30 Temmuz 2020 Perşembe

Seni gördüm göreli

  İki ya da üç gün önce evime, anama, kedime, huzuruma kavuştum. Gözle görülür bir sihir beni sarıp sarmaladı ve bir buçuk aydır uyuyamadığım o pamuk uykusunu uyudum. Kalktığımda annemi görmek, çayımı onunla içmek, Şeker'in her fırsatta dibime girip yüzüme uzun uzun bakması, karşılıklı miyavlamamız. Biz üç kız, bu odada neleri aştık, nelerden geçtik, iki el ve bir pati, benim hayat üçgenim oldu. Çok acıyan ruhumun onarıldığını, çok yorgun bedenimin dinlendiğini hissediyorum.

  Ben  yokken bir sürü (en az 300 tane) fotoğraf bastırmış, albümler doldurmuş, tarihlerini üstlerine etiketlemiş. Bazen kahkahalar atarak, bazen hüzünlenerek baktım. Ananemi hiç bilmediğim bir hasret formuyla özlüyorum, öyle garip bir form ki; uzadıkça artmış, kavuşmanın mümkün olmadığını idrak ettiği için pes etmiş, bir yandan da ''Nasıl olur da kavuşamayız, bir telefonla araşamayız?'' diye sürekli başa saran bir hasret bu. Rüyalarımda Ataşehir'deki evde uyanıyorum; mutfaktan gazetesinin hışırtısı geliyor, kızarmış ekmek ve çilek reçelinin kokusu geliyor, heyecanlanıyorum, bazen evin içinde ne kadar gezinsem de onu bulamıyorum, bazen dizinin dibine oturup gülen yüzüne bakıyorum. Hasretime birkaç damla su niyetine, rüyalarım iyi ki var. Çok zormuş anane, çok çok zormuş.

  Salgın yine yükseliyor, berbat bir zaman diliminde, olabilecek en berbat şehirde işlerin iyice sarpa sarmasını seyrediyorum. Korkuyorum. Zaten hep hastalık hastası oldum, hep bağışıklık sistemim düşük oldu, kontrolümde olmayan her şeyden korktum, bu sefer korkunun da yeni formlarıyla tanışıyorum. Bilmiyorum bu berbat zaman diliminden kayıpsız çıkar mıyız, bilmiyorum bu berbat senenin ötesi var mıdır benim için, bunları sık düşünüyorum. İlk başlardaki kadar endişeyle sarsılmadan, yorgun ve bezgin bir şekilde korkuyorum. ''Böyle olmamalıydı yaşamlarımız'' diyorum sık sık, çok başka ve insani dozda dertlerle uğraşmalı, zihinlerimizi çok güzel şeyler için meşgul etmeliydik. Bir jenerasyona verimsiz anksiyeteler ve üstüste eklenen depresyonlar düştü, başka da pek bir şey düşmedi.

  Hayatımda ilk kez kendi isteğimle Tarkan'ın eski bir albümünü dinliyorum, aklıma gelen görüntülerle ve anılarla gülümsüyorum. Nostalji de bir çeşit görünmezlik pelerini gibi, kimseler bilmezken beni çok güzel saklayıp koruyor.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder