5 Ağustos 2015 Çarşamba

Kedi Şeker'in 10 adımı

  Meriç yine pek keyifli ve tatlı bir konuda yazıp, beni de eklemiş muhabbetine, ne de güzel etmiş. Konu, bir hayvanla yaşayanların ''Ay lafı açılsa da, uzuuun uzun anlatsam benimkini'' diye beklediği, bütün gün konuşsak yine bıkmayacağımız, dört patili dostlarımız ve onlar hakkındaki 10 madde. Benim tombik bebeğim, Şeker hanım'ım, şuan ayakucumda uyuyan'ım için geliyor o zaman:

 

1. Şeker bir şaşı. 
Aslında Siyam kedilerinin dişi olanları mutlaka şaşıdır. Şeker de dişi bir Siyam olarak, sanki burnunun ucuna bir kelebek konmuş gibi bakar mütemadiyen. Kendisinin fotoğraflarını görenlerin ilk tepkisi de ''E şaşı bu?!!'' olur. Genelde ikinci olarak gelen görme problemi olup olmadığı sorusu ise, iyi bir avcı, amansız bir atlet, mamayı tam on ikiden vuran bir yetenekle ispatladığı üzere (malesef gördüğüm en sakar kedi olsa da) bir görme problemi yoktur.

2. Şeker de bir 'sokağa terk edilen'.
Annemin 2005 yılında hep gittiği fotoğrafçının bahçesinde rastlaması ile tanıştığı ve adamın hala anlayamadığımız şekilde ''Eşim hamile kaldı, bıraktık sokağa, alabiliyorsanız alın, kışı geçiremez.'' diyerek, hızlıca paketleyip verdiği Şeker o gün bizim oldu. Okuldan geldiğimde halının üstünde şaşkın bir halde oturup bana bakıyor olması, ilk günler hep saklanması, hiç sevdirmemesi, güvensizliği ve ürkekliği, yoluk ve eksik bıyıkları, hepsini hatırlıyorum. 1 yaşındaydı, şimdi 11. İkimiz de annemize minnetarız.


3. En çok güldüğüm şey
Kendisi yapı itibariyle, benim en çok güldüğüm varlık. Onu şekilden şekle sokmak, kudurtmak, kucağıma aldığımda gözlerini gözlerime dikmesi, yıkadığımızda diken diken tüyleri, ona bakarken kafamda duyduğum cevapları kadar beni içten güldüren pek az şey var. Morale ihtiyacım olduğunda instagramda (sekerthecat) ve blogumda kedişeker  adı altına topladığım ne varsa, hepsine tek tek bakıyorum, uzaklardayken bile güldürüyor beni.

4. Şeker'le konuşmalar 
Güne Şeker'le başlamak yazımda geçen şeyleri ve çok daha fazlasını gerçekten söylüyor! Birbirimizle eve geldiği ilk günden beri konuştuk. Siyamlar zaten pek geveze olur, Şeker'in de mutlaka karşılık verdiği kelimeler var, ''Konuş?'' lafını çok iyi bilir ve miyavlar, ''İn!!!'' ünlemini duyduğu zaman, artık yine nerelere çıktıysa, oradan cevap verir ''İmkan yoook, çok rahat burası'' şeklinde. Annemin ''Yerine geç'' demesine de titrek miyavlamalarla itiraz eder. Yani genelde hep bir inatlaşma ve reddetme mevcut hanımefendinin söylemlerinde, ama bana uzun uzun o gün kaç kumru gördüğünü, sabaha karşı yoldan geçenleri, evde kimse yokken masaya çıktığını da anlatır, duyarım.

 

5. İp kolleksiyoncusu
Kendi başına edindiği tuhaf huylardan biri, evin her yerinde bulduğu ipli torbaların ipini sökmek, ve oyuncak kutusuna doldurmak. Bizim en baştan kutuya koyduğumuz plastik toplar, tüylü fareler, ponponlar hiç umrunda olmadı, bir kez bile oynamadı (aldığım küçük fare robotundan çılgınca korkup evin derinliklerinde koşarak kaybolduğu gün??) ve bir gün bu ipleri toplayıp biriktirmeye başladı. Acıktığı zaman kutudan bir ip çeker, mama kabına götürüp bırakır. Gece uyumadan önce kalkar, yine bir ipi alıp getirir yatağa koyar. (Sonuçta gece aniden ve delicesine oynaması gerekebilir ve gerekiyor da?!) Yaklaşık 20-30 tane ipi bu deli çocuğun en önemli eşyaları, saygı duyarak ve hayretle izliyoruz.

6. Geçimsiz bir uyuz
Evet efendim, uyuzsun, lafımı da geri almıyorum. Şu üstteki fotoğrafta, saldırmaması için balkona kapatılmış, tükürükler saçan topalak kızı tanıdınız mı, hiç benzemiyor akıllı uslu Şeker hanım'a değil mi? Eve ikinci bir hayvan almayı imkansız hale getirecek kadar geçimsiz, öfkeli ve tahammülsüz diğer canlılara karşı, malesef. Elimde yavru bir kediyle eve geldiğim gün, sinirle paçalarıma tırmanmaya çalışan, daha ciddi bir atılımla annemin fotoğraftaki evsiz kalmış Siyami'yi getirdiği gün ise, hepimizi yaşadığımıza pişman eden (bir hafta yemek yememek, her gece kalkıp zavallı hayvanı dövmek ve dolabın tepesinde yaşamaya and içmek, bir de bol bol pıskırıp tükürmek) bu kaprisli hanım, benim çok hayvanlı ev hayalimi, tek Şeker'li eve çevirmiştir.

 

7. Bir şefkat ve iyilik sembolü
Haydaaa, demin geçimsiz uyuzdu bu kız? Ama işte, insanlara karşı da tam tersi, özellikle bana verdiği terapi ve sakinleştirme yardımı, her şeyden değerli. En ihtiyacım olduğu, huzursuz ya da mutsuz olduğum zamanlarda gelir, başını avucuma koyar, bileğime sarılıp uyur, eritir beni, yumuşacık yapar. Grip olduğumda ya da berbat bir regl sancısında da başımda dimdik oturup gözünü ayırmadan beklediğini, çok endişelenirse burnunu yüzüme iyice yaklaştırıp koklamasını ve yalayıp iyileştirme çabasını da çok kez izledim, her ilaçtan etkiliydi.


8. Fotoğraf çekilme alerjisi
Olmuyor, eski sahibinin fotoğrafçı olmasına ve stüdyoda mutsuz geçen son birkaç ayına bağlıyoruz durumu. Deklanşör sesini duyduğu anda kaçmaya, gözlerini kapamaya, kuyruğunu sallamaya başlıyor. En güzel fotoğraflarını çeken annem, genelde hanımın oyuncak iplerinden birini alır ve kameranın tepesinde sallar tek eliyle, çekerken baksın diye bir şekilde maskara oluruz. Her mevsim mutlaka ben bir kez özenle giyinir, saçımı makyajımı yaparım ve Şeker'le annemin kamerasına poz veririm, işimiz bittiğinde Şeker uzaklarda öfkeyle yalanıyorken, biz pestile dönmüş halde elimizdeki karelere bakarız.

9. Dolap düşkünü
Eğer Şeker evin içinde kaybolmuşsa, mutlaka annemin ya da benim giyisi dolabımızda, en kuytu köşede oturuyordur. Eğer Şeker açıklarda bir yerde derin bir uykudaysa, annem ya da ben dolabımızı açtığımızda, neredeyse uykusunda yürüyerek gelir ve o dolaba girer. ''İn!!!'' ünleminin hiç kaale alınmadığı, dolaptan gelen keyif mırıltılarının rahatça duyulduğu, tuhaf bir bağımlılık söz konusu.

10. Hayatımın aşkı
  Bu bir abartı söylem değil. Ben ''aşkım'' lafını ne sevgilime, ne en yakın dostlarıma kullanmam, hiç kimseye de böyle hitap etmem. Ama Şeker... O'na karşı duyduğum şey, kalbimin bakarken eridiği, bazen güzelliğinden hızlı hızlı çarptığı, hayranlık ve coşku dolu bir aşk işte. Hep fısıldarım kulağına ''Sen benim hayatımın aşkısın Şeker, hep öyle olacaksın.'' Bu 10 yıldır böyle, dileğim o ki, bir 10 yıl daha böyle olsun, benim kalbim hep en çok ona çarpsın. Üstteki siyah beyaz kare ise, bakmadan, yanlışlıkla çektiğim, ama onun beni izlediği halini kaydetniş olduğum, en sevdiğim fotoğrafı.

  İşte böyle, yazarken güldüm, duygulandım, pek çok anıyı tekrar yaşadım. Eğer siz de evdeki tüylü dostunuzu anlatmak isterseniz, ya da tanışıyorsak ve zaten birçok kez onları konuşmuşsak, ben keyifle okurum ve dinlerim anlattıklarınızı. Uzun, sağlıklı, keyifle ve bizimle yaşasınlar.

2 yorum:

  1. Ah Eylül tatlı Eylül nasıl keyifle okudum biliyor musun? Biliyorsun muhtemelen ama bir kez daha tasvir edeyim: Önce yapılacak tüm bilgisayarla alakalı işlerimi bitirdim, gereksiz tüm pencereleri kapattım ve bir adet mis gibi demli çayımı alıp oturdum sayfanın başına. Her fotoğrafı tek tek inceledim bir de :) Çalışırken seni izlediği fotoğraf favorim. İp koleksiyonu ise epeyce güldürdü beni :) Karakterli kedi! Bu arada, kedi Şeker'e bir 11. madde ekleyeyim: Kendisi benim "Tüm kediler çılgın serseri değil, benim arkadaşımın bir kedisi var mesela çok iyi bir ilişkileri var" derken refer ettiğim yegane kedidir aynı zamanda :)
    Kendisine burdan mırmırlı bir öpücük, sana da ayrıca teşekkür ederim davetimi kırmayıp Şeker'ciğinden bahsettiğin için :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İyi ki açtın bu konuyu Meriiiç, yazdıklarını okurken de, kendim bir şeyleri hatırlarken de o kadar içim açıldı ve mutlu hissettim ki. O kareyi çektiğimiz gün, dışarıda lapa lapa kar vardı, ufak bir mektup yazıyordum ve o yukarıda anlattığım ''hadi güzel fotoğraflar çekelim'' halimizde değildik annemle, kırk yılda bir kendiliğinden geldi ve annem beni çekerken kadraja tam ortadan giriverdi, iyi ki de yaptı sersem topalak! :) Çok teşekkür ederim bu ilham için güzel dostum, Şeker'cim de seni mırıl mırıl mırlayarak öpüyor <3

      Sil