19 Temmuz 2015 Pazar

Uykulu, kedili.

Ne kadar çok uyudum bu birkaç günde, benim için bile fazlaydı. Herkes gezerken, uzakta ve sosyalken, ben bu odada ve rüzgarlar içinde uyudum. Normali bu gibi gelmeye başladı. Baygın yaz günlerinde sürekli esen ve havalanan bir perdenin altına uyumak, gerinmek, güneşin yer değiştiren ışıklarını izleyip tekrar derin bir uykuya dalmak çok sevdiğim bir şey.

Aileye doydum, bu da iyi geldi. Kaçırdığım tüm pazar yemekleri yerine geçmez belki ama, günlerdir akşamları bir arada ve sofrada yiyoruz. Bulduğum 100 yıllık, 150 yıllık aile fotoğraflarının etkisinde kaldım, bir kare de ben, bugünümüzü çektim. Klasik ve ideal görünen, aslında olanları saklayan, gereğinden fazla şık bir poz, hemen her ailenin fotoğrafları gibi.



Şeker'le olan sabahlar harikaydı, evde günler geçirmenin en güzel yanlarından biriydi. Yumuşacık tüylerine parmaklarımı daldırıp, çenenin altını kaşıyarak seni fokurdatmak, keyiflendirmek, hayatta beni her şeyden fazla mutlu ediyor. Bunu bile bile çantama üç-beş parça eşya koyup, bana küseceğini bilerek çıkıyorum ve dönüyorum, sürekli, sürekli. Aslında belki sen değil ama ben çok üzülüyorum. Sahip olduğum bu harika lükslerle, bu keyiflerle, özgürlüklerle hala üzülebildiğim için, sinirleniyorum hemen ardından. Böyle bol rüzgarlı bir akşamüstünde, aniden basan hüzünle seni izlerken, diğer her şey çok saçma geliyor. İstediğim 'neredeyse' her şey bu evde. O 'neredeyse' durumu olmasa, belki de aylarca buradan dışarı çıkmayacağım. Sanırım bu da normal olmazdı ve beni sevenleri, ailemi üzerdi, dışarı çıkmıyor oluşuma çocukluğumdan beri hep fazla üzüldüler zaten. Ben bu hayatı üzülmeden yaşamak istiyorum. Kendime sinirlenmeden, çay içerek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder