İçimi dökmeye, anlatmaya nereden başlayacağımı en azından 2 aydır düşünüyor olmalıyım. Ben yaşadıklarımızı kendime bile izah edemedim ki, neden oldu, neler oldu, nasıl atlattık, ben nasıl hayatta kaldım o kadar acıyla.
En son yılbaşına 5 gün kala yazmışım. Geriye dönüp bakınca, o haftaki (ve sonraki iki hafta daha) çok mutlu, umutlu, gayretli halimden utanıyorum, acıyorum ve öfke duyuyorum. ''Aptal kız! Her şeyin iyi olacağına nasıl da inandın, nasıl da heveslendin, gerizekalı!!'' diyorum kendime hırsla. Yılbaşı gecemiz o kadar romantik ve güzeldi ki, sonraki hafta yine aşk dolu, gecikmiş balayımızı planlıyorduk. Ocak ayının ilk Cumartesi günü gideceğimiz karlarla kaplı göl kenarı tatili için, bana inanılmaz sıcak tutan botlar aldı, pofidik kalın çoraplar aldı, ben bir hevesle ekoseli yün mini etek aldım, kafamda kombinler yaptım. İlk defa bir kışı depresyona girmeden, çalışarak, umut dolu geçiriyordum.
20 Ocak civarı bir Cumartesi sabahı, dudağımın patlayacak kadar şiş, çenemin iki katı boyutuna kadar genişlemiş olduğunu fark ederek dehşet içinde uyandığım o sabah... O ilk şok, ilk travma ve korku hala içimde. Yine de sonrasında olacaklardan habersiz, hatta dudaklarımın haline gülerek masada kahvaltı yapışımız, sonra aheste aheste acile gidip, daha sonra bir sürü kez takılacak Avil dekort serumlarının ilkini taktırmamız. Benim 2 aydır süren ve anlam veremediğim ürtikerimin her yerimi kaplamış olması. Bunların hepsi aynı anda yaşandı, Parasetamol içeren tüm ilaçlara alerjim olduğu o an kesinleşti. Sonraki günlerde yüzümün farklı bölgeleri şişmeye devam etti, bazen tek gözüm kapalı uyandım, bazen üst dudağım alt dudağımı kapatacak kadar şiş uyandım, bu arada ürtikerin inanılmaz kaşıntıları ve her yanımı saran döküntüler devam ediyordu. Doktorun verdiği sabah akşam kortizon iğnelerini yaptırmaya acile günde 2 kez gidiyorduk, sabah annemle, akşam Evrim'le. Henüz bilmiyorduk bunlarla bitmeyeceğini, asıl kabusun yola yeni çıktığını.
Acildeki iğne tedavisinin bitmesine yakın kollarımda önce sızlamalar, sonra şiddetli ağrılar başladı. O ağrı ne zaman şiddetli bir ağrıdan, beni avaz avaz haykırtan ve nefesimi kesen, kollarımın koptuğunu hissettiren bir acıya döndü hatırlamıyorum. Hayatımın en büyük acısını ve ağrısını yaşıyordum ve tüm ağrı kesiciler yasaktı. İroni her zaman en büyük sınavlarımdan biri oldu ama bu en beteriydi. Romatolog günlerimiz başladı, ilk haftalarda evimizin karşısındaki klinikte olan doktoruma yürüyebiliyordum. Her gece başka bir olasılık için hep birlikte korkarak ve ertesi gün yapılacak testleri araştırarak geçiyordu. Romatizma, lupus, kalp hastalıkları, damar hastalıkları, tümörler, doktor olabilecek şeyleri saydıkça ve testler bunları eledikçe, hem sakinleşip hem iyice sinirimiz bozuluyordu. Cerrahpaşa'daki kan testi için bekleme salonunda, önümüzde 190 kişi varken, annemin kolundan tutup getirdiği laboratuvar hekiminin, benim Evrim'e yaslanmış hüngür hüngür ağlayan ve dizlerim titreyen halimi görüp ''Bu kızın testini çabuk halledip gönderin'' demesi, annemin yarattığı bir başka mucizeydi. 2 aya yakın, her gün avazım çıktığı kadar ağladım, acıya dayanamayıp ağladım, tuvalete Evrim ve annem eşliğinde gidip gelirken ağladım, bacaklarıma da sıçrayan ağrının şiddetiyle, oturmayı ve kalkmayı kendim başaramazken ağladım. O korkunç günlerin travması ne benden, ne annemden kolay kolay gitmeyecek, biliyorum. Sonuçta neyim olduğunu tam olarak öğrenemeden, teşhis olarak birkaç tahminle ve 2 ay boyunca kullandığım yüksek kortizonun hediyesi olan 15 kiloyla, Mart ayını yarıladım. Annem, Evrim, ben ve Şeker hep bir aradaydık, bu da o korkunç günlerin tek güzel tesellisi olarak beni daima gülümsetecek.
''Havalar güzelleşiyor, artık bol bol yürürsün, bu kiloları kolayca verirsin'' derken herkes, illet Corona salgını başladı. Ben zaten kullandığım kortizon miktarından dolayı düşük bir bağışıklık sistemi ve virüsü kapmam halinde en temel ilaçları kullanamayacak olmamla, daha da zor bir psikolojiye girdim. Annem ve Evrim de beni korumak için başka zor psikolojilere, fedakarlıklara, hazırlıklara giriştiler. Anne ve oğul olarak o kadar iyilerdi ki, beni korumakta, o evde düzeni ve huzuru sağlamakta, beni telkin etmekte. Şeker de hep yanımdaydı, aslında o dev tedirginliği ve karamsarlığı çıkarırsam, her şey hep istediğim gibiydi.
Bir şekilde bahar bile geçti, yaz geldi. Annem, ben ve Şeker aile evimize döndük, tam 4 ay sonra. Kortizonu bıraktığım hafta anjiyo ödem ve ürtiker kaşıntıları, kronik hale gelmiş halde geri döndü. Son 2 aydır her gün kaşınıyorum ve bir yerlerim ürkütücü biçimde şişiyor ama kollarımdaki o parçalanır gibi acı geçtiği için, her şeye razıyım. Son 1 aydır da çeşit çeşit antihistaminiklerle gün boyu uykudayım. Salgın devam, rakamlar hala yüksek ve korkutucu, psikolojisi çok zor ama bir şekilde idare ediyoruz sanırım.
Bu süreç bir şekilde tamamen bittiğinde ve sağlığıma kavuştuğumda, boş gözlerle tanıdık bir denizi ve gökyüzü izleyerek, rahat nefesler almaya çok ihtiyacım var. Fiziksel acıdan ve korkudan ibaret olduğum o iki ayı, sonrasında gelen salgın dönemiyle kalbimde taşıdığım ve hala içimi kopkoyu ve dapdar yapan korkuları bırakmak için bir denizin şefkatine ihtiyacım var. Hala tuvaletin kapısında bacaklarım titreyerek ve kollarım tutmaz halde ''Yürüyemiyorum'' diyen halim aklıma kazınmış halde, biliyorum ki annemin de öyle. Ah annem, pamuk yüreklim, şifacım, beni o kadar iyi ettin ki. Zencefil çayları, tepsi ile getirdiğin kahvaltılar, kollarımın ve bacaklarımın altına koyduğun yastıklar, gördüğün acıya dayanan anne yüreğin, ben düzelmeye başladıkça izlediğimiz filmler ve diziler, üçümüzün masada (ben koltukta) yediğimiz yemekler. Karantinanın bizdeki kısmını sanırım gülümseyerek ve sevgiyle hatırlayacağım. Biz o ufak evde bir düzen kurduk, elele aştık en zor zamanları. Dilerim en zoru geçmiştir, dilerim artık anne yüreğin hep iyilikleri ve mutlulukları görür.
Bir şekilde yazdım. Yazarken ve hatırlarken bile yıprandım ve yoruldum ama hafiflemiş hissediyorum. Bunları tekrar dönüp okuyacağımı sanmıyorum, içimden atmak, kendi kişisel arşivime kaydetmek ve her şey geçtiğinde unutmak istediğim birkaç ay sadece... Öyle kalmasını dilerim.