
Bugünün minik mucizesi, çizimim bana geri döndü. İki ay rahat olmuştur, belki üç. Kalem kağıda yaklaşamayalı, imkansız hale gelmişti sonunda. Öylesine geçiverdi bir serin, turuncu akşamüstü. Kırlangıçları gittiler sanıyordum, bir anda onların şahane cıvıltısını, uçuşlarını, harika bulutları fark ettim. Annemin kaktüslerinden biri son derece çizilesi göründü. Defterime, kalemime uzanıp yerleştim ve iki saat boyunca sadece çizdim, kalemin sesiyle, önümdeki formlarla bir oldum. Uzun zamandır en canlılık hissettim haldi bu. Beslemeye değer bir hal ve bir fincan da çay lütfen, teşekkür ederim.
31 Ağustos 2024 Cumartesi
Boş bir ağustos, iyi
Hiç anısı olmayan bir Ağustos geçti. Kötü anıları ve gözyaşları olan son üç Ağustosun üzerine bu sakinlik, boşluk ve anısızlık bile güzel.
Bir haftadır çok artan depresyon sendromlarımı izliyorum. Arada yana yakıla boyumu aşan çareler aradığım da oluyor. Bir sakinleyip durulmayı bekliyorum. Ne yaşadığımı anlamak için, sonrasında da o çok zorlayıcı çözümlerden başka neler yapabilirim, görebilmek için. Durmayı, beklemeyi hala tekrar tekrar öğreniyorum.
Fransızca çalıştığım 25. gün dolmuş bugün, bu ayın belki de en belirgin ve tatlı gelişmesi buydu. En halsiz, hasta, bitkin halimde bile vakit ayırdım, keyif aldım. Kırlangıçlar, cıvıltıları, gökteki pikeleriyle dolu akşam saatleri, bu da bu ayın doyamadığım güzelliklerinden. Annemle domino ya da çatımızda yanyana akşam saatlerimiz, onun bilimkurgu dizileri, benim kapıldığım kitaplar ve o birlikte dinginlik hali. Tatlılık, huzur. Buhranları önceden yeterince yaşanmış ve kendisine sakinlik, neşe, keyif kalmış bir doğumgünü, sonunda. Biraz daha 37 derim, sonra 38'e adapte olurum.
Her yerden ve herkesten uzaktayım. Olduğumdan da uzak hissediyorum. Kendimi anlıyorum, hiç yargılamam yok, kucaklıyorum ihtiyaçlarımı, hallerimi, dönüşümlerimi. Kendime çok uzun bir yoldan geldim.
16 Ağustos 2024 Cuma
Temmuz kaydı
Temmuz hakikaten kaydı bu arada. Yine iki ay uzunluğunda, yine çok sancılı geçti. Hava 34 derece, hissedilen daha da beter, öylece evimizde kaldık. Ülke gündemi çok yaktı, daha da yakar. Buna alışılmaz, bundan kaçılmaz. Bu böyle bir dönem ve ilerde insanlar, şu anki psikolojimizi, neye nasıl dayandığımızı, sosyolojik her açıdan halimizi uzunca konuşup yazacaklar. Önemli bir konu olarak, hayatta kalıyoruz.
Ufak ve yumuşak
Seneler sonra, sayfamda tekrar resim var. (Kuzma Petrov tablosu) Her şeyden sonra ve bir şeyler, ben dönüşmüşken, bunu artık hep fark ederken ve kutlarken, sayfamı da renklendirmek istedim. Sayfama resim astım yine. Seneler sonra duvarıma geçen hafta resim asmam gibi, o Firenze afişi, bu yeni evde, yeni yaşamımda. Artık baktığımda, bana acı veren eski çift yaşamımızı, paylaştığımız evi hatırlatmıyor. Floransa'da bir dükkanda görüp bayıldığım, özenle iki tane aldığım (bir annemle evimize, bir çift evimize) harika yeşil tonlarda, güzel kağıtlı bir afiş o, sevdiğim, beğendiğim.
Objeler, eşyalar, giyisiler, hatta bazı hisler, sözler en sonunda eski anlamlarından özgür kalıyor. Onlar, ben çok büyük dertler atlatırken yanımda bana eşlik eden (ya da başka bir evde kaldığı için ulaşamadığım) giyisilerim ve hislerim. Evet, bir noktada hepsi aynı, hepsi benim verdiğim anlamlardan ibaret. Sevdiğim insan gibi, eski ilişkim gibi, eskide kalan mekanlar ve insanlar gibi. Yeni anlamları olanlar hala benimle. Yeniye esnemeyenler, yeniyi beslemeyenler benden uzak, ben daha da uzak. Çok acıdı. Hala çok acıyor ama ben pansuman yapmayı öğreniyorum. Tekrar ve tekrar, başkalarının ayırdığı parçalarımı, yeni parçalarımı bir bütün haline getirmeye uğraşıyorum. Canımın en içi annemin sevgisi, şefkati, sabrı var her şeyden önce. İki en eski dostumun özeni, inancı, bekleyişi var. Başımın üzerinde gündüz, akşamüstü, gece güzel gökyüzü ve kırlangıçlar var. Sonunda kavuştuğum romanlarım, yazmaya doyamadığım defterlerim, bedenimle ve kaslarımla yeni kurduğum ilişkim, ruhuma ve bedenime özenim, şefkatim, anlayışım var. Biliyorum ki bu vardığım geniş alan benim, bana en ait olanı kuruyorum ve bu... bu her şeye değer. Tüm ufak ve yumuşak adımlarımla, yavaş bir ritmle. Minnettarım.
14 Temmuz 2024 Pazar
Rüyalar tersine çıksın
Dün geceki rüyayı atlatamadım, çok fena geldi. Beni en sarsan, düşüncesi bile içimi sıkıştıran, hep korktuğum ihtimalin rüyasını görmek ne fena. Zihnim resmen işkenceyle, zorla, bana o düşüncenin görüntülerini gerçekmiş gibi izletip yaşattı. Ah zorba zihin.
Yeni bir kızarkadaşı vardı, oluyordu resmen. Birkaç kez buluşmuştu, çok hoşlanmıştı, bunu bana açıklayıp sakin kalmamı istiyordu. İçimdeki acıyı hissettim, içim ezildi. Sorduğum soruları hatırlıyorum, neleri merak ettiğimi, onun ne kadarını anlatıp ne kadarını artık benimle paylaşmadığını. Hatta öğrenmek için, normalde asla armayacağım, zebani gibi bir eski yüzü arayacak kadar çıldırdığımı. Sonra onun benimle dertleşir gibi paylaştığı bazı şeylerle, o ''kız'' hakkında edindiğim fikirleri, kendimle kıyasladığımı, içimin bir kez daha yandığını.
Olan biten hiçbir şeyi işleyemedik. O olduğu gibi kabarık halısının altına tıkıp geçti. Ben hepsi önümde, hepsi kırıklar yığını, kalakaldım. Asla birlikte temizlemeyeceğini, onarmayacağını anladım sonunda. Hep oyalayacağını ve beni de idareten sürenler listesinde tuttuğunu. ''Belki bir gün'' diye diye. Hiç gelmemiş ve yaşanmamış tüm sözleri gibi. Sorun değil, artık istemiyorum ve beklemiyorum. Odağımda kendime verebildiklerim ve verebileceklerim var. Artık başka birinin sözlerine zaten güvenmem.
Yine de. Gördüğüm berbat rüyaya ve o kadarına hazır olamam. Olmak zorunda da değilim. Sadece unutmak istiyorum. Çok acıdı.
Haziran Kaydı
Haziran ayında birkaç kez kaydetmek istediğim vakitler oldu. Kaydetmeye ve sonra açıp okumaya değer bulduğum hisler, anlar, kitaplar, diziler ve geceler.
Annemin ilk defa açan, 20 senelik kaktüsünün kocaman, beyaz, uzaylı gibi farklı, büyüleyici çiçekleri mesela. Onları birlikte izlememiz, paylaştığımız coşku, heyecan ve hayranlık.
Zor hislerle başa çıkmakta, sindirmekte kazanmaya devam ettiğim pratik. Beni çok zorlamaya, ağlatmaya, kendinden uzaklaştırmaya ve her seferinde ben kopacak hale gelmişken buna da izin vermemeye devam etti. Kendi iyiliğimi, akıl sağlığımı, hayatımı önceliklendiriyorum. Her seferinde büyük bir keder, hayalkırıklığı yaşasam da, güne en sevdiğim şekilde başlamayı, elimden geldiğince o kırığa basmadan günü geçirmeyi sürdürüyorum. Sonra gelip hatır soruyor, değer verdiğini, üzgün olduğunu söylüyor. Affetmiyorum, affetmediğimi söylüyorum. Onun istediği şekilde içi rahatlıyor ve tekrar uzak, özensiz, acımasız davranmaya başlıyor. Bu döngüden ben çıktım Temmuzdaki son umut ve güven kırdığında. Veda ettim. Kabul etmedi, o edemedi. Artık onun çaresizliklerini görüyorum, ben kendimi çaresiz bırakmadığım için şükrediyorum.
Yağmur ve fırtına olan harika Cuma gününü hatırlıyorum. İlk 35 derecelik haftanın üstüne, nasıl da ilaç gibi gelmişti. Gezeceğimiz yerler hep kaldı ama, birkaç serin havada bir Kuzguncuk, bir Üsküdar tepeleri, bir iki Küçükyalı yaptık.
Malcolm in the Middle bitti. Arada çok tatlı ve kısa Not Dead Yet bitti. Çıtır çerez birkaç film baktık. Ben Call My Agent'a başladım ve bayıldım. Kitaplarımdan Evlilik Portresi'ni çok kapılarak okudum. Ortaçağda evlilik, gerçek bir tarihi olay, Floransa tasvirleri, sevgili Lucrezia karakterinin içime işleyici, çok doyurucu bir romandı. Simyacı bu ay biter uzun aylardan sonra. Olasılıksız ve Yerdeniz Büyücüsü başlanmış halde bekliyorlar. Zweig iki senedir az az ve tam istediğim şekilde ilerliyor. O arada sayısız psikoloji konusunda kitap bitiyor, ellerimde ve zihnimde bilgiler dönüşüyor, beni tamamlıyor, çabam bu.
Somatik egzersizler ve lenfatik masaj hayatımda ve günümde kalıcı oldu Haziranda. Artık yeni ve etkin araçlara ihtiyaç duyuyordum ve bu kesinlikle bedenimle ilgili olmalı, ruhsal kaynaklı fiziksel sıkıntılarımı çözmeliydi. Buna yönelik olanları buldum ve iyi sonuç aldım. Devam ediyorum.
Çok güzel bulutlu kırlangıç saatleri oldu. Önceleri çıkma isteğim yokken, anneme uydum, onun istekleriyle terasa çıkmaya başladım. Çok iyi geldi. Tavanımızın gökyüzü olduğu o alan için hep şükrediyorum. Bu evdeki ikinci yazımıza girerken, bu yepyeni şansa alışmış değiliz, hala inanılmaz geliyor. Bir gece ilk cin tonikli, serin, İtalyanca şarkılar dinlediğimiz gecemizi yaptık. Kadehler tokuşturduk, yıldızlara baktık. Sarhoş oldum aylar sonra. Gülümsüyorum hatırlarken bile.
Beklemediğimiz sıcaklıkta, evden çıkartmayan Haziran'ı, güzel ve dingin yaptım elimden geldiği kadar. Minnet doluyum.
31 Mayıs 2024 Cuma
Mayısa yetişen gün
Mayısın son günü, annemin ''Hadi Kuzguncuk'a gidelim'' dedi. Bu ay hiç gezmek, keyif olsun diye çıkmamıştık. Bu mahalle ve ev, yaka, yabancılık hali bizim evde sakin ve korunaklı bir hayatı seçmemizi biraz mecburi kıldı. Çok nadiren çıkıyoruz, dışarda az kalıyoruz ve yorgun şekilde dönüyoruz. Bugünkü 28-30 derece hava, benim için dışarı çıkma limiti olarak belirlendi. Yine de dışardayken gördüğümüz çiçekler, hafif rüzgar, deniz bazen, ağaçlar çok güzel. Birbirimize gülümseyerek bakmak güzel. Aidiyetimiz hiçbir yere, insana değil, birbirimize sadece, çok yeterli ve öz. Yavaşça, adım adım, birlikte iyileşiyoruz. Sonsuz sevginin verdiği sabırla, güçle ve anlayışla. Minnettarım.
Bugünden iki gün önce, salonda sabah keyfimizle otururken, kendiliğinden sonsuz - kısa, kusursuz bir anı paylaştık. Anneme bir şarkı sözünden bahsettim, Mor ve Ötesi'nin ''Dünya Yalan Söylüyor'' cümlesini. Hep ilgisini çeker böyle derinlikler, yenilikler, keşifler. ''Açsana, dinleyelim'' dedi. Spotify'dan açtım, (Yardım Et şarkısı) kanepeye yanına oturdum, başımı omzuna dayadım. Turunç da öteki yanındaydı. Birlikte tavana, etrafa bakarak, omuzlarımız bir, içimiz mutluluk dolu, şarkıyı dinledik. Nasıl sade ve dolu bir büyülenme anı. Aynı büyüyü paylaşmak. O an yaşlarımız aynıydı, 18'di, bir festivaldeydik, bir yandan da ilk kez keşfediyorduk bu müziği, heyecanı. Üstüne de o anı ve müziği iyice güzelleştirmek için, en yakışan ''Daha mutlu olamam'' şarkısını açtım. Sözler nasıl da bizim bugünümüzdü. ''Küçük şeyler sevindirir ruhumu, hayal bile edemezdim, ben bunu...'' Ellerimiz bir, birbirimize gülümsedik. Daha mutlu olamazdık o an, bunu sayısız kez yaşadık. Bu anı onunla paylaşmanın büyüsü tüm gün ve sonraki günlerde hala, beni gülümsetiyor.
28 Nisan 2024 Pazar
Geçince. Sonra.
Bugün değil, bu gri, hüzünlü, acılarımı çok hissettiğim Pazar akşamı değil...
Daha aydınlık ve iyi bir günümde yazmak istiyorum Nisan ayındaki tatlılıkları, hafiflikleri, iyileşmeleri, annemle paylaştıklarımızı.
Hiçbir şeyin kalıcı olmadığını, yitip gidenleri fazlasıyla görüp hissettiğim bugün değil. Geçince.
27 Mart 2024 Çarşamba
Sonunda geldi.
Neşe, tutku, heves hissetmiyorum. Hissedemiyorum. Tamamen tükendiler, en çok neşe için üzgünüm. Ben kendiliğinden neşelenen, coşan, parıldayan bir şeydim. Tutkuyu da özlüyorum, bir işe, bir esere, insana tutkuyla dolmayı. Heves, ne gerekli bir yaşam gücüymüş, merak gibi, istek gibi.
Yoklar. Ben sundukça, ben yarattıkça boşa gittiler. Sonunda hiç kalmadı.
Öylesine yaşıyorum. Anlam kaybımla, yakınlıklardan uzak, birkaç üzgün hisle uykuya kavuşuyorum.
Dört senedir korkunç acılar, şoklar, kayıplar yaşarken, sürekli kendimi yalanlarla ve geçiştirmelerle uzak tutmaya çalıştığım depresyon. Sen mi bana geldin, ben mi sana, umursamıyorum. Artık olanları değiştirme çabam yok. İyileştirme, düzeltme, onarma... Onlar da boşa gitmekten yok olan diğer kayıplar. İstediğin her yeri kaplamana izin veriyorum, yakışıyoruz.
13 Şubat 2024 Salı
Arayı uzatma ihtiyacı
Annemin doğumgünü için, üzerime çöken o koyu, ağır, acı hale ara vermeyi denedim. Verebildim şükürler olsun.
Küçük bir kız gibi heyecanlandı hayatımın güzelliği, ışıl ışıl parladı. O parladıkça ben de renk almaya başladım. Üç buket çiçeği, iki vazoya bölüştürdük, sarı, pembe, yeşil, beyaz. Minik hediyeler paketlerini saklayıp, gününde vermeyi başardım. Hediyelerinin hepsini koltuğa dizdi kızım, yeni ayakkabıları kutusunda, ajur hırkası, parfümü, çiçekleri... Bluzunu giydi, tombik kedisiyle fotoğraflarını çektim. Nasıl güzel, nasıl duru ve zarif. İçim sevgisiyle temizlenip arındı, kimbilir kaçıncı kez.
O kedere ara vermek kendiliğinden uzadı sonra. Cuma hava sıcaktı, caddede zorunlu işimiz vardı. Çıktık. İyi hissetmedim, ışık ve ses, kalabalık ve tüketim kaosu çok fazla, çok yıpratıcı geldi. Ben artık küçük ve gerçek, saf, sakin dünyama aidim. Bu şehirde rahat etmeme imkan yok. Huzursuzluğuma hakim olabildim, çok yorgun hissederek ama işlerimizi halletmiş şekilde eve döndük.
Birkaç gün daha, hafif konuşmalarla, pek derinlere dalmayarak, dalmışsam sabredip ertesi sabahın dinginliğine ulaşarak geçti. Arada 18 derece, lodoslu ve sıcak bir Cumartesi, aylar sonra bira açtığım, yaklaşan baharın huzurunu ve canlılığını hissettiğim tatlı bir akşamüstü bile oldu.
''Bir gün olsun, annem için ara verebilsem şu çöküntüye'' derken, belki de bu ara, yeni bir düzlük oldu. Bunu böyle yapmaya çalışacağım.
6 Şubat 2024 Salı
Annemi kutlamak
Her şeyi unutmak (ya da ara vermek) ve sadece annemin doğumunu, hayatını, var oluşunu, sevgisini kutlamak istiyorum. Bundan öte bir gerçeklik ve anlam yok benim için.
Demin, kaç günün ruhsal çöküntüsü ve toparlanamayışı ile, tuvalette hızlıca ağladım, acımı biraz olsun hafiflettim. Bir şey belli etmeden çıktım. Anladı ve anlıyor kederli halimi, annem beni hep anlar. Nasıl bir şefkat, his, sarmalamak. Birbirimize bakıp gülümsediğimizde dünya parlıyor, içimizdeki ışık parlıyor.
Ona rengarenk çiçekler aldım bugün, çiçekli bir sabaha uyanması için. Loş odamızda, aynanın önü sarı, pembe, beyaz, turuncu, mor çiçeklerle dolu. Anneme çiçekler topladım, az bile.
Son üç senedir her doğumgününde sürünüyordum üzüntüden, denk gelen acılar, yaşatılan acılar içindeydik. Bu sene hafif ve neşeli hissedebilmeyi dilerdim. Olmadı, bırakmadılar, olamadı. Yine de elimden geleni yapıyorum ve yapacağım. Buna değen bir kişi var benim için, her şeye değen, her şeyi hak eden, annem. Seni çok seviyorum. Varlığın, sevgin ve yanyana olduğumuz için şükrediyorum, daima.
2 Şubat 2024 Cuma
Sonuncu eziyetin ve yerdeyim.
Son yazdığımdan beri acıyor, çok acıyor. Ruhum, etim, kemiğim, kanım acıyor.
Bu değersizlik hissi, bu kendime senin gözlerinle ve sözlerinle bakıp tiksinme. Sen bana bunu senelerdir nasıl yaşatırsın? Beni kendimden nasıl böyle uzaklaştırırsın. Beni resmen kendime karşı doldurdun. Artık saf, temiz, iyi, umutlu hiçbir his kalmadı içimde, ne sana, ne bize, ne sevmeye karşı.
Benim seni sevmeye inandırmam gerekiyordu. Senin beni, sevmemeye değil. İçindeki zehir bunu da yaptı.
Ben artık sana ısınamadığım için, sana değer veremediğim için, ne yaparsam yapayım senin gösterdiğin gerçekliğini hiçbir boyayla kapatamayacağım için perişanım. Sen hiç geçmeyecek bir yarasın, senin pansumanın yok, senin iyileşme ihtimalin yok.
İçim acıyla, değersizlikle, senden gördüğüm bitmeyen, senelerin şiddetleriyle dolu. Severken ve sevmezken, daima eksik, yanlış, yetersiz bulduğun ve hiç yükseltmediğin, hep batırdığın, her yanım acıyor. Sana izin veren, severek sevmeyi öğretirim sandığım her yanım.
Bütün varsayımlarımı ve bütün olasılıkları paramparça ettin.
30 Ocak 2024 Salı
Dipteki kumlar, yine
Geçen haftanın güzel ve hafif sonunu anlatamadan, yazamadan devam ettim. Çok şükür iyi denebilecek sonuçlar. Hafif geçen bir Cumartesi ve Pazar.
Bugün dozu artarak gelen ve yığılan mutsuzluk. Tüm bunlar nasıl oldu, ben elimde kalanlardan, kendimden kalanlardan ne yapacağım hissi ile mutsuzluktan başım döndü. Kafamı dağıtamadım. Filmlere, dizilere sığamadım. Çok acıdı, çok acıyor. Bunun muhatabı asla dinlemeyecek, asla onarmayacak. Üstüne hesap soracak hep, üstüne azarlayacak. Aş artık, geçti, geçmişte bırak. Lanetler olsun, bu leş gibi haksızlık. Midem bulanıyor hizmet ettiğim ikiyüzlülükten. Ne yaptığımı bilmiyorum.
Günübirlik ruhsal çöküntülerle, hiç hesapta yokken kendini yatakta, yorganın altında bulan benim. Boğazımda bir yumru, ağlamadan 7 gün dolsun diye kendini tutan benim. Ben sevdim, ben kaybettim. ''Onlar da seni kaybetti, düşünsene neler kaybettiler'' diyen arkadaşıma, ''Beni kimse kaybetmedi, hepsi bensiz devam ettiler, Evrim bensiz çok daha iyi hissettiğini hep söyledi'' diyen benim. İçim acıyla yanıyor. Her tekmeyi, her vuruşu her gün tekrar yaşıyorum ben. Beni kimse kaybetmedi.
Bugünler, bu haller geçer mi bilmem, nasıl geçer, asla bilmem. Ama olur da geçerse, bir daha asla. Her şeye ve herkese, koca bir asla. Sonsuz bir hayır. Kimden hayatta kalmışsam, kime rağmen hayatta kalmışsam, hepsinin yeri kendi dipleri artık.
22 Ocak 2024 Pazartesi
Bir güzel kış günü gülümsemesi
Çatıkatında, dışarısı buz gibi ve içerisi sıcacıkken, çok güzel geçen bu kış günü için minnettarım. Yarın ve özellikle Çarşamba günkü sağlık kontrollerimizden (özellikle de annemden) iyi sonuçlar duyup ferahlamayı tüm kalbimle diliyorum, bekliyorum.
Havanın 6 derece olduğu, güneşin parladığı bugün, fonda Carmen çalarken tek tek siparişlerimi kapattım, güzelce uğraştım, her biri için resmi alana teşekkür ettim. Orijinal kağıt işimi alan iyi insana, kuryeyle resmini ulaştırdım. Listeme tikler atarak hafifledim. Atmasaydım da dingindim. Tamamlamak, sakince ve güzelce çalışmak çok iyi geldi, yormadı ve enerji verdi.
Sonrasında kendiliğinden gelişen bir istekle ve keyifle, bedenimle ilgilendim. Bakım yapmak hep çok iyi hissettirir ama kış vakti, sanki plaj günüymüş gibi kapsamlı ve yavaş, ince ince bakım yapmak çok çok iyi geldi. Bunu yapacak alana, zamana, malzemelere, isteğe sahip olmama şükrettim. Hasta yattığım geçen ay boyunca cildimi, kendime özenmeyi ne kadar unutmuştum. Bugünleri görmek, içinde olmak, annemle birbirimize gülümsemek ve kıymetini bilmek çok güzel. Akşam olunca da süper sağlıklı tabağımı alıp yeni dizim olacak gibi duran Succession'a oturdum. Çok uzağında olduğum, alakam bile olmayan bir dünyanın, stressiz seyircisi olmak keyifli. Good Omens'in hala etkisindeyim, o bambaşka bir şeydi elbette, arada bazı bölümleri güzelliği için açıp seyrediyorum.
Yarın sabah, hava 1 derece ve güneş doğmamışken, 8'de evden çıkacağız. Bunu o zaman düşünürüz deyip, bugünü hatırlamak için not etmek istedim. Şükrediyorum, çok.
17 Ocak 2024 Çarşamba
O da geçti.
Bu akşamüstü, şimdi olan heyecanım, dört gündür süren tempodan ve iletişimden, mutlu gelişmelerden duyduğum ''fazla'' hislerin etkisindeyim. Öyle unutmuşum ki, öyle sakin ve sessiz günlere, aylara, senelere alışmışım ki. Kendime sadece saf bir şefkat ve anlayış duyuyorum. O kadar doğal ki, olan her şeyden sonra geçen sessizlikte, iyi ve yoğun hareketlerden şaşkınlık ve çekingenlik duymam.
Cuma günü çok soğuk, çok karanlıktı. 3 saat kadar ağladım. ''Yapamıyorum'' dedim. Sonra sesimi duyurdum, açıkça, sakınmadan, güvendiklerime. Güvendiğim insanlar da kendi güvendiklerine. Öneriler yerine el verenler hemen oldu, ertesi gün değişti seyir.
10 Ocak 2024 Çarşamba
Bu da geçecek
Bu da geçecek... de... gelecek mi sonra, geçmesini istemediğim bir şey. Yoksa geçmesin bu da. Bu kalsın.
Ertesi sabah, bu sabah bir vefat haberiyle, kışın karanlık ve buz gibi soğuğu ile geldi. Üzüldüm, tedirgin oldum, kaygılandım. Çok iyi ve çok neşeli bir insandı, hayatın sertlikleri çok fazla ama burada konu benim hislerim değil, birbirini seven bir ailede bir acı var uzakta. Ben dışardan bakan, biraz bencilce kaygılar ve hüzünler duyan bir seyirciyim.
Demin hiç beklemezken, ağır geldi yine. Artık ağır gelenleri seçemiyorum ama sevgilerin yokluğu ve terk edilmenin, vazgeçilmenin, konusu geçince ''O iyi, o benim eksikliğimi hiç duymadan aynı hayata devam ediyor. Yok, özlemiyor. Evet, alışıyor insan'' dememin gerçekliği içimi ezdi. Yukarı çıktım, yatağa oturdum ve ağladım, yine. Kalbim kırık, kalbim çok kırıldı diye diye ağladım. Haftada bire düştü ağlamalarım, günde bir olduğu iki senenin ardından, buna şükrediyorum. Yine de görünürde her şeyi atlatmış olması, iyi olması beklenen bir teorinin, pratik hali olarak, sık sık ağlarken buluyorum kendimi. Sonra sabır diyorum, geçecek diyorum. Boşuna bile olsa diyorum. Geçsin, tamam yavaş geçsin ama geçsin, yerine iyi şeyler gelsin. Annemin güzel anne gönlü için. Keder bizden uzak olsun artık.
Kalbim kırık, çok kırık. Hava soğuk, çok soğuk. Ne karanlık ve ağır bir gündü. Kapatalım bunu da. Hafifi, dingini, huzurlusu ve gülümsemelisi gelsin. Gelene dek kaydırıp kaydırıp kapatalım. Çay da olsun.
Geçecek dedikleri
Saat gece 12 oldu. 1 de olur. Uyurum. Zor, ağır bir gece daha geride kalmış olur. Sabaha daha hafif, daha dingin uyanırım. Annemle çayımızı içerken ve birbirimize gülümserken şanslı ve iyi hissederim. Bunlar güzel, bunlar gerçek. Bunlar var, şükürlerim.
Geçecek kızım, bir kısmı geçecek. Herkes geçecek diyor, demek ki geçecek yani biraz da olsa. Nasıl, ne zaman, ne kadar geçecek, onu bilmiyorlar. Şeker için de geçecek demişlerdi, bu yüzden güvenemiyorum onlara. Yok geçmedi Şeker, geçemez. Nah geçecek. Ben Evrim miyim ki geçsin. Ben Eylül olanım, nasıl geçsin. Ben kendimi bilirim. Ben kendimi de bilmiyorum ki artık. Geçmeyen her şey oldum kaldım.
Sabır kızım sabır. Bir gün daha. Arada olan iyi günleri hatırla, o günlerde gelip buraya yazmayı düşündün ama mutlu ve hafif olmakla meşguldün, müzikle, resimle, dansla, kendi halinde. Sabırla geçir gecelerini. Kedere sabret, kalp kırıklığına sabret, daha iyileşecek yerlerin ve hallerin var. İyileşmeye inanırım ben. Benden bunu söküp alamaz kimse. Kaybettiklerimin sızısı, yokluğu bile. Uyu kızım uyu. Dingin, sakin, huzurlu sabaha, pijamalı çaylara, dünyanın en güzel gülümsemesine uyanmak için uyu.
Nasılsın Eylül
(Bazen, artık nadiren gelen bir hal bu, hala, hala.)
Seninle paylaşamadığım her şey, her his, her hava hali, film, dizi, müzik, haber, yüzüm, rüyam, uykum, ellerim, senin hayatın... Canımı yakıyor. Sana öfkem boğazımı yakıyor, kederden kavruluyorum. Hala, bazen, nadiren... Olur da o an ''Nasılsın, iyisin umarım?'' diye mesajın düşerse, bakıyorum öylece. Yazmak istediğim cevaplar içimde bir yumak, içimin her yerini ezmiş milyon kez. Seninle paylaşamadığım her şeyi bir kelime haline getirip suratına fırlatmak istiyorum. ''Bize ne yaptın sen alçak!'' diye haykırmak istiyorum. En çok sevgime yapabildiklerine hiddet duyuyorum. Sevgimin halini ben senden çok umursadım hep. Nadiren bakabiliyorum ne hale geldiğine. Sonra biraz nefeslenip, yutkunup, ''Fena değil, idare ediyorum'' yazıyorum. Çünkü beni buna razı gelmek zorunda bıraktın. Çünkü ben ağlayarak, uluyarak, fısıldayarak, gülümseyerek, ne şekilde anlatsam da dinlemedin, duymadın. Beni duymamak istedin. Benim uzakta ve iyi olduğumu öğrenmek sana yetti, öyle olmadığımı bilsen de, öyle demem yetti, ötesi gerekmedi. Seninle paylaşamadığım her şey, benimle paylaşamadığın her şey, her hava hali, her haber, her uyku, her şaka... Bize ne yaptığını ben tek başıma görmek zorunda kaldım. Ben başka şey göremez oldum sen bakmadıkça. Nasıl mıyım? Umarım her şey yolunda mı? İyi miyim Evrim?
Sana söylesem bir şey değişmezdi, verdiğin acıyı ve yok ettiğin sevgiyi umursamazdın. Artık ben de umursamamak için kendimi eğitiyorum. Bazen, hala evet hala ama nadiren, eğitimden kaçan bir his, bir öfke ya da acı patlıyor kelimelerle. Patlasın. Tamam solup sönene dek. İyi misin Evrim? Artık kendimize hiç benzemiyoruz.


