23 Temmuz 2020 Perşembe

Buna da şükür

  Günler evden hiç çıkmadan devam ediyor, yazların en beklenmedik şekilde ağır, sancılı ve belirsiz olanı. Atölyeye bir kez bile girmediğim, şehirdeki en sevdiğim parkları bir kez bile görmediğim, dışarda güzel bir yemek yemeyi tamamen unuttuğum, sadece duvarların ve balkonun olduğu bir yaz. Annemi ve Şeker'i 5 haftadır görmediğime inanamıyorum. Özlemenin ve gidememenin sancısı çok büyük. Hala basit bir faranjit mi geçiriyoruz, yoksa o iğrenç hastanenin korkunç kulak burun boğaz muaynehanesinde o virüsü kaptık mı emin değiliz. Sadece bekliyorum. Beklediğim ufak şeyler olunca, başka ufak şeyleri beklemeye başlıyorum. Aslında hiçbir şey yapmıyorum. Geçmişi çok sık düşünüyorum, insan bugününü yitirince ve bugünden bir beklentisi kalmayınca, mutlu olduğu eski zamanlara çok daha kolay ve hızlı dönüyor. Çok özlediğim yerler ve çok özlediğim insanlar var. Bunları artık dile getiremem, hiçbir şeyin benim özlediğim haliyle kalmadığını biliyorum, artık var olmayan bir eski halimi ve artık var olmayan bir şeyleri özlüyorum. Fotoğraflar ve şarkılar iyi ki var, geçmiş bitmiş zamanların tesellisi ve anıları iyi geliyor. Ne kadar güzel yazlar geçirmiş olduğuma şaşırıyorum, ne kadar kalabalık, doğanın içinde, neşeyle dolu. Şimdikinden ne kadar farklı.

  Çok fazla ilacım var. Yıllardır çok fazla ilaç aldığım için sonunda belamı veren ilaç alerjimin, yepyeni 10 farklı ilacı hayatımı sokmasına gülesim geliyor, gülemiyorum, gülme kaslarım çalışmıyor. Bu hafta başka bir anjiyo ödem ve ürtiker atağı sonunda yine kortizona başlatıldım doktorum tarafından. Bir ay önce olsa ''Hayır, daha fazla kilo almak istemiyorum, kalsın'' derdim. Hiçbir şey demeden 16 mg Prednol'ümü içiyorum, artık bedenimin geldiği bu zavallı, iri, balina formuna dair bir şey hissetmiyorum. Kendimi güzel hissetmeyi unuttum, kendimi nikah günümde nasıl da güzel hissettiğimi hatırlıyorum, kollarımın ve bileklerimin inceliğini, bir boynumun olduğunu, bir belimin olduğunu. Şimdi onlar da, eskiden sevdiğim yerler gibi çok altlarda, katmanların altında kaldılar. Eğer bu düşüncelere çok fazla kapılırsam hemen ''Çok şükür, buna da şükür'' diyorum. Beterin beterinden çok korkuyorum, hep korkuyorum artık. Hemen beğenmediğim bedenime şükrediyorum, hemen acı çekmediğim anlara şükrediyorum. Aklımı yitirecek kadar büyük bir acı çektim, 2 ay boyunca, günün her saati. Hep acılarım bitince yapacaklarımı hayal ettim, resimleri, cafeleri, tatilleri, park yürüyüşlerini, basit ve güzel keyifleri. Evden doktor ve hastane hariç bir kez bile çıkmadım, tam 6 aydır. Söylerken  şaşırıyorum ama yaşarken çok kolaydı, hatta başka türlüsü mümkün değildi. Evden çıkmam, 5 dakika da olsa yürümem için annem ve Evrim çok yalvardılar, çok endişelendiler, hala da öyleler ama çıkamıyorum. Artık kollarım ve bacaklarım koparcasına acımıyor ve ben çıkıp hayal ettiğim hiçbir şeyi yapmak istemiyorum. Sadece Corona kapmadığımıza emin olmak, haftalar sonra bu evden çıkıp taksiye binmek ve anneme sarılmak, kedime sarılmak, onlarla uyumak istiyorum. Onların hiçbir şeye benzemeyen sevgi ve şefkatiyle sarmalanmaya, yalnız hissetmemeye çok ihtiyacım var.

  Artık kendime hiç benzemiyorum.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder