27 Mart 2024 Çarşamba

Sonunda geldi.

   Neşe, tutku, heves hissetmiyorum. Hissedemiyorum. Tamamen tükendiler, en çok neşe için üzgünüm. Ben kendiliğinden neşelenen, coşan, parıldayan bir şeydim. Tutkuyu da özlüyorum, bir işe, bir esere, insana tutkuyla dolmayı. Heves, ne gerekli bir yaşam gücüymüş, merak gibi, istek gibi. 

  Yoklar. Ben sundukça, ben yarattıkça boşa gittiler. Sonunda hiç kalmadı.

  Öylesine yaşıyorum. Anlam kaybımla, yakınlıklardan uzak, birkaç üzgün hisle uykuya kavuşuyorum. 

  Dört senedir korkunç acılar, şoklar, kayıplar yaşarken, sürekli kendimi yalanlarla ve geçiştirmelerle uzak tutmaya çalıştığım depresyon. Sen mi bana geldin, ben mi sana, umursamıyorum. Artık olanları değiştirme çabam yok. İyileştirme, düzeltme, onarma... Onlar da boşa gitmekten yok olan diğer kayıplar. İstediğin her yeri kaplamana izin veriyorum, yakışıyoruz. 

13 Şubat 2024 Salı

Arayı uzatma ihtiyacı

   Annemin doğumgünü için, üzerime çöken o koyu, ağır, acı hale ara vermeyi denedim. Verebildim şükürler olsun. 

  Küçük bir kız gibi heyecanlandı hayatımın güzelliği, ışıl ışıl parladı. O parladıkça ben de renk almaya başladım. Üç buket çiçeği, iki vazoya bölüştürdük, sarı, pembe, yeşil, beyaz. Minik hediyeler paketlerini saklayıp, gününde vermeyi başardım. Hediyelerinin hepsini koltuğa dizdi kızım, yeni ayakkabıları kutusunda, ajur hırkası, parfümü, çiçekleri... Bluzunu giydi, tombik kedisiyle fotoğraflarını çektim. Nasıl güzel, nasıl duru ve zarif. İçim sevgisiyle temizlenip arındı, kimbilir kaçıncı kez. 

  O kedere ara vermek kendiliğinden uzadı sonra. Cuma hava sıcaktı, caddede zorunlu işimiz vardı. Çıktık. İyi hissetmedim, ışık ve ses, kalabalık ve tüketim kaosu çok fazla, çok yıpratıcı geldi. Ben artık küçük ve gerçek, saf, sakin dünyama aidim. Bu şehirde rahat etmeme imkan yok. Huzursuzluğuma hakim olabildim, çok yorgun hissederek ama işlerimizi halletmiş şekilde eve döndük. 

  Birkaç gün daha, hafif konuşmalarla, pek derinlere dalmayarak, dalmışsam sabredip ertesi sabahın dinginliğine ulaşarak geçti. Arada 18 derece, lodoslu ve sıcak bir Cumartesi, aylar sonra bira açtığım, yaklaşan baharın huzurunu ve canlılığını hissettiğim tatlı bir akşamüstü bile oldu.

  ''Bir gün olsun, annem için ara verebilsem şu çöküntüye'' derken, belki de bu ara, yeni bir düzlük oldu. Bunu böyle yapmaya çalışacağım. 

6 Şubat 2024 Salı

Annemi kutlamak

   Her şeyi unutmak (ya da ara vermek) ve sadece annemin doğumunu, hayatını, var oluşunu, sevgisini kutlamak istiyorum. Bundan öte bir gerçeklik ve anlam yok benim için. 

  Demin, kaç günün ruhsal çöküntüsü ve toparlanamayışı ile, tuvalette hızlıca ağladım, acımı biraz olsun hafiflettim. Bir şey belli etmeden çıktım. Anladı ve anlıyor kederli halimi, annem beni hep anlar. Nasıl bir şefkat, his, sarmalamak. Birbirimize bakıp gülümsediğimizde dünya parlıyor, içimizdeki ışık parlıyor. 

  Ona rengarenk çiçekler aldım bugün, çiçekli bir sabaha uyanması için. Loş odamızda, aynanın önü sarı, pembe, beyaz, turuncu, mor çiçeklerle dolu. Anneme çiçekler topladım, az bile. 

  Son üç senedir her doğumgününde sürünüyordum üzüntüden, denk gelen acılar, yaşatılan acılar içindeydik. Bu sene hafif ve neşeli hissedebilmeyi dilerdim. Olmadı, bırakmadılar, olamadı. Yine de elimden geleni yapıyorum ve yapacağım. Buna değen bir kişi var benim için, her şeye değen, her şeyi hak eden, annem. Seni çok seviyorum. Varlığın, sevgin ve yanyana olduğumuz için şükrediyorum, daima. 

2 Şubat 2024 Cuma

Sonuncu eziyetin ve yerdeyim.

   Son yazdığımdan beri acıyor, çok acıyor. Ruhum, etim, kemiğim, kanım acıyor.

   Bu değersizlik hissi, bu kendime senin gözlerinle ve sözlerinle bakıp tiksinme. Sen bana bunu senelerdir nasıl yaşatırsın? Beni kendimden nasıl böyle uzaklaştırırsın. Beni resmen kendime karşı doldurdun. Artık saf, temiz, iyi, umutlu hiçbir his kalmadı içimde, ne sana, ne bize, ne sevmeye karşı.

  Benim seni sevmeye inandırmam gerekiyordu. Senin beni, sevmemeye değil. İçindeki zehir bunu da yaptı.

  Ben artık sana ısınamadığım için, sana değer veremediğim için, ne yaparsam yapayım senin gösterdiğin gerçekliğini hiçbir boyayla kapatamayacağım için perişanım. Sen hiç geçmeyecek bir yarasın, senin pansumanın yok, senin iyileşme ihtimalin yok.

  İçim acıyla, değersizlikle, senden gördüğüm bitmeyen, senelerin şiddetleriyle dolu. Severken ve sevmezken, daima eksik, yanlış, yetersiz bulduğun ve hiç yükseltmediğin, hep batırdığın, her yanım acıyor. Sana izin veren, severek sevmeyi öğretirim sandığım her yanım. 

  Bütün varsayımlarımı ve bütün olasılıkları paramparça ettin.

30 Ocak 2024 Salı

Dipteki kumlar, yine

   Geçen haftanın güzel ve hafif sonunu anlatamadan, yazamadan devam ettim. Çok şükür iyi denebilecek sonuçlar. Hafif geçen bir Cumartesi ve Pazar.

  Bugün dozu artarak gelen ve yığılan mutsuzluk. Tüm bunlar nasıl oldu, ben elimde kalanlardan, kendimden kalanlardan ne yapacağım hissi ile mutsuzluktan başım döndü. Kafamı dağıtamadım. Filmlere, dizilere sığamadım. Çok acıdı, çok acıyor. Bunun muhatabı asla dinlemeyecek, asla onarmayacak. Üstüne hesap soracak hep, üstüne azarlayacak. Aş artık, geçti, geçmişte bırak. Lanetler olsun, bu leş gibi haksızlık. Midem bulanıyor hizmet ettiğim ikiyüzlülükten. Ne yaptığımı bilmiyorum. 

  Günübirlik ruhsal çöküntülerle, hiç hesapta yokken kendini yatakta, yorganın altında bulan benim. Boğazımda bir yumru, ağlamadan 7 gün dolsun diye kendini tutan benim. Ben sevdim, ben kaybettim. ''Onlar da seni kaybetti, düşünsene neler kaybettiler'' diyen arkadaşıma, ''Beni kimse kaybetmedi, hepsi bensiz devam ettiler, Evrim bensiz çok daha iyi hissettiğini hep söyledi'' diyen benim. İçim acıyla yanıyor. Her tekmeyi, her vuruşu her gün tekrar yaşıyorum ben. Beni kimse kaybetmedi. 

  Bugünler, bu haller geçer mi bilmem, nasıl geçer, asla bilmem. Ama olur da geçerse, bir daha asla. Her şeye ve herkese, koca bir asla. Sonsuz bir hayır. Kimden hayatta kalmışsam, kime rağmen hayatta kalmışsam, hepsinin yeri kendi dipleri artık.

  

22 Ocak 2024 Pazartesi

Bir güzel kış günü gülümsemesi

   Çatıkatında, dışarısı buz gibi ve içerisi sıcacıkken, çok güzel geçen bu kış günü için minnettarım. Yarın ve özellikle Çarşamba günkü sağlık kontrollerimizden (özellikle de annemden) iyi sonuçlar duyup ferahlamayı tüm kalbimle diliyorum, bekliyorum. 

  Havanın 6 derece olduğu, güneşin parladığı bugün, fonda Carmen çalarken tek tek siparişlerimi kapattım, güzelce uğraştım, her biri için resmi alana teşekkür ettim. Orijinal kağıt işimi alan iyi insana, kuryeyle resmini ulaştırdım. Listeme tikler atarak hafifledim. Atmasaydım da dingindim. Tamamlamak, sakince ve güzelce çalışmak çok iyi geldi, yormadı ve enerji verdi. 

  Sonrasında kendiliğinden gelişen bir istekle ve keyifle, bedenimle ilgilendim. Bakım yapmak hep çok iyi hissettirir ama kış vakti, sanki plaj günüymüş gibi kapsamlı ve yavaş, ince ince bakım yapmak çok çok iyi geldi. Bunu yapacak alana, zamana, malzemelere, isteğe sahip olmama şükrettim. Hasta yattığım geçen ay boyunca cildimi, kendime özenmeyi ne kadar unutmuştum. Bugünleri görmek, içinde olmak, annemle birbirimize gülümsemek ve kıymetini bilmek çok güzel. Akşam olunca da süper sağlıklı tabağımı alıp yeni dizim olacak gibi duran Succession'a oturdum. Çok uzağında olduğum, alakam bile olmayan bir dünyanın, stressiz seyircisi olmak keyifli. Good Omens'in hala etkisindeyim, o bambaşka bir şeydi elbette, arada bazı bölümleri güzelliği için açıp seyrediyorum. 

  Yarın sabah, hava 1 derece ve güneş doğmamışken, 8'de evden çıkacağız. Bunu o zaman düşünürüz deyip, bugünü hatırlamak için not etmek istedim. Şükrediyorum, çok. 

17 Ocak 2024 Çarşamba

O da geçti.

   Bu akşamüstü, şimdi olan heyecanım, dört gündür süren tempodan ve iletişimden, mutlu gelişmelerden duyduğum ''fazla'' hislerin etkisindeyim. Öyle unutmuşum ki, öyle sakin ve sessiz günlere, aylara, senelere alışmışım ki. Kendime sadece saf bir şefkat ve anlayış duyuyorum. O kadar doğal ki, olan her şeyden sonra geçen sessizlikte, iyi ve yoğun hareketlerden şaşkınlık ve çekingenlik duymam. 

  Cuma günü çok soğuk, çok karanlıktı. 3 saat kadar ağladım. ''Yapamıyorum'' dedim. Sonra sesimi duyurdum, açıkça, sakınmadan, güvendiklerime. Güvendiğim insanlar da kendi güvendiklerine. Öneriler yerine el verenler hemen oldu, ertesi gün değişti seyir. 

10 Ocak 2024 Çarşamba

Bu da geçecek

 Bu da geçecek... de... gelecek mi sonra, geçmesini istemediğim bir şey. Yoksa geçmesin bu da. Bu kalsın.

  Ertesi sabah, bu sabah bir vefat haberiyle, kışın karanlık ve buz gibi soğuğu ile geldi. Üzüldüm, tedirgin oldum, kaygılandım. Çok iyi ve çok neşeli bir insandı, hayatın sertlikleri çok fazla ama burada konu benim hislerim değil, birbirini seven bir ailede bir acı var uzakta. Ben dışardan bakan, biraz bencilce kaygılar ve hüzünler duyan bir seyirciyim. 

  Demin hiç beklemezken, ağır geldi yine. Artık ağır gelenleri seçemiyorum ama sevgilerin yokluğu ve terk edilmenin, vazgeçilmenin, konusu geçince ''O iyi, o benim eksikliğimi hiç duymadan aynı hayata devam ediyor. Yok, özlemiyor. Evet, alışıyor insan'' dememin gerçekliği içimi ezdi. Yukarı çıktım, yatağa oturdum ve ağladım, yine. Kalbim kırık, kalbim çok kırıldı diye diye ağladım. Haftada bire düştü ağlamalarım, günde bir olduğu iki senenin ardından, buna şükrediyorum. Yine de görünürde her şeyi atlatmış olması, iyi olması beklenen bir teorinin, pratik hali olarak, sık sık ağlarken buluyorum kendimi. Sonra sabır diyorum, geçecek diyorum. Boşuna bile olsa diyorum. Geçsin, tamam yavaş geçsin ama geçsin, yerine iyi şeyler gelsin. Annemin güzel anne gönlü için. Keder bizden uzak olsun artık. 

  Kalbim kırık, çok kırık. Hava soğuk, çok soğuk. Ne karanlık ve ağır bir gündü. Kapatalım bunu da. Hafifi, dingini, huzurlusu ve gülümsemelisi gelsin. Gelene dek kaydırıp kaydırıp kapatalım. Çay da olsun.

Geçecek dedikleri

   Saat gece 12 oldu. 1 de olur. Uyurum. Zor, ağır bir gece daha geride kalmış olur. Sabaha daha hafif, daha dingin uyanırım. Annemle çayımızı içerken ve birbirimize gülümserken şanslı ve iyi hissederim. Bunlar güzel, bunlar gerçek. Bunlar var, şükürlerim. 

  Geçecek kızım, bir kısmı geçecek. Herkes geçecek diyor, demek ki geçecek yani biraz da olsa. Nasıl, ne zaman, ne kadar geçecek, onu bilmiyorlar. Şeker için de geçecek demişlerdi, bu yüzden güvenemiyorum onlara. Yok geçmedi Şeker, geçemez. Nah geçecek. Ben Evrim miyim ki geçsin. Ben Eylül olanım, nasıl geçsin. Ben kendimi bilirim. Ben kendimi de bilmiyorum ki artık. Geçmeyen her şey oldum kaldım.

  Sabır kızım sabır. Bir gün daha. Arada olan iyi günleri hatırla, o günlerde gelip buraya yazmayı düşündün ama mutlu ve hafif olmakla meşguldün, müzikle, resimle, dansla, kendi halinde. Sabırla geçir gecelerini. Kedere sabret, kalp kırıklığına sabret, daha iyileşecek yerlerin ve hallerin var. İyileşmeye inanırım ben. Benden bunu söküp alamaz kimse. Kaybettiklerimin sızısı, yokluğu bile. Uyu kızım uyu. Dingin, sakin, huzurlu sabaha, pijamalı çaylara, dünyanın en güzel gülümsemesine uyanmak için uyu. 

Nasılsın Eylül

  (Bazen, artık nadiren gelen bir hal bu, hala, hala.)

  Seninle paylaşamadığım her şey, her his, her hava hali, film, dizi, müzik, haber, yüzüm, rüyam, uykum, ellerim, senin hayatın... Canımı yakıyor. Sana öfkem boğazımı yakıyor, kederden kavruluyorum. Hala, bazen, nadiren... Olur da o an ''Nasılsın, iyisin umarım?'' diye mesajın düşerse, bakıyorum öylece. Yazmak istediğim cevaplar içimde bir yumak, içimin her yerini ezmiş milyon kez. Seninle paylaşamadığım her şeyi bir kelime haline getirip suratına fırlatmak istiyorum. ''Bize ne yaptın sen alçak!'' diye haykırmak istiyorum. En çok sevgime yapabildiklerine hiddet duyuyorum. Sevgimin halini ben senden çok umursadım hep. Nadiren bakabiliyorum ne hale geldiğine. Sonra biraz nefeslenip, yutkunup, ''Fena değil, idare ediyorum'' yazıyorum. Çünkü beni buna razı gelmek zorunda bıraktın. Çünkü ben ağlayarak, uluyarak, fısıldayarak, gülümseyerek, ne şekilde anlatsam da dinlemedin, duymadın. Beni duymamak istedin. Benim uzakta ve iyi olduğumu öğrenmek sana yetti, öyle olmadığımı bilsen de, öyle demem yetti,  ötesi gerekmedi. Seninle paylaşamadığım her şey, benimle paylaşamadığın her şey, her hava hali, her haber, her uyku, her şaka... Bize ne yaptığını ben tek başıma görmek zorunda kaldım. Ben başka şey göremez oldum sen bakmadıkça. Nasıl mıyım? Umarım her şey yolunda mı? İyi miyim Evrim? 

  Sana söylesem bir şey değişmezdi, verdiğin acıyı ve yok ettiğin sevgiyi umursamazdın. Artık ben de umursamamak için kendimi eğitiyorum. Bazen, hala evet hala ama nadiren, eğitimden kaçan bir his, bir öfke ya da acı patlıyor kelimelerle. Patlasın. Tamam solup sönene dek. İyi misin Evrim? Artık kendimize hiç benzemiyoruz. 

31 Aralık 2023 Pazar

Pijama ve yorganla

 Zamanın hızlandığını, içini anlamla ve iyi anlarla dolduramadığımda anlıyorum. Bu sene hiç ağlamadığım haftaları ''iyi hafta'' olarak değerlendirdim, birkaç tane belki oldu. Geçen sene ise bu, ağlamadığım günler içindi. 2019'dan 2020'ye girerken, kendimi çok şanslı, çok umutlu, harika şeylerin başında hissediyordum. Her şeye sahip gibi. Sonrasında olanlar, gidenler, bitenler ve hep ağlamak, hep acı hissi, unutamıyorum. 

  Şeker'i kaybettikten sonra, o dehşet ve acının en dibindeyken, eşim en sert şekilde terk etti, kendime gelmemi beklemedi bile. Birlikte oturup bir konuşmadan, görmeden boşanmaya zorladı, 6 ay sonra ilk kez, boşanma kağıtlarını imzalatmak için ziyaretime geldi. Tüm o berbat hislerle ben konuşmamı, hafızamı toparlayamazken, olanların boyutunu algılayamazken, yanımda sadece annem vardı. Benim sevgisinde ve her şeyinde cömert, şefkati sonsuz, elleri yumuşacık, sabırlı, hep yanımda, şükürler olsun yanımda olan annem. Annem ve ben aylarca ağladık, ''Nasıl dayanırız, neler oldu, Şeker nasıl gittin'' diye diye ağladık. Annem hep kendiyle, hem benimle uğraştı. En iyi dostunun daha felaket yazında son bencillik şovunu yaparak defolup bıraktığı, eski çevresi tamamen sahte olan, evleneli 2 sene olmamışken, 12 senelik sevgilisinde ''Kedim yeni öldü, biraz zaman tanı, konuşalım'' diye yalvaran, eşyalarını acilen alması emredilen beni toparladı. Birbirimizi hayatta tuttuk, bunu unutamam. Birbirimize bakıp gülümsediğimizde, neleri atlattığımızı, neleri yaşadığımızı biz biliyoruz. Birbirimizle olduğumuz bu sessiz sakin, huzurlu çatı katında uyandığımız, uyuduğumuz her gün ve gece için şükürler olsun. 

  Alışkanlıklarına, anılarına çok bağlı, atlatamayan ve geride bırakmakta çok zorlanan bir insan oldum hep. Çok bağlandığım ne varsa, çok kötü de gelse, artık var olmasa da, bağlı kalmaya devam ediyorum. Özlediğim imkansızlıklar var, hasret halinde ağır hislerim var. Hepsiyle başa çıkma şekillerimi çoğaltmak istiyorum. Sağlığımı düzeltebilmek, bir aydır sürüklenen bu garip enfeksiyondan iyileşmek, annemle güzel ve yeni anılar yaratabilmek istiyorum. Dilek dilemiyorum, umutla beklemiyorum, sadece yapmak istediklerim var. Pijamalarımla, yatağın içindeyim, epey halsizim. Gündüz birkaç saat iyi ve hatta mutlu hissetmek güzeldi. Akşamla birlikte hüzün ve keder çökmemesini de isterim ama ne kadar zamanı varsa bu nekahat senelerinin, yaşadıklarımın sızılarının dinmesinin, ne kadar zamanı varsa o kadar dinleneceğim. Hislerime, kendime, ihtiyacım olan ve eski yakınlarımın hiç sunmadığı anlayışı, yargılamadan kabulü ben sunuyorum. Yanımdaki hayatımın şansı için, birlikte yeni bir evde yanyana kapadığımız sene için minnetle doluyum. 

5 Aralık 2023 Salı

Harcandı gitti

 Beni sevmesi, istemesi, seçmesi o kadar önemliydi ki. Bunca sene... 

Yaptığımız en ufak, en sıradan şey bile çok değerliydi, eşsizdi ve özeldi, sadece benim için. Hep.

O kadar çok istedim, bekledim ki. Değer görmeyi, özel hissettirilmeyi, parlatmasını, hadi bari tamam en azından soldurmamasını, çürütmemesini, kirletmemesini. 

Bir şey çok uzun süre eksik olduğunda, artık gerekli de olmuyormuş, gerçekten. Yaşamakta olduğum tam da bu. 

Benimkiler çok saf, çok gerçek ve çok kuvvetliydi. Hepsi için, sevgim ve vaktim için çok üzgünüm. Bu ikisinin toplamı zaten hayatım ediyor. Bomboşum, boşluklarım acıyor. Artık gerekli olmadığı için, istemediklerimi fark ettiğim için çok üzgünüm. Gözden kayboluyor ve bakamıyorum. 

15 Kasım 2023 Çarşamba

Bir sene dolarken

   Birkaç gün içinde vardığım hislerden şaşkınım. Boşanmanın ilk senesini bir kaybın yıldönümü gibi, derin bir kederle karşılıyorken, biraz yazdıktan sonra artık dolup taşan bardakla yüzleştim. Ben kurtuldum. Kurtulmayı hiç düşünmediğim ve istemediğim bir şeyden kurtuldum, acıyla sökülerek de olsa. O yüzden bu kadar sarsılıyorum, rahatlarken bile, huzur duyarken bile. 

  Saltanatın bitişini yaşayan, kendi cumhuriyetinden korkan ve hazır hissetmeyen, çok yorgun ve yitirmiş bir haldeyim. Ama yapacak bir şey yok, o saltanat, o perişanlık bitti, bütün çabalarıma ve var saymalarıma rağmen bitti. Artık bunun iyiliğini, rahatlığını, tertemizliğini görebiliyorum. Bunun sonu nereye varır bilmiyorum, hazır da hissetmiyorum. Bugün telefonu kapatınca ağladım. Onu sevmemek, ait hissetmemek henüz sadece rahatlık vermiyor, acısı daha yüksek. Neyse ki onun için hiçbir değeri yok bu derinliklerin, hislerimin, sevgimin. O zaten sevgimi hiç sevmedi, keyfini sürmedi, sıkılıp daraldı sadece. Payıma düşen ilişki bu oldu, artık hayatımda bir ilişkiden gelecek yorgunluğa, yüklere, çalkantılara yer yok. Bunu, bizi bir istisna sandım, boşandığımızda bile sandım. 

  Zor hisler. Henüz görmeye başladığım rahatlıklar ve huzurlar. Anlamını hiç bilmediğim bir 12 senelik yol. 2 senelik saçmasapan bir evlilik ve boşanma şımarıklığı, bana ait olmayan. Sonucunda ne hale geldiğimi yaşıyorum. Artık acı çekmemek, hafiflemek, dingin kalmak, hüzünsüz ve gölgesiz yaşayabilmek istiyorum. 

18 Ekim 2023 Çarşamba

Yağmurlu, serin günün gecesinde

   Buraya içim sevgilerimle ısınıp gevşemiş, odamızda tül perde havalanırken, önümde hep iyi olasılıklar görünürken, sevdiğim adama güven ve aidiyet duyarken yazdığım uzun seneleri hatırlıyorum. Kaydettim hepsini, en başından, en detaylı haliyle, okurken tekrar yaşamak isteyeceğimi biliyordum. Böyle bir halde değil, gülümseyerek ve hatta sesle ona, anneme, kendime okuyacağımı. Geçen gün kendi kendime ''Ben artık anlatmaya da, anlaşılmaya da inanmıyorum'' dedim. Bu nasıl böyle oldu, biliyorum ama algılayamıyorum. 

  Ne çok dinleyen vardı, ne çok izleyen, paylaşan. İzole olmanın da katmanları var. Ben arıyorum insanları, telefonları açmayan, telefondan kaçan ben, görüşmeye gücüm olmadığı halde arayıp hatır soruyorum birkaç eski ama yakın yüze. ''Ben hala buradayım, unutmayın beni'' demek istiyorum sanırım. Kendim de bilmiyorum. Onsuz çıkmak da iyi hissettirmiyor, onunla çıkmak da. Artık dışarısıyla pek bir işim kalmamış gibi hissediyorum, bundan da rahatlık duyuyorum. Dışarısı demek, yaşamak demek değil, normallik demek hiç değil, bunlar sadece bana baskıyla dayatılanlardı. Böyle uzakta, dışarısının hiç keyifli olmadığı bir mahallede ve semtte yaşarken, kendimize kurmakta olduğumuz yeni yuvada anlıyorum. Yaşamak, anlam ve sevgi, güven ve huzur neredeyse, orada. Benimkiler evin içinde, eğer doğada değilsek. Bu anormal değil, hiçbir zaman değildi. Anormal olan, bir kişinin huzur ve güven anlayışına en sert şekilde müdahale etmeyi kendine hak bilmek, o kişiyi iyice yalnız ve garip hissettirmekti. Nasıl izin verdim, nasıl dayandım bilmiyorum şimdi. İyi ki uzaklar, sevgim o kadar çok kırıldı ki. 

  Ekim ayı, ortalama 23-24 derece ile sürüyor, güneşli, serin. Kendimi onarmak için iyi besinler almaya, probiyotiklerle beni geçen ay korkutan bağırsaklarımı onarmaya devam ediyorum. Şu iki günlük hamburger ve tatlı kaçamaklarını saymazsak. Bolca dinlenmek de var. Bedenimin, ruhumun, zihnimin ihtiyaç duyduğu kadar dinlenmek. Onarılmanın en önemli hali. Annemle Cuma akşamı ilk kez Bağdat Caddesine birlikte gittik. Yorgun bir gündü ve mecburen gittik ama sonrasında güzel bir yemek yememiz için canımı ikna ettim, iki kadeh blush bile içtik. Onun yüzündeki gülümseme, andan aldığı keyif, birbirimize en şefkatli, en nazik şekilde destek olmamız nasıl da onarıcı. Bunları yapabildiğimiz için hep şükrediyorum. Ben bir odada aylarca, toplamda iki sene boyunca katılarak ağlamamızı, birbirimize acıdan bir şey olacak diye korkuyla, kederle bakmamızı unutmadım, annem de unutmadı. Hala içimiz titreyerek, gözümüzden sakınarak bakıyoruz birbirimize. Öyle yalnız, öyle acımasızlıklar içinde kaldık biz. Artık yapabildiğimiz her şey ferahlamak, iyileşmek, ağır hislerimizden hafiflemek için. Terasta iki pazar önce ettiğimiz o kahvaltının bile keyfi, hafifliği, birbirimize bakıp gülmemiz, bulutlar, çaylar... Güneşten pişip içeri kaçmamız. Nasıl iyi geliyor. Nasıl şükrediyorum. 

  Bugün sık sık olduğu gibi yorgun, tükenmiş, yakın geçmişin kederi altında sıkıntı dolu hissettim. Senelerin alışkanlığı ile buraya geldim. Artık kimse okumasa, merak etmese, sormasa da (belki daha iyi sonunda) kendime, ben buradayım diyorumdur. Hasretlerimle, yitirdiklerimle, çok hızlı kabullenmek zorunda bırakıldığım ve hiç kabullenemediklerimle, elimde ve yanımda kalan en harika ve en öz hislerle, ben kendim. Çay kupamız, loş odamız, dalgın bakışlarımız ve birbirimize gülümsememiz ile, geceyi kaparken ben yine şükredeceğim. 

3 Ekim 2023 Salı

Yatay bir onarım

   Eylül ayını umutla, planlarla beklerken, sertçe yaklaşan bir depresyon, içe kapanma ve ''Hiçbir şey geçmedi, her şey çok daha kötü oluyor.'' buhranları geldi. Gitmediler, sadece onlarla uğraşamayacak kadar hasta oldum. 3 hafta boyunca geçmeyen ateş, ağrılar, devasa bir halsizlik, ortada bariz bir sebep olmayışı ile çok yıprandım. Üstüne antibiyotik ile kelebek kondurdum ve huzursuz bağırsak sendromu, anksiyeteli bağırsak isyanlarına döndü. Pazar günü yaşadığım korkuyu ve Google'da aratmak zorunda kaldığım durumları umarım bir daha yaşamadan iyileşirim, yavaşça, sakince.

  Sonbahar yine bir hafta içinde geldi. 30 derece olan birkaç gün, ardından en sonunda yağan sağanaklar, nefis yağmurlar ve şimdi 24 derece, serin, güneşli hava. Biraz enerjim ve sağlığım yerinde olsa, evden çıkmak bile isteyebilirim. 

  Bu ay için bir niyet ettik, biraz sahte ve bastırılmış şartlarla ve zorlamayla olacak, eğer olursa. Artık kontrolümde olmayan ve iyiliğimin, anlayışımın fayda etmediği bu tek konuyu, kendi haline bıraktım. Sonu böyle geldiği, getirildiği ve içine sindiği için üzgünüm, gerçekten çok yazık oldu, harcaman için değildi sunduklarım. Hep istediklerin, ısrarınla oldu, hiç iyi olmadı ama oldu. Olmaya da devam ediyor, bu senin kabul edilme alanındı, ne yaparsan, neyde ısrar edersen. Benim alanım olmadığını kabul edebilmek ağır bir süreçti, artık rahatlıyorum hüzünle. ''Hayretle bileceksin ki, zaten böyle olacaktı.'' dediği gibi filozofun. 

  Coelho ile yolculuğumda Simyacı'ya geldim. Hac çok güzeldi, Santiago yolunu keşfetmek, kendini keşfeden savaşçıyı dinlemek. Simyacı popülerliği ile çok fazla beklenti yaratmış sanırım,  henüz kapılmadım, edebi bir zenginlik de bulamadım. Değişebilir, şaşırtabilir, bunu biliyorum ve hala heyecan duyuyorum. Sonunda okuyabilme alışkanlığıma kavuşmak bana en iyi gelen şeylerden biri. 

  Yeni yuvada sonbaharı karşılamak ilginç. Yine huzurlu loş odamızı kurduk, bir de üstüne huzurlu ve loş çatı salonumuz oldu. Buna hala inanamıyorum, kadife turuncu koltukta akşam vakti otururken etrafıma bakıyorum, iç çekip şükrediyorum. Tekrar şükredebilir hale geldiğime, minnet hissedebildiğime de şükrediyorum. 

  Depresyona düşmemeyi, yorgun anneme iyi gelebilmeyi, onarılmamızın sürmesini diliyorum. Gerisi rüzgar, iki kupa çay, dinlenmek ve sakin geçen zaman. 

8 Eylül 2023 Cuma

Keşke hiç.

 Artık hiçbir umudum, hayalim, varsayımım yok. İşkence görmekten yorgunum. Sonrasında zor bela toparlanıp, yine saf salak iyilik varsayıp, yine canıma okumasından, sadistliğini yapmasından yorgunum. 

İlk kez, sevdiğim için kopkoyu pişmanım. Asla değmezdi, değmedi. Hayatım karardı. 

Böyle bir insanda neleri var saydığıma, bir de kendi hayal gücüme kapılıp sevdiğime inanamıyorum. Her işaret, her rezalet ortadaydı. Kendimi harcattım. Son 3 sene ise, tüm hayatının ızdırabını, içinin birikmiş acısını onu ciddiye alan tek kişiden, benden sürekli çıkarmasına olanak verdim. Hayatımın ilk ve tek pişmanlığı, onu sevmek ve ona inanmak. En sonunda, dün geceki şiddetinde kabul ettim. 

19 Ağustos 2023 Cumartesi

20 Ağustos

   Üç senedir her doğumgünüme ağlayarak, fiziksel ve ruhsal acı çekerek, asla duymak istemeyen birine beni anlaması için yalvararak girdikten sonra, bu sene daha iyi olan şeyler var. Hepsine, en çok ve her zaman annemin sevgisine, anlayışına, şefkatine, iyiliğine minnetle doluyum. Beni hayatta tuttu. Kimse yokken hep vardı ve var, öyle ki onun mucize olduğunu düşünmediğim bir tek gün bile yok. Şu 3 senenin en pis, en bulanık ve yaralı aylarından, mevsimlerinden geriye sadece annemle olan anlarımız var elimde parlayan. Sabah onunla güne uyanmak, aynı dizilerden aynı keyifleri alarak kahvaltı etmek, çaylar ve çaylar, mevsimine göre sonrasında bir başka keyif ya da dinlenmek, nadiren de olsa istediğimiz bir yere gitmek. Ona yaşatılan kederler ve şoklar da benimkiler kadar ağırdı. Kızının başına gelenleri, hangi anne bu kadar yüreğine alır ve acıyı taşır, kızının elini bir an bile bırakmadan onunla acı çekip kahrolur bilmem, benim annem dibine kadar benimle yaşadı hepsini. Hala da yaşıyor, bazen benden fazla yaşıyor. Yaşamımın anlamı onu sevmek, onun sevgisi, bunu hep içten içe biliyordum, sesli olarak da ona söylüyordum. Birbirimizi sevmek ve anne kız olmak için yaratılmışız, aynı şeyleri sevmek, keşfetmek, birbirimizden öğrenmek, her duyguyu ve her bilgiyi paylaşmak için. Bu şans, diğer şanssızlıklarımı o kadar güzel süpürüp atıyor ki, giden kimseyi umursatmıyor, zaten böyle olacaktı. Biz birbirimizle en iyi olduk hep, ondan uzakta ve başka bir evde bir sevgiyi yaşamaya çalışırken, hep içim sızladı, hiç tam olarak güvende hissetmedim. Eskiden bunu bir sorun sanıyordum, çözmem gereken bir durum. Yok, öyle değilmiş, hislerim gayet doğruymuş, hiç güvende değildim, hiç olduğum gibi sevilmiyordum ve annemle kedimin yanında hissettiklerim gerçek aidiyet duygusuydu. Bunu en sonunda biliyor olmak ve onunla sabahlara başlamak, sevdiğimiz şeyleri yapmak, yeni yerler bulmak ve gece birbirimize iyi geceler dileyip huzurla uyumak çok güzel. 

  37 yaşım için belli bir şey düşünmezdim, geleceği planlamayı her zaman saçma ve gereksiz buldum, araya hayat giriyor mutlaka ve bizi planlarımızdan savuruyor alakasız yerlere. Bir sene önce bugün çılgınlar gibi ağlarken ve telefondaki acımasız, duygusuz sese boşanma belgelerini haftaya vermesi için yalvarırken, bir sene sonra apayrı bir yerde ve haldeyim. Dinginlik var. Olmasından hep korktuğum, hep olmasın diye istemediğim şeyleri yaptığım ne varsa, en sonunda olmasının rahatlığı. Artık yapabilecek bir şeyim yok, en kötü halimde terk etti, boşadı ve hayat çok zorlanarak ve sancıyarak da olsa, benim çabamla ve annemin inanılmaz desteğiyle devam ediyor. O mutsuz, tanıyamadığım kadar bitmiş, taşlaşmış halde, hatalarının sorumluluğunu alamayacak kadar deforme oldu. Bunlar olurken görüyordum ama artık benim elimde olan bir şey yok, kendi seçtiği yalnız ve sevgisiz hayatı yaşıyor. Benimle ilgilenmek, iyi vakit geçirmek istiyor, bu olunca rahatlıyor, ben iyi değilsem hala öfke ve şiddet püskürüyor. En sonunda o merkezimde değil, en sonunda laflarını ciddiye almıyorum ve onu olduğu gibi görüyorum. Başka duygular, hisler ve iyilikler var hayatımda. Bu sene hayatımın geçtiği evden, semtten, yakadan taşındım. Çok zorlandım. Çok iyi de geldi. Yeni yaşıma Maltepe'de, bir çatıkatında gireceğime inanmazdım mesela. Teras inanılmaz esiyor, gündüzleri olan kavurucu sıcakla alakası yok. Günler sakin geçiyor, resim yapacak yerim var. Sonunda kendime ait ve düzenli bir kütüphanem var. Annemle ikimize özel bir alanımız var ve bunlar için de her gün şükrediyorum. 

  Onarılmayı ve onarmayı diliyorum. Kendimi ve annemi. Kalbim hep kırık kalacak muhtemelen, evlenmeye razı edilip, 2 sene içinde boşanmaya zorlanmak çok büyük bir acı. Ben bu acıdan ibaret olduğum, yok olduğum seneler geçirdim. Bunları hiç yapmamış gibi, o insanla sahilde bira içtim geçen pazar, onu hala hayatımda tutuyorum, ne kadar iyi kalpli, güçlü ve anlayışlı olduğumu gördüm bu sene. Onunla ilgili sandığım neredeyse her şey benim hayal gücüm, benim iyi görme isteğim, benim sihirli algılayışımdı. Yeni yaşımda da olur olmaz her şeyden büyülenmeye, bir şeye coşmaya, bir başka şeyde anlam bulmaya, çok fazla sevgi hissetmeye devam etmek isterim. 

  38 çok büyük ve bir eşik gibi geliyor gözüme, 28 de öyle gelmişti. Geriye dönüp bakınca bunu ne kadar komik ve saf bulacağımı biliyorum. 37'nin dolu dolu ve bir sürü güzel anıyla geçmesini diliyorum. Annemle uyanacağım için mutluyum. Dinginlik, hafifleme, kabulleniş ve yeni iyilikler için şükürler olsun. Doğmaya devam ediyorum. 

18 Ağustos 2023 Cuma

İzleyenlerin seçimi

 Bilselerdi bile, ses çıkarmazlardı.

Bu beni kahrederdi. 

Biliyorlardı ve ses çıkarmadılar.

Ben böyle kahroldum. 

Kahrolduğum için hepsi beni ayıpladılar. 

Ben şimdi sessizim, izleyenler kadar. 


17 Ağustos 2023 Perşembe

İyiye ve yeniye hazır hissetme süreci

   (Tatsız Kısım) 

Ben ne yaşadığımın boyutlarını, ağırlığını, katmanlarını bu evde algılayabilmeye başladım. Uzaktan bakmanın hem fiziksel, hem manevi hali oldu. 2020'nin her ayı, o aylarda olan sağlık sorunları, hastaneler, sabahlara kadar süren acıdan ağlamaktan katılmalar, o sırada yeni evlenmiş olmak, dehşet veren bir salgında olmak, eşimin panik olması ve bunlarla baş edemeyip bana düşmanlık beslemesi, ailesinin zaten düşmanlık ediyor oluşu ve hiçbirinin merhamet etmemesi. Ve 2021, azalmayan sorunlar, üstüne eklenen geçim sıkıntısı, anneme yanımda ihtiyaç duyuşum, beni ezen ve durulmayan anksiyetemin sürekli alarm halinde oluşu, eşimin umutsuzluğa ve uzaklaşmaya kaçışı, dava edilmem, taraflı bir savcıya ifade verirken çok büyük bir korku yaşamam ve sonra bunların patlaması ile gelen sinir krizlerim, eşimin sürekli üstüme gelişi ve akabinde küsmesi, yalnızlığım, şiddetlenen korkularım, annemin çok yorularak beni ve onu telkin çabası, o arada benim hepimizi sağlıklı tutma çabam, eşimin zayıflığından ve destek olamayışından duyduğum sarsıntı, güvensizlik, annemi daha da çok yanımda isteyişim, bitmeyen krizler, o sırada dünyanın en sahte insanını en iyi dost saymış olmanın yaşattığı şok ve sonuncu kazık atışı, yalnız ve çok zor bir yaz mevsimi, karanlıkta ve ağlayarak geçen, eşimin kendini affettirmekten vazgeçtiği, babasının anneme ve bana hakaretler yağdırdığı, çocuğunun davranış biçimini ve düşünme şeklini tamamen kendi ellerine alıp bozduğu, benim yıkılan umutlarım. Şeker'i ellerimde son nefeslerini verirken, acıdan çıldırarak izleyişim, toprağa verişimiz ve sonra aralıksız ağlamak, eşimin o halime de anlayış ve destek veremeyişi, ettiği öfke dolu bir azarlama sonucu, yaşadığım dehşet ve travmanın, en sonunda hafızama ve konuşmama hasar verişi, bulduğum çift terapisine birlikte gideceğimiz zaman için sözleşip, daha iki gün geçmeden kendisi tek başına gitmesi ve benim gelmeyi kabul etmediğim yalanını söylemesi, pek çok şeyi yalan yanlış ve eksik anlatıp, o etiksiz psikoloğun da yönlendirmesi ile, benden habersiz boşanma kararını vermesi, bana da bunu hiç beklemediğim bir gün whatsapp mesajı ile haber vermesi. Tamamen yok olan, arazi olan 10 senelik atölye ve sanat çevremin karton bir tiyatro fonuna dönüşmesi, aramayanlar, arasam da açmayanlar, izolasyonun en acı şekli ve benim her yeni gelen darbeyi sindiremeden bir yenisini alışım. 2022 yazı boyunca da ağlamaya, yalvarmaya, boşanmayı düşünmesi için arayıp, dehşet verici bir öfke ve soğukluk ile karşılaşıp, en sonunda anlaşmaya razı olmam. O eve ağlayarak gidişim, Titrek'le 7 ay sonra kavuşmam, kaldırımda elimde eşya dolu torbalarla, annemle, ağlayarak eve döndüğüm gün. Sonra gelen eşyaların ufacık bir odaya yığılması, kendi ellerimde yaptığım kütüphanemin, yuvamın parça parça taşınması, hevesle aldığım dolu eşyanın o evde kullanılıyor olması, heba olması, zararlarım. Komik bir paraya beni en sonunda çöp gibi fırlatmasına imzamı atmak. Acı, çok acı. Korku. Değersizlik ve yalnızlık. Beklemeye, sabretmeye, çaba göstermeye değer olmadığımı tekrar tekrar, her gece ve her sabah görme, irkilme, sakinleşememe. Bir yandan refleks olarak aramı iyi tutmaya çalışma, ondan gelecek bir iltifata, bir iyi söze muhtaç olma ve muhtaç olduğumla yüzleşip kendimden soğuma. Sonunda 2022 sonbaharına, berbat bir halde Bodrum'a gidişimiz. Annemle orada bulduğumuz huzur, hafiflik ve en azından salgın korkumuzu, pandemiyi geride bırakışımız. Birbirimize huzurla ve gülümseyerek baktığımız, dalgaları dinleyip izlediğimiz, inanılmaz parlak ve güzel gökyüzüne daldığımız harika bir ay. Boşanma. Sonrasında hüzünlü ama sakin bir kış. Tam eski evimizde her şeye alışmışken, ülkenin güneydoğusunu yıkan deprem ve bizim evimizin bizi korumadığıyla en sonunda yüzleşip, çıkmaya karar verişimiz. Bir ay içinde bu evi bulup, malesef yanlış bir tercih yapmış olsak da, kendimizi buraya taşımamız. Bir gökyüzümüz olması, bir çatı katımız olması ile gelen şaşkınlık, sevinç, tereddüt, en çok da şükran ve minnet duyguları. 

  (Tatlı Kısım) 

  Yorgunluklarını birkaç aydır hissetmeye başladım. Buna ''survival mode'dan çıkış'' dönemi deniyormuş. Çok yorgun olmamın ve sürekli uzun uzun uzaklara bakıp dinlenme isteğimin, bir çeşit sakinleşme inzivasının açıklaması bu olabilir. 

  Bugünlerde bazen iyi ve yeni hisler de geliyor. Birkaç gündür, iyi ki artık o insanların ve çevrenin içinde olmadığımı, ilişkimde ne kadar yalnız ve diken üstünde hissettiğimi de hatırlıyorum. Çok insan vardı ama hiç insan yoktu. Günlerim, gecelerim bana ait değildi, çok yıpratıcı, çok haksızlıkla dolu, çarpık ve beni gerçek anlamda hasta etmiş bir düzenin içindeydim. Kendim çıkmazdım. Dayanmaya devam ederdim. Hem bana, hem anneme haksızlık, sevgimize, özgür ve keyif dolu bir hayat kurmaya engel, hiçbir şartını benim belirlemediğim bir yerde tutsaktım. Tam anlamıyla tutsaklık. Biraz sevgi için, biraz eşlik için. Karşılığında ödün verdiklerim, kendi içimde yaşadığım kaos, benim için ahlaki açıdan yanlış ve kötü olan insanlara, olaylara göz yummak ve asla geçmeyen huzursuzluk hissi. Hepsi de hayatımdan çıkmış oldu. Çok özlediğim azıcık iyi andan, anıdan bunları göremez haldeydim. Şimdi görebiliyorum ve günün her saati özgür olmanın, istediğim an istediğim şeyi yapabilmenin, bir şeyi yapmak zorunda olmamanın, güvende ve yeterli hissetmenin keyfi gelmeye başladı. Böyle olmayabilirdi ama böyle oldu, bunu kabullenmeye başladığımı hissediyorum. Kederli ve ağır geceler yine olacak, kendimi erkenden uykuya vermek zorunda kaldığım, her yerimin acıdığı, o kadar doğal ki. Ertesi sabah huzurla, yenilenmiş, hafif uyanmak da öyle, öyle de oluyor. 

 İyi ve yeni hislere tam hazır değilim. Bunlar bende devam etmenin ağır hüznünü yaratıyor, sadece iyi ve sadece yeni hissedemiyorum henüz. Acelem de yok. Yeni hisler, yeni ve hafif algılayabilme biçimleri geliyor ya, elimdeki nefis romana kapılmış, bu pis sıcakta hiçbir yere çıkmam gerekmeden, klima altında keyifli bir yaz günü geçiriyorum ya, bu benim için bir ilk ve ben böyle günleri çok ama çok özlemişim. Dinleniyorum. Keyif yapıyorum. Zihnimi, ruhumu ve bedenimi güzel besliyorum. Uyku ve zaman da bu onarılmaya yardım ediyor. Sonra annemle terasa çıkıyoruz, her gün bambaşka renkler ve bulutlar görüyorum, esiyor, loş ışıklarımız ve bazen tatlı bir müziğimiz oluyor. Derin derin nefes alıyorum, iç çekiyorum. Bir tepenin düzlüğüne varmış gibi hissediyorum. 

5 Temmuz 2023 Çarşamba

Seyreltilmemiş bir gün

   Eski yazılarımı okumayı seviyorum. ''Gerçekten çok mutlu oldum mu, coşku ve  neşe hissediyor muydum, nasıldı?'' hatırlayamadığım zamanlarda, eski ve çok sevdiğim bir filmi izlemek gibi onları okumak. ''Sevgilim'' demek ne güzelmiş, zaten biliyordum ve tadını çıkarıyordum. ''Şeker'imle uyuduk'' demek, ne kusursuz bir huzur cümlesiymiş, biliyordum, şükrediyordum. Birkaç mevsim ve sene geriye gittim. İçimi ısıttım. Bugünde hiçbiri yok, ben bununla baş edemem. Çok yitirmek ve kaybetmek, hiç işleyemeden, hiç anlayamadan ve konuşamadan sindirmem beklenen ağırlıklar. 

  Budizm felsefesi az biraz fayda etmeye başladı. Ağır duyguları kabullenmek, nedenlerini anlamak, onları dönüştürebilmek üzerine. Nefeslerimi karnıma doğru alabilirsem, hafiflemeye kendimi bırakabilirsem, o günün tek duygu ile geçmemesini sağlayabiliyorum. Titrek'in son günlerinde artık kronikleşen stres ve kederin yanına, huzur ve dinginlik molaları, iyilik ve keyif anları da koymaya çalışıyorum. 

  Sevgiye ihtiyaç duymak zayıflık değil, bir güç, bir bilinç hali. Titrek bunu bilirdi, sevgiyi her an, en zayıf haliyle şimdi bile hissediyor, doyasıya sevmek ve sevilmek onun hayat anlamı. Nasıl da benziyoruz. Nasıl da yalnız geçti, sevgi kırıntıları ile geçti son iki senemiz. Üzgünüm bugün, yanına başka bir duygu koyacak hali bulamadım.

  Artık beni dinlemeyi sevmiyor. Artık ben konuşurken kalbine ağrılar girdiğini söylüyor. Bu beni mahfediyor, ben de o konuşurken acı ve sıkıntı duyuyorum. Tüm bunlar temizlenebilir, iyileştirilebilir, bunu bildiğim halde anlatamamak, harcanmasına seyirci kalmak çok ağır. Artık benimle hiç konuşmaması, dinlememesi, beni hiçbir anlamda yakınında hissetmemesi çok ağır. Bu çok hızlı gelişen bir tepkiyle, apar topar vazgeçtiği, 12 güzel sene. Her mevsimi, her ayı en başından beri yazıyor, onları tek başıma okuyup tek başıma anlam vereceğimi düşünemezdim bile. 

  Bizi sadece sevmek, sevgiyi yaşamak kurtarır. Titrek bunu çok iyi bilir. Canım, sevgi dolu pamuk prensim.