14 Kasım 2022 Pazartesi

İzim bile kalmayana kadar bitirdi beni. Hepsi.

 Bitti. Seneler süren, daha da çok sürecek olan, tertemiz, bir tanecik ilişkim, sevgim, tükenmeyen çabalarım, daima terk edilme tedirginliği içinde her şeyi kabul etmem, kendimi adamam, sevgi kırıntıları bulup coşmam, iki senelik korkunç işkenceleri de travmalarımla birlikte çekmem, hepsi iyi bir yere varacak sanmam, bitti. Bitti. İyice anlayana dek, bitti. 

Daha evlendiği gün dilinden düşürmediği, ben yatalak hastayken, ifade özgürlüğüm olmadan dava edilmişken, korkunç kortizon kilolarımla çirkinleşmişken, işsiz ve parasız halde evde ona yemekler yaparken, pandemide hasta olarak kaygı atakları yaşarken, dost sandığım insan tarafından tekmelenmişken, çok yalnız ve acı içinde evden çıkamazken, canım kedim ellerimde öldüğü hafta, sürekli tekrarladığı, ailesinin sürekli istediği ve ona işlediği şeyi yapıyor, Cuma günü beni boşuyor. Başıma gelen tüm bu, çok acı travmaları da, kendi başına gelmiş olaylar ve beni de suçlu sayıyor. Çok iyi tanıdığım bir kibir, narsist mağduriyeti. 

Bir travma daha. En derininden bir yara daha. 

Artık sevilmeye ve sevmeye, mutlu bir ilişkiye, iyilik yapmanın iyilik getirdiğine inanmıyorum.

Kötüler, adiler, zorbalar, pespaye reziller daima kazanır. Kazandınız.

13 senem, ömürlük sevgim, kendimi tamamen kaybedene dek adayışım ve annemle birlikte perişan oluşumuz, hepsi bomboş ve anlamsızmış. Bu blog, 2009dan beri içim pırpır ederek kaydettiklerim, sayısız  eskizler, doğumgünü kartları, defterler dolusu yazı, sonsuz hayallerim. Hepsi içimden söküldü. Hayatımın en acı kazığını yaşattı bana, sevgim benim sonum oldu. Bu yozlaşmış, öfke bağımlısı, gizli narsist ve eskiden yalnızlık çektiği ailesine adapte olmak için kendini bu kadar bozmuş insanı tanımıyorum. Onu hala sevmeye çalışıyorum, yanında olmak için kendimi ızdırapla zorluyorum. Bu bir baş etme ve inkar biçimi, sonumuzu birkaç kez daha ertelemek sadece.

18 Kasım Cuma, saat 11.50 Bunu da yapacakmışsın bana Evrim. Bizi, kendini, beni, iyi olan her şeyi paramparça ettin ve temizlenmeyecek şekilde kirlettin. Artık sana bakınca acıdan başka hiçbir şey hissetmiyorum. 

8 Nisan 2022 Cuma

Mutsuz sonum

 Sevdiğimin, ömür boyu beni sevecek sandığımın bana yaptığı kötülüklerden perişan bir haldeyim. Benimle meğer sırf terk etmek için evlenmiş. Beni sırf kendisi en acı zamanımda en kötü şekilde terk edebilmek için, zalimce umut vermiş. ''Sana verdiğim hiçbir sözü tutamam, tutmayacağım'' dedi, en ufak mahcubiyet bile duymadan. 10 aydır bu evde ağlıyorum, nefessiz, yalvarıyorum, beni tekrar tekrar reddetmesi ve telefonda terk etmesi için mi o kadar bekledim... Bu ne alçak, ne onursuz bir bitiriş. Bize bunu nasıl yapar... ''Bekle halledeceğim'' dedi. Sürekli gelip gidip öptü sarıldı, vazgeçemezdi o benden. Bekle dedi, kaç kez dediyse hep bekledim. O benden, ben yokken, ben perişanken vazgeçti. Benimle bunu konuşmadı bile, ben onun isteğiyle onu beklerken, o bana boşanmak için mesaj çekti. Ben dayanamıyorum. 2009'dan beri sevgimi anlattığım bu sayfaya, asla tahmin edemeyeceğim, en acı sonumuzu yazıyorum bugün. Beni mahfetti Evrim. Beni uzunca süründürerek, bilinçli acı vererek, perişan olduğum anlarda daha da kötü davranarak, ümidimi ve umudumu, inancımı paramparça ederek mahfetti, yıktı, bitirdi. 

19 Şubat 2022 Cumartesi

Sonrasında

Artık hiçbir şey bilmiyorum. Çok uzun süredir hiçbir şey bilmiyormuşum. 

Tökezledim, düştüm. O zaman öğrendim ki ben hiç yürümemişim. Gerçekliğim paramparça, algılarım, sevgilerim, benliğim, öz değerim, emin olduklarım, saf gerçekliklerim, inandıklarım. Bunlar hiç yokmuş.

''Göğe bırakılmış bir balon sessizliği'' içindeyim, gökte sıkışıp kaldım, sessizce.

16 Şubat 2022 Çarşamba

Terapi ve anlama çabası

 Tedavi olmak önce yüzleşmeyi, iyice yıpranmayı, anlamayı, anlayamadıklarını da affedip geride bırakmayı gerektiriyor. Çok kez tedavi oldum, bu süreci biliyorum, başardıklarım da oldu, başaramayıp saplanıp kaldıklarım, beni tüketmesine izin verdiklerim de. Travmalar bunu yapar, yüzleşilmemekle, anlaşılmamakla güçlenir, bazen o kadar uzun seneler güçlenir ki, karakteri ele geçirir. Kişinin kendisi haline gelir travması, onu görmek, bilmek, anlamak ve en önemlisi kurtulmak istemez kişi. Travmaları tarafından yönetilmeye, onlardan gelen tepkileri ve korkuları yaşamaya mecbur hisseder kendini. Bunları not aldım defterime hızlıca. Anladım. İnsan anlamaya başlayınca, duramıyor, anlayış başka anlayışları getiriyor. 

Dinleme ve dinlenme zamanındayım. Tedavi sürecim bunu gerektiriyor. Hakkında uzunca konuştuğum bir yaralı çocuk var, ufak, saçları sarıya kaçan kumral, muzip, sonra onun ergenliği var, yaralı, hep yaralı, hep sessiz, hep sorumluluklar içinde, hep çaresiz. Bana bir profesyonel o yaralı çocuğun yetişkinliğinde neyi neden yaptığını anlatırken, kendimi sık sık anlatılan her şeyi zaten bilirken, anlamışken buluyorum. Benim içimdeki yaralı çocuk, yaralı ergen tanıyordu onunkini, çok iyi anlaşıyorlardı, tanışmayan geçmişlerimiz, birbirlerine sırdaşlık ve dostluk ediyorlardı. Hayatımız boyunca, tüm yetişkinliğimizde içimizdeki yaralı çocuklar tarafından yönetiliyoruz, aslında aştığımızı, affettiğimizi, unuttuğumuzu sandığımız her şey, o kuytu derinlikte bekliyor, onu korkutan ve yatağın altında saklanıp beklemesini gerektiren yeni olaylarda, o çocuk ortaya çıkıyor, onun hayatta kalmayı öğrendiği şekilde davranıyoruz. Bu benim bilgim değil, psikolojinin bilgisi ve tüm öfkelendiğim, korktuğum, aşırı tepkiler verdiğim durumları anlamamı sağladı. Hangi haksızlık uyarısıyla, hangi dışlanma korkusuyla, hangi değersizlik hissiyle neyi neden yaptığımı. O yaralı çocuğu da, tekrar görmemi sağladı. Zaten senelerdir görüyordum, sarılıyordum, oyun oynuyordum ve telkin ediyordum o yaralı çocuğu. Yine gördüm. Çaresizliğini, en derin korkularını, bana olan öfkesini, hastalığımı kabul etmeyişini, beklediklerini ve benden ona ihtiyacım varken kaçmasını, tam da o sebeple kaçmasını, göze alamadığı şeyleri, duymak ve bilmek istemediği şeyleri, eğer kabullenirse gerçekleşmesinden korktuğu yolculuğu, beni özleyip, sevip, sonra çok öfkelenip kötü davranmasını, hem pişman hem haklı hissetmesini, bazen hiçbir şey hissetmemesini. Bunlar onaylamamı ve haklı bulmamı gerektirmiyor, tanısı konmuş, uzun süreli ve ağır bir psikolojik  şiddet, manipülasyon ve duygusal istismar görmenin sarsıcı terapilerini görüyorum, çok sık ve zor bir şekilde, halimden haberi bile yok. Artık halimi ona söyleyecek halim de yok. Sadece sakin kalmaya ve günü atlatmaya çalışıyorum. Onu çok merak etsem de, ilk defa soramıyorum bile, inanamıyorum tüm bunlara. İlerde affedebilir miyim, onu bile bilmiyorum. Anlamaya başladım sadece. Çünkü odağımda anlamak ve rahatlamak var, başka türlü de anlayası gelmiyor insanın. İyi ve insancıl hislere muhtaç haldeyim. Bulamıyorsam, yaratmam gerekiyor, hep böyle oldu. O yaralı çocuğu, ergeni, yetişkini hep gördüm, hep anladım. Uzun zaman sonra bugün, yine görüyorum ve anlıyorum. Bu sefer bunu ona söyleyemem, bu sefer onu telkin edip kocaman sarılıp rahatlatamam. Ben zaten çok yaralı, nefessiz ve sancılar içindeyim, güçsüzüm. Çok kırgınım. Ancak o çocuğun daha fazla acı çekmemesi için, zaten aylardır, yıllardır yaraları deşilen o çocuğun katlanamayacağı şeyleri ondan saklayabilirim. Daha önce de çok yaptım bunu, içim yana yana yaptım, hiç haberi yokken iyi tuttum, ne kadar incineceğini ve çaresiz kalıp buhranlar geçireceğini bilip, kendime ayıp ederek sustum. Yanlışmış hepsi, neden bu yanlışı sürekli yaptığımı da öğrendim, çok kötü hissettim, hissediyorum. Adalet olmasa da olur mu yine, yapılan haksızlıklar içimde kalsa ve beni hayattan koparsa da olur mu, bu sefer karşılığında sevgi görmeyeceğim, acım artacak, yine de adaletsizliği içime atabilir miyim... Bunun sağlıksız ve yanlış olduğunu biliyorum, benden bunun esirgendiğini biliyorum. Doktoruma da söyledim, böyle olursa eğer, tanıdığım ve sevdiğim o çocuğun canı daha fazla yanmasın, daha fazla stres, sıkıntı, çaresizlik yaşamasın diye susmayı deneyeceğim. Bu çok acıtıyor, bu benim zayıflığım mı, gücüm mü bilmiyorum, canım çok yanıyor ve kıvranıyorum. Evet, pişman edileceğim, evet doğrusu susmayıp haykırmak. Ama benim içimdeki yaralı çocuk, artık kendini ve diğerini yormamak, gerçeklerle acıtmamak, yüzleştirmeyi boş vermek ve dinlenmemize alan açmak istiyor. Her şeyi bilse ne olacak ki. Yaralarım mı kapanacak, rahatlayacak mıyım o orada kıvranırken, asla. Sanırım benim için bu, hak ettiğim adaletten ve hak etmediğim acılarımı göstermekten daha önemli. Kendim, yüzleşmekle ve sağlam durma çabasıyla o kadar yoruldum, o kadar zedelendim ki... 

Umarım bu tedavimin gerekli aşamalarından biridir. Umarım daha fazla zarar görmem ve pişman olmam. Umudum yok, çok yorgunum. İki çocuğun sarılıp barışmalarını ve tekrar oyun oynamalarını çok isterdim... Bir çocuğun rüyasında, o ikisi hep kahkahalar içinde oynayacaklar. Uyanınca canım yanacak, yine, artık böyle. Çok canım yanıyor.

14 Şubat 2022 Pazartesi

Mayıs 2018'de ne olmuştu?

   Bir travma, hem de yalan dolanla üzeri örtülmüş bir travmanın 4 sene sonra ortaya çıkışı. Hem de öyle bir çıkışı ki, Pandora'nın Kutusu misali, artık kapatılamaz tüm rezil gerçeklerle, nasıl üzerini örtmüşsem ancak terapi ile açılan ve hatırlanan acılarımla, hatırlamaya başlayınca arkasının iplik söküğü gibi gelişiyle. Tüm o mesajlaşmalar, yalvarmalarım, karışan herkesin bildiği ama bu yaz unutmuş gibi yaptığı, sonuçsuz ricalarım ve gördüğüm kötü muameleleri okudum. Okudukça hatırladım, hatırladıkça canım yandı. Kör noktalar varmış anılarımda, sevilmek için, göze batmamak için üzerini öyle bir kapatmışım ki, sanki hiç yaşanmamış gibi unutmuşum, inanamıyorum buna. İrdelenmese ve üzerine gidilmese kesinlikle hala hatırlamazdım. Sonra yüzleşme ve ne varsa tamamen hatırlama adımları için, gereken tarihlere bakmam, her şeyin fotoğraflarla, mesajlarla belgeli olması. O zaman benim yanımda olan, bunların çirkinliğini ve bana yapılan rezaletin, haksızlığın farkında olan insanın, bu yaz bana dedikleri... İşte burası dayanılmaz acıttı... O zaman nasıl da savunmuş, nasıl da öfkelenmiş, ciddiye alınmamış, çaresiz kalmış, tekrar tekrar konuşmuş, aylar sonra bir sonuç alamayınca öfkesi bana yönelmeye başlamış, işte hepsi ekran görüntülerinde, mesajlarda, apaçık yazıyor. Mayıs ayında işler kontrolden çıkıp, ben iyice mahfedilince yaşadığı suçluluk duygusu, bunu bana öfke patlamaları şeklinde yöneltmesi, sonra da o öfkenin sürekli artışı yazıyor. Bu kontrolsüz öfke ne zaman bana yöneldi ve sonra hep bana yönelmiş halde kaldı, neden benden giderek daha çok nefret ettiler ve neden bizi ayırdılar, bu karanlık kaos ne zaman başladı hep anlamaya çalışıyordum. Mayıs 2018. Hepsi yazışmalarda, aylar boyu çekilmiş fotoğraflarda. Bir sergi afişinde hatta, benim yazdığım ve hazırladığım. Sonrasında acılar içinde yalvardığım mesajlarda. 

 Buldum, okudum, hatırladım, artık hatırlıyorum ve keşke ben de tamamen unutabilseydim. O kişi gibi ''Sana inanmıyorum, ben hiç hatırlamıyorum, bunları ona soracağım, sana inanmıyorum, senin akli dengen bozuk, o yüzden böyle düşünüyorsun'' deyişi... ''Nolur sorma, benim için çok travmatik, sözüme güven bir kez olsun'' deyişim. Sözümün hiçbir anlam taşımaması. Bu yaz. Beni çıldırmış ve yokluktan huzursuzluk çıkaran bir manyak olduğuma inandırma çabası. Dahası, inanılmaz bir inkar düzeyiyle, gerçekte olanları yok sayıp, beni suçlaması. O da tamamen unutmuş, belki onun için de büyük bir travmaydı, belki o da benim gibi, hayata devam edebilmek için unuttu. Ben nasıl unuttum bilmiyorum. Midem bulanıyor, yüksek bir iğrenme ve büyük bir kaygı yaşıyorum. Asıl kaygı yaşaması gerekenler ise gayet keyifli, başardılar çünkü. Ayırdılar, deli diye etiketlediler, o korkunç ayları tamamen unutturdular. Ama işte, ben hatırladım, peşine düştüm. Bir seansta açıldı ve sonra daha çok açılması gerekti, senelerce sürecek iyileşmesi, belki hiç geçmeyecek. Çünkü ben olaylarla değil, sonrasında çözüm beklediğim, güvenliğimden sorumlu olan ama beni paramparça eden zorbalıklarla travma geçirmişim. O zavallının yaptıklarıyla değil, sığındığım ve benden sorumlu, para için her şeyi kabul eden insanın ettiği kötülüklerle travma geçirmişim. Anlayışla, özürle ve gerekenin yapılmasıyla affedip geride bırakabileceğim bir kötü olaylar zinciri, öğrendim ki, bir ailenin bana yaşattıklarıyla ve hiçe sayılmamla travmaya ve bir kara deliğe dönmüş içimde. Affetmeden, affetmiş gibi kendimi zorlamışım. Susmuşum, katlanmışım ve aklımın almadığı şekilde unutmuşum. Unutmayı seçmişim, sırf onun sevgisi için. Sırf daha fazla kötü davranılmamak ve suçlanmamak için. Elbetteki hiçbir işe yaramamış. Sıradaki adımın ne olduğunu yeni terapide öğreneceğim. Bana adalet gerekiyor, elimdeki tüm belgelerle, tüm üstü kapatılmış rezillik, zorbalık ve haksızlık örnekleriyle, bana adalet gerekiyor. Bana ve bize yaşatılanlar hukuk dışı, ahlak dışı, hiçbirini affetmiyorum ve hepsinin belgesi var artık, dönüp bir kez daha bakamıyorum, ortaya çıkarmam gerek ama hazır değilim. Artık anlayış, kabul edilmek, sevilmek umurumda değil. Benim hayatım, bizim sözde ilişkimiz 4 sene önce iptal edilmiş, üzeri çizilmiş. Sebebini, bu acımasızlığın hem ona, hem de mağdur edilen bana nasıl ve neden yapıldığını anladım. Korku. Suç işleyenin, işlediğinin farkında olanın, her şeyi örtmek ve kapatmak isteyenin korkusu. Kötülük edenin, affedilmeye karşı duyduğu şaşkınlık, anlayamamak ve nefret geliştirmek. Sürekli yalan söyleyerek, mağdur ettiğini suçlu göstermesi. Korku, anlayamamak, öfke, nefret, kurtulma isteği. Ben çözümleyemezdim tek başıma, çözümleyememiştim ve kıvranıyordum neden bana bunlar yapıldı diye. Artık biliyorum. 

Anneme ''Olmadı öyle bir şey, 1 aya gönderdim gitti zaten'' diye yalan söylemişti. 

Her şeyin belgesi var, unutmak zorunda kaldıklarımın bile. Şimdi hepsini hatırlıyorum. Bana yaşatılanları unutmayacağım. 

12 Şubat 2022 Cumartesi

Bildiğim dünyanın sonu

   Bildiğim dünyayı bile pek bilmiyormuşum, umut, güven, huzur, inanç, sevmek ve sevilmek... Ben bunlarla yaşıyordum, gerçekliğin katı acısına bunlarla dayanıyordum. Bunlara hiç sahip değilmişim, hep korktuğum, hep şüphe duyduklarım gerçekte olanlarmış. 

  Keşke tek yuvamda, annemle ve Şeker'le olabileceğim tüm zamanları, çok acı çekerek ve hiç güvende hissetmeyerek, benimsenmediğim o yerlere giderek harcamasaydım. Her hafta, her ruh halimde, her zor durumda, kendimi sevgi ve güven dolu bu odadan çıkardım, eşya taşıdım, taksiye bindim, sonra tekrar ve tekrar. Sürekli iki ev arasında geçen 10 sene, o evde kapalı geçen 2 mutsuz sene ve geriye benden hiçbir şey kalmadı. Kendimi bu kadar sevilemez, tuhaf, toplumdışı, güvensiz hissetmedim hiç. Keşke en başından beni kabul etmediklerini, ne yaparsam yapayım benimsemeyeceklerini ve kendi deneyimlerimle adapte olmama, sevmeme izin vermeyeceklerini söyleselerdi. Beni sevmiş gibi yapıp, sonra telefonda sevmek isteyen, aklı karışık bir çocuğu yönlendirmeselerdi. Zaten hiç izin vermediler. Ben de hep razı olunmuş, defolu, dışlanmış hissettim. Benim çok saf ve çok temiz bir sevgim vardı. Keşke onu bana bıraksalardı, ben onu çok güzel koruyup temiz tutuyordum, onurlu ve erdemli tutuyordum. Çamurlar içinde benim temiz sevgim, görünmüyor bile artık. Ona, kimseye bir anlam ifade etmiyor. Her şey bitince ve ben kendimle kalınca, sevgimi yine tertemiz edeceğim, avuçlarımda tutup kucaklayacağım, ben o sevgiye inandım, her koşulda ve nolursa olsun iyileşeceğimize, yeni yollar bulup bu nadir sevgiye sahip çıkacağımıza inandım. Oyun arkadaşları olduğumuza, daha keşfedecek çok şehir, çok ülke, çok antik kent, çok yemek, park, hayvanlar, diziler, şarkılar olduğuna. Kendi dilimize inandım, tekrar o dili bulacağımıza ve eskisinden daha akıcı konuşacağımıza. Aynı şeylere çılgınca gülmeye ve sadece ikimizin anladığı, bir mimikle püskürdüğümüz o eşsiz anlara inandım. Hepsi çok özel, çok zor bulunur, çok mucizevi bir sevginin anlarıydı. Bendekini bırakmayacağım, ondaki bitmiş, sönmüş, sökülmüş. Bendeki de yorgun, kırgın ve kirletildi ama ben temizlerim, kendime saklarım, bir ömür yaşarım inandığım sevgimle. Ben öyle çok, öyle mucizevi sevdim ki. Bu her şeyi zor, herkesi candan bezdiren, herkesin debelendiği karanlık zamanlara kurban gitti, benim başıma gelen felaketler ve aşırı kaygım, çöküşüm zayıflattı onu, keşke güçlendirseydi ama zaten çok yorgundu. İlk gözden çıkarılan oldum, hayat düzelmiş gibi olsun diye. Biraz dayanacak, biraz sabredip biraz besleyecektik sevgimizi, olmadı. Daha evleneli 1 sene bile değil, 4 ay olmuştu karanlık üzerimize çöktüğünde, baş edecektik bu şanssızlıkla, şanssızlık koca ağzıyla bizi yutamayacaktı, bu yaz işler çığrından çıkmayacaktı, aileler; hele ki her şey bitsin isteyen biri bu sürece kafa göz dahil edilmeyecekti, umut daha en baştan kesilmeyecekti, birbirimize tutunup ağır ağır iyileşecektik. Çok istedim, çok söyledim, inandıramadım sevgime, çok yorgundu her şeyden, en çok benden sanırım, ben biraz kolay vazgeçilirim. Kolay geride bırakılırım. Herkesin ne işi vardı ki ikimiz arasında, herkesin neden bir fikri vardı, herkesin doğruları neden bizi yıktı, zaten zayıfken... Benim her şeyi iyileştirecek, şifa verecek mucizeme inansaydı keşke, sadece sesime gelseydi, karanlıkta elimi tutup önden gitseydi, bizim birbirimize ihtiyacımız vardı, hatalarımızdan öğrenecektik, sıfırdan anlayacaktık birbirimizi, evlilik o zaman başlayacaktı, mucizemizi kutlayacaktık... Bırakmadılar, inanmadı, istemedi, ben vazgeçildim. Haziran başında ''Tekrar düşün, bu kadar kolay mı, lütfen ayrılma kararı verme'' diyen, kabul ettiğim, zaten affedip anladığım, sevdiğim, beni Temmuz'da kendi terk etti, o benim söylediklerimi dinlemedi. Ağustos'ta, Ekim'de, Kasım'da da dinlemedi. Ben onu dinlemiştim, çok kırgın ve umutsuz olduğum halde, toparlayacağımızı biliyordum, o beni kendisi terk etmek için ikna etmiş o gün, bilmeden. Başıma gelecekleri bilmiyorum, daha da çok acıtacağına eminim ama her şeyin geride kaldığı gün, ben sevgimi attıkları yerden alacağım. Benim sevgim çok değerli, çok gerçek bir sevgi. Yorgun ve kırgın ama yaşıyor. Artık sessiz, artık sadece ben bileceğim onu. 

  Perşembe günü terapiye başladım. Bu seferki çok zordu, en zor başlangıcımdı. 3 senenin ardından ''Ben başaramadım, ben kötü muamele gördüm, ben ruh hastası olarak tanımlandım. Evden hiç çıkamıyorum. Benim canım kedim öldü. Ben telefonda terk edildim. 12 senenin ardından beni en zor halimde sayısız kez terk etti, nolur beni sevgi sandığım hastalığımdan kurtarın, ben bozuğum ve eksiğim.'' demek, nefesim tükendi acıdan, gözlerimi ekrandan kaçırdım. O kadar çok uğraşmıştım ki, en zor acılarımın üstüne gittim kaç sene, yapmak istemediğim şeyleri yaptım, haksızlık ve sömürüye boyun eğdim, öyle acı ki, sırf sevilmek için bunları yapmış olmam. Dinledi, dinledi, çok not aldı. Sonunda duymam gereken gerçekleri söyledi, içten içe bildiğim, mazeretler bulduğum, zaten hissettiğim. Birkaç farklı konuda uzun süredir dozu sürekli artan, çok ağır bir psikolojik şiddet gördüğümü, ağır baskı ve manipulasyon altında olduğumu, bunu yaşayan ama sevgisi devam eden kadınların psikolojisini izah etti bana. Telefon açıp haykırmak istedim. ''Suçlama, senin analizin, ben öyle hissetmiyorum'' dediği her şeyin gerçekte ne olduğunu doktordan duysun istedim. İçim paramparça oldu. Ben bir vaka olduğumu öğrendim, sandığımdan daha zor bir durumda olduğumu öğrendim.  Bunları yaşayıp aşabilen, çok daha iyi hale gelen çiftler varmış, başımı kaldırıp baktım, ''Nasıl olabilir?'' diye, bana gerekli şeyleri söyledi karşı tarafın yapması gereken. Başımı geri eğdim, yapmadı, yapmayacak da. Biliyorum, değmediğimi biliyorum. ''Çift terapisi güzel bir çözüm olabilir ama önce seni toparlamamız lazım, kesinlikle şu an kaldırabileceğin bir süreç değil'' dedi. Zaten ekrana, odamda konuşurken bile yorgun, gözlerim dolu, zor konuşuyordum, mırıldanıyordum. ''Büyük bir ihtimalle o çift terapisine katılmayacak, vazgeçmiş olacak'' dedim, önemli değil, amacımız senin tükenmişliğini onarmak dedi. O yüzden artık buna odaklanamam, amacım ve umudum artık elele çabalamak değil, ''farkındalık ve kabulleniş'' dedi doktor, olmadı bunlar, olmayacağını biliyorum, beni hasta kabul etmek ve her şeyi bana yüklemek çok daha kolay, yaşadım en acı haliyle. Her çırpınışım dindi. Sadece işin uzmanı birinin beni anlaması, yaşadıklarıma objektif bakması ve şüphe götürmez şekilde gerçek olan durumu bana söylemesi. Artık her hafta ekran başında, yavaş yavaş hislerimi ve düşüncelerimi düzenlemesine, temizleyip arındırmasına izin vereceğim. Artık umut etmek, inanmak, sevmek ve sevilmek değil, iyileşmek istiyorum. Sevilemez ve vazgeçmesi kolay olduğumu da kabullendim. Her şeyi, hepsini. Hayatla kopmuş tüm bağlarımı daha sıkı kurmak ve bir daha kimsenin açık yaralarıma tuz dökecek kadar yakınıma gelmemesini sağlamak, bir kale duvarı olmak istiyorum. Seanstan sonra sokağa çıktım, bu hafta ikinci kez. ''Başladım yürümeye, bir de baktım yine baştayım.'' diyordu Mavi Sakal, ne harika bir şarkı sözü. Kim bilir kaçıncı kez aşmakta olduğum agorafobide, minik çok minik adımlar. Kedileri beslemek. Artık kedi sevemiyorum, gözümün önünde hep Şeker, hep acı, sadece 20 dakika, birkaç yere kurumama, sonra ev. 

  İlk defa baharın gelişi sevinç değil keder veriyor. Şeker'siz girdiğim bir bahar, ne anlamsız, ne acı verici. Balkonu açıp birlikte havayı koklardık, önceleri çok soğuk diye içeri kaçardık. Sonra güneş ve ısı arttıkça, balkondaki keyif saatlerimiz başlardı. Şeker'in sandalyesini çıkarmamla, hemen üzerine hoplayıp oturur, yalanmaya başlar, tamamen temizlenince mayışıp uyurdu. Ben de elimde kahvem, onu izleyerek oturur, arada başını, çenesinin altını güzelce kaşırdım. Bahara kavuşmamız harika olurdu. Onu özlemekten nefesim kesiliyor, fiziksel olarak canım acıyor, ellerimi sıkıyorum, ağlamamaya çalışıyorum. Dayanamıyorum. İnanamıyorum. Başka şeylere üzüldüğümde büyük suçluluk duyuyorum, yas vaktimden çalan bitmez acılar, onlar nasılsa bitmeyecek, ben Şeker'e ağlamak için, bir süre canımı yakmaması için müsaade istemek zorunda kaldım. Benim kalbim en acı kaybıma yanıyor. Bir yandan da üşüyor, kalbim üşüyor. Ah bebeğim bu acı nasıl geçer, son günlerin hep gözümün önünde, son nefeslerin, çaresizliğimiz. Ah bebeğim, aşkım, kedi kızkardeşim, ablam, ismini sayıklayıp ağlıyorum. Seni çok özledim çok. 

  Önümde 26 Şubat var, içimi acıtan. Benim bayram günümdü. Benim coşkumdu ve sevdiğim tek kırmızı o güne aitti. Yılbaşından, doğumgünümden daha çok severdim, 2009'dan beri, öyle alışığım ki sevgimizi kutlamaya, o gülleri ilk alışımdaki heyecan ve şaşkınlığı tekrar tekrar yaşamaya. Bu sefer yok. Sessiz ve soğuk geçecek, ben eski fotoğraflara bakacağım, iki hayaletin saf sevgisine, umuduna, kendi gözlerimdeki aşka bakacağım. Fenalaşma ve sinir krizi olmasın, ağlamakla atlatayım umarım. Neler neler beklemiştim umutla, umutlarıma ağlayayım. Sonra bahar, beni zorlayacakları o korkunç süreç, acımasızlıklar, suçlamalar, kötü sözler. Ortalığa dökülen çirkinlikler. Böyle bitmemeliydi, böyle yarım kalmamalı ve bu şekilde harcanmamalıydı. Doktorum şu an hepsinin yanlış olduğunu ve kesinlikle bir karar alma ve uygulama halinde olmadığımızı söyledi. Ne onun, ne benim. Hastaneye yatacak hale geldiğimi biliyordum, bu yüzden biraz nezaket ve iyilik çok istemiştim, can havliyle. Çok zarar gördüğümü, yazdığı tanının tedavisine uymamı, yakın geleceği ve kaygılarımı şu an biraz bile düşünmememi, zaten tükenmiş olduğumu söyledi. Bunları dinlemeyecekler, ona da söyledim. Ben yaz boyu ve sonbahar boyu umutla beklerken, aslında terk edilmeyi beklemişim bilmeden, onların benim toparlanmamı beklemeyeceklerini biliyorum. İki mevsim, inandım, farklı baktım, imkanlar gördüm, çabaladım, peşinden koşup yalvardım. Ne inatçı ve tükenmek bilmeyen bir umut ve inançmış. Telefonda ''Bitti artık anla bitti'' diye sökülüp atılan, bir yüzyüze sevgi dolu, uzun bir konuşmaya bile layık görülmeyen, sonrasında öpüşmeler, sarılmalar, ''Seviyorum'' çaresizlikleri. Ben nasıl tükenmeyecektim ki. Tükenmişlik Sendromu... Zaten hissediyordum, duymak ve kabul etmek başka bir şeymiş, nasıl tedavi edilebilir bilmiyorum, umursamıyorum, iyileşmeye inanmıyorum. Çok kötü haldeyim, çok sarsılmış, çok aşağılanmış haldeyim. Yazmam gerek ama yazmaya bile dayanamıyorum daha fazla. 

  Terapiler, ne yaşadığımın bana izah edilmesi, asla sökülmeyecek gibi duran sevgimin, tedavi edilmesi ve bir daha asla ısınmayacak kalbim, ellerim, buz tutan ruhum. Benim çok güzel, ufak, bana çok çok yeten bir dünyam vardı. Ben o dünyaya şükrederdim, bozulmasından deliler gibi korkardım. Bildiğim dünyam paramparça oldu, her şey kırıldı. Umut, inanç, hayal kalmadı, ben bunlarsız yaşamayı bilmiyorum. Ben yaşayamıyorum. Şeker, keşke yanımda olabilseydin şu an, ben dayanamıyorum abla, çok acıyor. Daha da çok acıyacak. Dayanamıyorum. 

25 Ocak 2022 Salı

Şeker'ime kavuşana dek

Gerisi acı, saf ve katıksız acı. 

Herkes gitti, tekmeler savurarak. Şeker bana sarıldı ve tekmelenmiş yerlerime yatıp iyileştirdi hep.

En sonunda umut ve minnet içinde debelenmem sustu. Dualarım sustu. Hayattan her beklentim sustu.

Sevdiğim beni iki sene içinde sayısız kez terk etti. Döndü, öptü, sarıldı, tekmeledi, yine terk etti.

Sevdiğim bana bunları nasıl yaptı, neden beni tekmelemeyi bırakmadı?

Artık hareket etmiyorum, kendimi yeni tekmeleri için açıyorum, daha da beter etsin diye, ediyor. 

Artık tekmelenen yerlerimde yatacak, beni sessiz huzuruyla saracak ve her koşulda güldürecek kedi ablam yok ya, fark etmiyor, 2 tekme, 50 tekme, kimse sarmayacak beni ve annemi, biz Şeker'siz kaldık, gelsin sadistler, gelsin ne yapsak sevmeyenler. Ruhsuzluğunuz ve acımasızlığınız ile sarın bizi. Kimbilir hayat başka ne felaketler, ne acılar planlıyor, kimbilir daha ne büyük çaresizlikler çoktan yola çıktı... Artık hayattan sadistlik dışında bir şey beklememeyi öğrendim, 2 senedir başıma gelen her kötü olaya şükrettikten ve daha iyi bir şeye sebep olacaklarına aptal gibi emin olduktan sonra. Daha iyi bir şey elbette olmayacaktı. Bana tanımlanan mutluluk, neşe, umut bitmişti çoktan. Yağdır hayat yağdır, sevdiğimin eliyle katlet beni, iyiliklerimden kanat, sevgiyle verdiklerimden kanat, inançlarımdan kanat.

Şeker'ime kavuşana kadar. Çekeceğim. Düştüğüm yerden kalkmadan. 

4 Ocak 2022 Salı

Ah Şeker ah bebeğim... Şeker'im.

 Benim güzel Şeker'im, Şekroş'um, tek aşkım, hayatımın mucizesi ve ablam, 29 Aralık 2021 günü, korkunç acılar çektikten sonra, odamızın önünde, annemle ellerimizin arasında huzura kavuştu. 17 yaşındaydı sadece. Rahatlıkla 20'lerini görecek kadar dinç, sağlıklı ve kontrol altındaydı sağlığı. Her şeyin bozulması 2 hafta sürdü, her şeyin hızla sona gelip bitmesi 3 gün... 

 Kendimizde değiliz. Tıpkı onun son günleri gibi nefesim daralıyor, nefessizlikte boğulduğunu görmek zorunda kaldık. Asla affetmeyeceğim o yüz karası veterineri, bir ağrı kesici iğne bile yapmadı. Gerekli testleri ben yalvar yakan zorla yaptırmıştım. 1 senedir bebekler gibi bakarak, günde 2 kez şırınga ile şurubunu, iki kez mide hapını yutturarak daha senelerce yaşatırdık canımızı. Bizim canımız gitti, gitti eridi birkaç günde. Her dakikasını seyretmek zorunda kaldık, çözümler ve rahatlatılması için yalvardık, ağlayarak yalvardım. Bize onun ellerimizde yitip gidişini izlemeyi bıraktılar. Şeker'imizi o halde, acılar içinde bıraktılar. Biz de çaresizce onunla çırpındık, kabus gibi 2 gün sürekli korktuk ve en kötüsünü yaşadı en sonunda, meleğimize hiç yakışmadı bu son. Gördüklerimizi annem ve ben biliyoruz, yürek dayanmazdı, haykırdık, ağladık günlerce, hala. Daha büyük bir acı, şok ve ızdırap yok. 

Ben artık bir boşluğum, Şeker benim ruhumdu. Ben artık kalbimin içinde uyuyan kedime fısıldıyorum, bu düzeyde bir sihirli, büyülü bağın ardından gelen sonsuz boşlukta kayıbım. Kokusu burnumda, yumuşacık tüyleri, kadife burnu, kulakları ve mücevher gözleri, inanılmaz duyarlılığı, şifası, her durumun tesellisi olan huzuru ve verdiği kahkahalar... 5 gün oldu. Seni çok özledim Şeker. Ömrüm yettikçe seni daima çok özleyeceğim. Bizim sihirli yuvamız, bizim üçüncü yarımız. Benim aşkım. Aşkım seni kaybettim... 

24 Temmuz 2021 Cumartesi

''Kapanışta açılırım.''

  Bu söz Harry'nin altın Snitch topunda yazıyordu, en sona geldiğini anladığında, Harry istemsizce snitchi açabilmiş, içindeki diriltme taşını kullanmıştı. O cümle de aklıma kazınan sonsuz sayılı cümlelerden biri.

  Sonunda gerçek inziva. Buraya bile nasıl çırpınarak, nasıl nefessizce anlatmışım hislerimi, yaşadıklarımı. Geçen hafta. Geçen aylarda, her kırılıp yıkıldığımda. Yaralı hayvan gibi bağırarak, uluyarak, anlaşılma ve yardım beklediğim günleri bitirdim. Daha o gün. O aylardır, acıyla ve aralıksız ''Beni kurtar, bana yardım et, bitiyoruz, bitiyorum.'' diye haykıran halimle, birden susuverdim. Sesimin de bir sonu varmış. Ah sessizlik. Kendime en büyük yardımı ben yaptım, kendime ihtiyacım olan tek şeyi kendim verdim; mutlak sessizlik. Twitter bokunu kapadım, whatsappı sildim, telefonumu 3 gün hiç açmadım, sonrasında artık hep uçak modunda; tüm sahte insanların ve sözde yakınların olası aramalarına kapalı. Ben yokum, artık hiçbiri için yokum. Kimseyi, kimseyi duymak istemiyorum. Artık anlaşılmak ve onarılmak da istemiyorum. Bu yaralar öyle derin ki, bunları yapanlar onarmamış ve aldırmamışken, artık ancak ve sadece zaman, o da bir kısmını. Kırıklarım içimde. Senelerin hatıraları, sözleri, olayları ve ardından gelenler içimde. Hafızamın bana acımasını ve büyük kısmını Eternal Sunshine'daki gibi silmesini çok isterim. İki ayrı kişi, iki ayrı en yakınım. (Annem elbette konu dışı, o benim en güzel parçam, ben de onun parçasıyım, şükürler olsun varlığına ve yanımda oluşuna) o iki yakının bıraktığı kırıklar ve hisler o kadar ayrılar ki birbirinden. İkisi de çok acıtsa da, dostluğu hiçe saymak, geçen tüm seneleri ve tüm paylaşımları kirletmek, çamura bulamak ve en zayıf halimde bile isteye, hem de ben sayısız kez özür dilemişken (hasta olduğum zamanlar ve diğer tüm felaketlerim ve bunlar sırasında veremediğim dostluğum için, pişmanım ama evet, beni sayısız kez özür diletti, diledim) yine de nefes aldırmadan suçlamaya, kendime olan son güvenimi de paramparça etmeye keyifle devam etmek... Bu yediğim en büyük, en kötü, en onursuz kazıktı. Haberi bile yoktu zaten halimden, nasıl yalnız ve bitik olduğumdan, haberi olsa da aldırmazdı, hep acımasızdı ve sert davranmayı, aldırmamayı lütuf sayardı. Elbette kız kardeş değildik ve hiç olmadık, olmamışız. Bir insana yapılabilecek en büyük kötülüğün, onun sırtını dayadığı ve içine huzur veren sevgisini alıp paramparça etmek olduğunu gördüm, yaşadım. En iyi dostum dediğim son insan aldattı beni. Sindiriyorum, neyse ki bu tip şeyleri çok yaşadım (maalesef yaşattım da, bu kadar insafsızca ve sert olmasa da, bu acı elbette boşuna değil, ahını aldığım insanların verdiği bir ders olmalı bana, kabul ediyorum ve alıyorum dersimi her zerresiyle) geçip gidiyor, izi kalacak kesinlikle, geçeceğine de bir o kadar eminim.

  Diğer acım... Benim güzel acım, benim onurlu, erdemli, çaresiz acım. Ağlıyorum halsizce, sabah, öğlen, pek bir şey yiyemedim de, çok üzgünüm. Daima iyilikle ve sevgiyle hatırlayacağım. Senin de, benim kadar yorgun olduğunu biliyorum, elinden başka türlüsü gelmedi, onarmak istedin ama zaten kendin çocukluğundan beri yaralısın, kederlisin, öfkelisin, onaramadın ne beni ne kendini. Sevgim, saygım, verdiğim değer çok büyük. Kırgınlıklarım öylece kaldılar, yaralar öylece açıklar; olsun be, insanız. Hem de ne iyi, ne sevgi dolu iki insanız. Berbat bir seneydi, olacakları tahmin edip dahil olmamızı istemediğim bir kurumun çatısı ve baskısı altında, berbat, hadsiz ve acımasız insanların bitmeyen müdahaleleri ve dolduruşlarıyla, biraz da senin sinirin rayından çıkınca ve benim başıma gelen felaketler bitmeyince, olan oldu işte. Her şey kırıldı, döküldü, indi aşağı. Özür diledin beni dinlenmeye bu eve getirirken, onaracağını söyledin, iki hafta geçmeden ise öfkeyle, onaramayacağını, bıktığını ve pes ettiğini. Ben onaramayacağını çok zor kabullendim ya da hala kabullenmedim, pes etmem gerektiğini biliyorum, sen pes ettiğini biliyorum, geriye kırıklar kaldı. Ben onları güçlendikçe sararım, temizlerim, eritirim olduğu kadar. Geriye lekesiz, dürüst, birbirimizi bildiğimiz ve gördüğümüz sevgimiz kalır, o da bana ömrümce yeter, minnettarım. 

  Gerisi, sessizlik. Kimse yok. Annem, şifacım ve dostum, ailem ve yoldaşım olarak yanımda. Şeker'im, artık onun bana bakmış olduğu kadar, benim de ona baktığım, ilaçlarını içirdiğim, yaşlı halini kabullendiğim ve her sarılmamıza şükrettiğim ruh eşim, ablam, kedi prensesim yanımda. Sonunda kendimi sözlerle, cümlelerle, ekran sayfalarına ve insanlara değil, sadece resimle ve kağıda ifade ediyorum. Çizgilerle, karalamalarla, mürekkeple ve tarama ucuyla çığlık atıyorum, ağlıyorum, halimi açıklıyorum, hepsi bir desen olup geride kalıyor. İyi geliyor. En sonunda, sadece, sessizlikte hızla çizen kalemimin sesleri, hepsi bu.  

19 Temmuz 2021 Pazartesi

Bu bitki, dibine asit dökülerek kurutuldu.

 Bir ay içinde iki aşı, iyi. İki kazık, çok ağır. En yakınlarımdan derdim ama en yakınlarım olmayı epeydir bırakmışlardı, ben var sayıyordum, sevilmek istiyordum. Biri, bana yer olmayan ve bana yer olmadığını aylardır belirttiği, hayatımdaki kendi seçmediğim acılara ''bahane'' diyen ve benim sıkıntılarımdan arınıp, yeni ve güzel hayatını kutluyor. Hepsi, fazlası, hırsla beklediği mutluluk onun olsun, üstünden akıp gittiğini söylediği ama içine akmış ve zift gibi bir düğüm olmuş tüm nefreti, kini benden uzak olsun artık. Diğeri ve canımı en çok yakanı ise, ah zor, çok zor,  sadece canımı çok yakmaya ve bir güzel söz için yalvardığımda daha da kırmaya devam ediyordu. Nasıl katlandım, nasıl izin verdim ve neden inatla güzel sözler bekledim, belki hayatta tutmak için, kurumuş bitkiyi.

 Geçmiyor. Geçiyor. Yok geçmiyor.

Korkunç şeyler yaşatıldım. Hayatımın her yönden sınandığım senesinde. Pandemide. Salgın şartlarında eve kapanmışken Sanık olmuşken. Sağlığımı yitirmiş, fiziksel acıdan çıldırmışken. İşsiz parasız kalmışken. Yalvar yakar, iğrenç insanlara, onurum kırılarak hiç kazanmadığım kadar fazla parayı ödemişken. Sinir krizleri geçirmişken. Korkunç şeyleri yaşatan o ikisi de dedi ki; ''Neden hepsi seni buluyor, neden hep acı çekiyorsun bir düşün.'' Sadece ikisi bunu demeye cürret etti. Elimde olmadan bozulan sağlığımdan, kas hastalığımdan, sistemin parası yolunabilir kolay bir çerezi olmamdan, işsizliğimden, bunalımımdan... Kendimi sorumlu tutmamı ve sorgulamamı. Sadece ikisi, dünyamın yıkılmasından beni sorumlu tutmaya kalktı. Belki hiçbir şeye merhem olmamanın, her şeyi daha da zorlaştırmanın ve en ihtiyacım olan dönemde en kötü davranmalarının verdiği, ortak bir hadsizlik, ortak bir gaddarlıktı. Hiç beklemezdim. Çok acıdı. İki kereden fazla acıdı, sayısız kez acıdı ve öylece kaldı.

Ne kin, ne keder, sadece tedirgin edecek kadar sessizim. Bir de boş, bomboş. Her şey anlamsız.

Hayatımda hiç olmadığım kadar yalnızım, dertleşecek kimse yok, derdimi anlatma isteğim yok. 

Annem perişan edildi, hiç hak etmediği halde, gördüğü ve yaşadığı rezilliklere rağmen sadece sevmeye ve şefkat vermeye devam ettiği halde, bencilce ve duyarsızca perişan edildi. Pek şefkat görmemiş, şefkat göstermesi gereken zamanlarda sadece öfke hisseden, sevgi hissetmeyen bir çocuğa kol kanat gerdi, anne olmak istedi, epey de oldu aslında. Ama karşısındaki insan şefkat istemiyordu, koşulsuz sevilmek, hiçbir şey yapmasa hatta kötülük de yapsa kabullenilip sarmalanmak istemiyordu; hiç bilmiyordu çünkü bunları, aile olmayı, bekleneni vermese de çok çok sevilmeyi ve kucaklanmayı. Ben bile öğretememiştim tüm o aştığımız seneler, dertler, olaylar boyunca. Annemi de kırdı, ona da ihtiyacı olan sevgiyi vermedi, zaten çok bitmiş ve kederli olmasına aldırmadı, kendine hak bildi ve perişan etti onu da. 

Birbirimize sığındık. Şeker, ben ve annem, bizi koruyan odamıza geri döndük. Mayıs sonuydu. Şükür. Bu korkunç kışı, salgın dalgalarını, beni vuran dalgaları ve yakınlarımı aştık, sağlıkla ve bir bütün halinde, üçümüz yine buraya kavuştuk. Tek güvende olduğumuz yere. Sevginin olduğu yere.

İçimde o son gün, telaşla verilmiş sözlere inanmaya hazır cılız umutlar, en çok da kendimden alışık olduğum; bir süre geçtikten sonra tekrar acı çektirilmeyi göze alıp hevesle, heyecanla başa saracak olma umudum vardı. Aslında verilen sözlerin bomboşluğundan ve imkansızlığından çok, kendi salaklığıma güveniyordum. Affetmeyi başaracaktım, özleyecektim, yine kıracak olması fark etmeyecekti çünkü sevgim, saygım, bitmeyen umudum vardı. Hepsi kül oldu. Hepsini kalıcı olarak yaktı, ben gerçekten bağırarak ağlarken, yapma derken, hiç umursamadan yaptı ve yaktı. Sözlerini tutacak hali olmadığını söyledi. Yorulduğunu söyledi. Asıl o bıktığını söyledi. Tıpkı savunmasız birini saatlerce tekme tokat döven, komaya sokan birinin yorulduğunu ve kramp girdiğini söylemesi gibi, olan biten her şeyden yorulduğunu ve bıktığını söyledi. Dövüldüğüm yerde, iyileşmeden ve el verilmeden kaldım. 15 senelik, maalesef ''kızkardeş'' sandığım insan da, ben orada yatarken yanımdan geçti, bu perişan halimle onun neşeli, yetişkin ve parlak hayatına eşlik edemediğim için epeydir kızgınmış, bir tekme de o patlattı, sonra hızını alamadı, senelerdir içinde çok kalmış; ''ilgi açlığım, benmerkezciliğim, bencilliğim, onu sürekli sömürmem'' falan (nedense hepsi, ortak arkadaşlarımızın ve yaşı büyüklerin onun için kullandığı ve benim kondurmadığım sıfatlardı) bir sürü tekme yağdırdı iki gün. Sonra da neşeyle kokteyline, başarılı hayatına ve ''doğacak çocuğuna sakladığı şefkat içgüdüsüne'' döndü. Bu cümleyi maalesef unutamam, insanlığını yitirmenin, duygusuzluğun, bitmişliğin cümlesiydi. Ben herhalde, çocuk sahibi olmayı planlamadığım için, uzun bir süre berbat, özgüvensiz, kayıp olduğu senelerde ve özellikle son beş senedir aynı ve tek derdini  konuşmak için açtığı uzun telefonlarda, şefkatimi bolca vermiştim, kendim çok iyiyken ve parlarken de, aşıkken de, vaktim yokken de. İlişkisinde problem varsa, 52. kez ayrılma kararı almışsa, bu sefer kesin bitmişse, ben saatlerce telkin ettim, onun kalbi kırık diye hüngür hüngür ağladığım oldu, barışmaya ikna ettiğim oldu, hep sevgim ve ilgim onundu, herkesten önce onundu.  Şefkatin önlemez şekilde içten gelen bir sevgi sonucu olduğunu, tükenmeyeceğini bildiğimden ya da enayiliğimden. Şefkatin ancak bir kişiye yetecek miktarda olan, berbat haldeki dostuna daha fazla veremeyeceği, harcanırsa biten, para cinsi bir şey olmadığını bile bilmeyen bir insan, dahası, hissetmeyen, esirgeyen. Hayatımdaki en büyük hatadır, bu ilişki, en acı derstir. Dilerim bir daha asla duymam, görmem ve haber almam. Dilerim sırtımı yaslama hatasına düştüğüm son sahte insandır. 

Kalktım, odamıza, anneme, Şeker'e, hayatımdaki tek gerçek sevgiye ve güvene geldim. Uzaktayım. Bugün itibariyle ulaşılmaz, azarlanmaz, yalan söylenmez, manipüle edilmez ve canı yakılmaz bir mesafede saklandığımı umuyorum. Bir buçuk sene boyunca ne yaşadığımı ben çok iyi biliyorum, içimin nasıl solup bittiğini, neler duyduğumu, ne çok ağlatıldığımı, tüm özürleri ve tutulmayan sözleri. Yapan her zamanki gibi unutmayı seçti, çünkü hayatta kalmak, kendiyle baş etmek, vicdanını rahat tutmak ve alıştığı o yıpratıcı, yıkıcı düzene devam etmek zorunda. Ben o yıkıcı, bizi de sağ bırakmayan düzene uymadım, rahatsız ettim, rahatsız oldum. Ne kendimi, ne onu, ne bizi kurtaramadım. Anlamış gibi yaptı, anlamadı, yine unutmayı ve devam etmeyi seçti. Bir kez beni seçseydi, bir kez kendiyle yüzleşseydi, bir kez acı çekmek pahasına; ona ve bize yapılanları görecek yüreği olsaydı. Bir kez, benim göze aldıklarımı alsaydı. Gerçekten sevseydi.

Yokmuş. Ben ''Fazla hassas ve psikolojisi bozuk'' bir bahane olarak tanımlandım. Yine, hep olduğu gibi. Kendi yaptıklarından kaçması ve doğruyu söyleme adı altında yalan söylemesi gerekiyorsa, ben zor şeyler yaşamışımdır ve sinirim bozuktur, doğru budur, benim sinirimi kimin bozduğu ve beni kimin bu halde getirdiği önemli değildir, yine önemli olmadı. Benim zaten çok psikolojim bozuktu, benim zaten başıma kötü olaylar gelmişti, ondan anneme kaçmıştım, o evde tek başına kalmıştı, o çok üzgündü, o beni çok seviyordu. Eller tertemiz, vicdan rahat, ona acıyorlar ve ben ayıplanırken konu geçip gidiyor. Beni çok seviyor ama işte, benim rahatsızlığım var ve psikolojim bozuk. Kendimden kaçmak için, bozuk psikolojimi ben bu kadar kullanmadım. Yaşattıklarını her açıklaması gerektiğinde, kendine ya da benden nefret etmeye senelerdir düşkün çevresine, ''Onun psikolojisi bozuk, ondan oldu'' Ve ona acımalar ve ona hak vermeler ve ellerin yine temiz, vicdanın yine temiz. Keşke bir de içine sinseydi.

Tüm sahte yakınlardan, sevgi adı konmuş hastalıklı hislerden, acımasızlıklardan, senelerce kullandıktan sonra tükürüp atan ruhsuzlardan, sırtımdan haksız kazanç elde edip, üstüne pislik gibi davrananlardan, sanatçısını trajik biçimde ölmüş seven züppe sanatseverlerden, vefasızlıktan ve nankörlükten uzakta, dinlenmek istiyorum sadece. 

Hiç unutmayacağım. Hiç onarılmayacağım ve kimse pişman olmayacak. Reva görülen bu oldu. Her şeyin, senelerin, verdiğim sevgilerin, fedakarlıkların, çabaların, onardıklarımın, affettiklerimin, yerine getirdiğim ve fazlaca yükselttiğim özgüvenin, iyileştirmeyi başardığım aldatılma acısının, her haliyle her zaman sevileceğini hissettirmemin ve tükenmeyen, yorgun sevgimin geri dönüşü, layık görülen bu oldu. Sindirmeliyim. Artık sindirmeliyim ve dinlenmeliyim. Sadece boşluk var. Gittiler.

Artık kimseden iyilik ve sevgi beklemiyorum. Ben zaten bitmiştim. Ben birkaç kez bitmiştim. Beni sayısız kez, sonrasında özürler dileyerek bitirmişti. Diğeri geldi, o da bitirdi. Bir bitiren diğerine öfkelendi, sonra beni bir daha bitirdi. Yetmedi. Bitmedi. Beni yine ve yine bitirdi. Bittiğime emin olmadı. Bittim dedim, daha da bitiresi vardı. 

Artık huzur içinde dinlenebilir miyim?

12 Mayıs 2021 Çarşamba

hissiz, sessiz, boş

 Beni bu bir sene içinde, tamı tamına bir sene içinde en çok yıkan, yıkılmışken daha da yıkan, üstümde tepinenin kim olduğunu unutmayacağım. 

Unutmamalıyım. Birkaç kez unutmayı denedim ve bunlar oldu. Bu sefer anlama ve hoş görme.

Hayatımın bir erkeğin korkusuyla, şiddetiyle, ızdırabıyla geçireceğim öyle mi? Hepsi bunun için miydi? Tüm umutlarım, tüm varsayımlarım, tüm hayallerim, buraya varmak (düşmek) için miydi?

Ben bunları hiç istemedim. Ben bunları hiç hak etmedim.

Ben artık gülümsemiyorum, neşeyi ve güveni unuttum. 

Bomboş içim. Yine de acıyor. Boşluklarım acıyor.


3 Mayıs 2021 Pazartesi

Başlığı yok, ortada duruyor.

 Geçen hafta bir şekilde geçti, gözyaşları bir şekilde kurudu ve dindi. Cuma, Cumartesi, Pazar ''Bugün ağlamamayı başardım'' diye not ettiğimi hatırlıyorum, telefonda konuşmak hala çok zor, hala hassasım ama o açık yara ince bir kabuk tuttu. İşlerimi alacağını, bana destek olacağını söylemiş yakınlarıma ''Söz vermiştiniz, satış sitem bu, zor durumdayım'' derken artık utanmıyorum, artık bir yerim kırılmıyor. Kibarca arazi olmalarını okurken de, reddettiklerinde de. ''Ama böyle demiştin'' demiyorum. Olabiliyor, hali ve vakti yerindeyken, 200 lira vermeyi çok görebiliyor. Beni hala yakını sayabiliyor. Ben çok uzağım artık, fiziksel ve ruhsal, yüzümü kızartıp attığım o mesajlar, son iletişimlerimiz, bilmiyorlar. Bilselerdi de önemsemezlerdi. Ben de bunu önemsemiyorum. Oraları geçtim. Oraları da. Hepsini geçtim. 

Yorgunum. Çok da yordum. Yorduklarım için ayrıca yorgunum.

Sessizim. Sessiz olmamın, konuşmamdan çok daha yararlı ve iyi olduğu günlerdeyim.

Affetmek istiyorum. Affetmem gerektiğini biliyorum. Benden asla özür dilemeyenleri, asla da özür dilemeyecekleri affetmek için, öfkemi göğe bırakmak için çaba gösteriyorum. Tek çabam bu hatta, düşünmeme çabası, hatırlamama çabası.

Unutarak onarılacağım. 

22 Nisan 2021 Perşembe

Daha çekeceğim varmış, bilmiyormuşum.

 Birkaç saatte o güneş kapadı. Berbat bir fırtınaya döndü. Evdeyken bakıp huzur duyduklarımızdan değil, dışarda yakalanıp mahfolduğum, perişan eden bir fırtına. 

  Son 6 saattir, telefonlar, hele umutla iyi cevap beklediğim o 15 dakika, oldu 30 dakika, 45 dakika, 1 saat ve sonunda ellerim buz gibi kendim aradım. Olumsuz cevabı aldım. Mendiller, peçeteler yetişmedi. Sakinleşemedim. Üç arkadaşımı istemeden biraz korkuttum, evde yalnızdım. O iyi telefon gelmedi. Ben sızdım. Saat gece 12 şimdi. Yarın annem gelecek, onun yanında böyle bir telefon silsilesi yaşamamalıyım, sağlam durmalıyım. Her zaman benden çok üzülen, her zaman benim için çok üzülen annem, canım. Senin için iyi olurum, olmak zorundayım. 

  Lütfen iyi bir şekilde bitsin. Artık bitsin. 

21 Nisan 2021 Çarşamba

''Şeylerin tuhaf bir şekilde yoluna girmesi'' ritüeli

 ''Şeylerin'' bu sefer bilinçli adımlarla ve güzel eller tarafından yoluna sokulduğu gün. Bugün. İyi bir hisle,  güzel bir sürprizle uyandım. Sihir var, mucizeler var, gökyüzünde ya da insan, hayvan, bitki formunda onları görebiliyorum. Her şey ve herkes bir mucize olabilir, sihir gerçektir.

  İçimi temizliyorlar. Bir bahçeyi sular gibi, bolca temiz suyla, içimi güzelce yıkayıp, sonra filizler ekip suluyorlar. Olumsuz yüklerim hafifliyor. Belki tamamen kurtulurum o ızdıraplardan, haksızlıklardan. Bu kadar mucize getirene ayıp olur yoksa. O filizleri yeşertmem lazım. İyilikle ve huzurla dolmam lazım. Yaşatılan kötülüğü örtecek kadar fazla iyilikle sarmalandım.

  Süheyl dayım, canım, sakinleştirip umut verenim, seni çok seviyorum. Sen Eyüp evimizin bana miras kalan aile ruhusun, bu geceki konuşmamızı unutmayacağım. Annem, hayatımın şansı, desteğim, benim güvenli sırtım, ablam, kardeşim ve kızımsın, seni çok seviyorum, ölçüsüzce, beni var eden bir sevgiyle seviyorum. 

  Şükürler olsun. Her koşulda şükretmek, minnet duymak hep önceliğim olsun.

19 Nisan 2021 Pazartesi

Bir ay sonrası

 Beterin beteri var. Düşmenin derinlikleri, dibin dibi var biliyorum. Yaşadım, daha da kimbilir neler yaşayacağım. 

  Kabus gibi bir ay geçti. Gün gün, saat saat. Korkuyla, kaygıyla, üzerime çöken umutsuzluklarla. O arada hayalini kurmaya bile kalkışamayacağım kadar istediğim bir şey gerçekleşti. Hayat öyle tuhaf ki; tam olarak sevincimi yaşayamadım, hem salgının korkunç hali, hem de benim şahsi sorunumun üzerimdeki ağır yükünden dolayı. Her şey sağlıkla, iyilik içinde sonuçlanırsa, kendime çok büyük bir sevinç borcum var. (Borç kelimesi nasıl da tetikleyici oldu, kabusum oldu, kullanmayayım onu da.)

  Kimsenin yolu adliyeye düşmesin. Kimse kendini böyle çökkün ve yorgun hissetmesin. Bu ay yanımda olan, destek veren, yükümü hafifleten herkese, her isme tek tek minnettarım. En yakınımda olan, senelerce her gün, her işlerini gördüğüm, kendimi iyice sömürttüğüm en uzaklarıma ise, hayatım boyunca fiziksel olarak da uzakta kalmalarını diliyorum, evimden, benden, resmimden, sevgimden, hayatımızdan sonsuza kadar uzak kalın, kullanıp attığınız tüm emeklerim, çabalarım, yardımlarım yanınıza kar kaldı ve kalsın. Ah öyle içim rahat ki, öyle bir ahım var ki üzerinizde, benim ah'larım, lanetlerim nadiren çıkar yüreğimden ve hep yerini bulur, bu yüzden ahımı tüm içtenliğimle yolluyorum, yapıştı kaldı bile üzerinize. Hiçbir zaman destek olmadınız ki, şimdi en zor günümde olasınız, bir ''Geçmiş olsun'' ya da '' Bir derdin mi var?'' Bunları insan olanlar sorar, ruhu, kalbi, vefası olanlar sorar. Kibirden kör ve sağır olmamışlar sorar. O kadar uzaklardan, tek kelimem olmayan o kadar çok insan sordu ki... O ''insan'' formlarından, bir kişi bile ya, bir... Bilen ve bilmeyen, gören, bir terslik olduğunu fark eden bir kişi bile.  En çok da sen. Sen bu kişiyi iliğine kadar sömürdün, sömürürken de yüzüne bile bakmadın, kötü davrandın, hayatı dar ettin saygısızca, sen bu kişiden yardımlar istediğin ve aldığın uzun seneler boyunca, hiç kıymet vermedin, saygı bile göstermedin. Minnetini bekleyen yoktu zaten de, üstüne bir de nefret edip acı çektirmeseydin. Başkalarının derdi ve yükü olarak kalacaksın, şükürler olsun. Tek yandığım, benim gibi ve benden milyon kez fazla harcadığın ama benim gibi senden özgür olmayan, kendini senden sorumlu sayan bir insandır. Ona daha çok çektireceksin, elbette bana da, beni rahat bırakmayacaksın, çünkü sana çok kazandırdım ama artık işine yaramıyorum. Keşke umduğum gibi, içinde biraz iyilik ve vicdan olsaydı ama hiç yokmuş. İçim rahat, yanımdakiler yanımda, uzaktakiler uzakta, artık böyle yaşayacağım, böyle davranacağım. Ne gerekli ve ne harika bir tokattı, beni kendime getirdi. Senelerdir senin için yaptıklarımdan sonra, benden istediğin sayısız iyilikten sonra, senden tek bir şey istedim, muhtaç halde, bir tek şey. Halimi biliyordun. Ben senin ve baştan beri benimsediğim iş yerleriniz için neler neler yapmıştım. Ve bir cevap bile vermedin, ''Geçmiş olsun'' bile demedin. O kadar hakkım, o kadar emeğim ve çabam geçti sana. Hepsini hakkın bilip aldın, benim bir tek ricam oldu, bir telkin bile vermeyi çok gördün o halime. 

Bana kendiliğinden yapamadıklarımı yaptırdı. Yeni bir yol başlattı bu durum. 

  Kırgınım, kızgınım, güceniğim, kaygılıyım, çok yorgunum, kabusun hala içindeyim. Elbet bitecek, uzaklardaki en yakınlarımla, tanışmadığım dostlarımla, gerçek hayattaki bir avuç dostumla, sayılarına şaşırdığım sevenlerim ve kollayanlarımla bitecek. Sonrası özgürlük, bağımsızlık. Artık kendim için varım. Çok şey kaybettim, çok düştüm ve süründüm ama çok şey kazanmışım seneler içinde, yüküm tamamen kalkınca da, ayaklanmaya hazırmışım. Ben bu bir ayda bunu öğrendim. Kazandıklarım için, yanımdakiler için, en az 43 tane elini cebine atan meleklerim için, annem ve Şeker için şükürler olsun. 

22 Mart 2021 Pazartesi

İfade

   Başıma gelenlere, zamanlamanın berbatlığına, olayların dizilişine hala şaşırıyorum. Bugün ilk kez savcılık tarafından aranıp, hakkımdaki hakaret davası için ifade vermeye çağrıldığıma... İnanamıyorum, zaten inanmam bir saat kadar sürdü. Bir tweet atmak, bir kadın dayanışması platformunun hashtag'ine destek vermekten. Davacı kişiden bahsetmek bile istemiyorum, ne ismini anmak, ne fotoğrafını görmek. O dönemde, o tweeti atarken zaten çok sarsılmıştım, zaten acıdan nefessiz kalmıştım, okuduğumda haberdeki kız hayatta mı diye içim içimi yemişti. Sonra arkasından bir sürü başka felaket oldu, unuttum bile o tweeti de, o kişiyi de. Kişi kalkıp hashtage tweet atan insanları savcılığa vermeye başlamış... Ben utançtan, adım bir kez daha hiçbir yerde geçmesin diye, tüm kadınlar yaşattığım acıyı unutsun diye giderdim, biterdim. O kişi beni savcılığa verdi. Hayatımda ilk kez ifade vermeye, adliyeye, savcının karşısına sanki bir suç işlemiş gibi çıkacağım. Gururum kırıldı, çok gücüme gitti, çok fena oldum. 

  Bir seneyi aşkındır hiçbir dış mekanda, iç mekanda bulunmadım, sadece sağlık sorunlarım için hastane ve doktorlar, bir de kedim için veteriner, hepsi bu. Anksiyetem hiç olmadığı kadar yüksek, virüs hiç olmadığı kadar bulaşıcı ve artmış durumda, stresimin, korkumun ve kaygımın ölçüsü yok. Bu halde, bu durumda yarın adliyeye ifade vermeye gideceğim. İntihar mektubunu yayınlayan, tecavüze uğramış bir genç kıza destek tweeti attığım için. Bir suçlu gibi, hata yapmışım gibi. 8 ay sonra ilk kez demin kolumu üritiker döküntüsü sardı, kızardı, çılgınca kaşındım. O an ''Stres tetikliyor, stresten uzak dur'' diyen doktorumu hatırladım, acı acı bile olsa gülümseyemedim. Ben stresten uzak duruyorum, o bana yapışıyor, bırakmıyor, sürprizlerle karşıma çıkıyor. Kendimi tüm yaz, tüm sonbahar bir parkta ve açık havada bile düşünüp göze alamadım ki ben, bir markette, bir eczanede, bir dost evinde bile bulunmayı göze alamadım ki ben. Düşüncesi bile köşemde iyice büzülmeme, içime kapanmama sebep oldu hep, hiç çıkamadım. Yarın adliyeye, ifade vermeye gideceğim. Nasıl, neden, ne olacak, başıma ne gelecek bilmiyorum. Hiçbir iyiliğin cezasız kalmadığını biliyorum. Hislerimi ifade ettiğim için kendimin ve ailemin daha fazla hasar almamasını diliyorum. Söz veriyorum, tamamen susacağım ve artık hiçbir düşüncemi dile getirmeyeceğim. Söz veriyorum, beni bitirdiniz. 

10 Mart 2021 Çarşamba

Aforizma

Yapmıyor olmam, yapamadığımı göstermez. 

Yapıyor olmaları, yapabildiklerini göstermez. 


Bir sene boyunca uzaktan gözlemledikten sonra, ben ve onlar hakkındaki tek çıkarımımdır, üstü kalsın. 

19 Şubat 2021 Cuma

Ah şu birkaç gün

 Öncesinde olan ve sonrasında olacak her şeyden bağımsız olarak;

  Birlikte geçirdiğimiz, sevgi dolu birkaç kış günü için şükürler olsun. Çölde kuruyarak ölmeye yatmışken, bir büyük şişe su bulmaya benzerdi şu birkaç gün, o kadar dramatik değildi belki ama hayati bir umut ve neşe verdiği kesin. Bazı hisleri ve tepkileri ancak sihir ile açıklayabiliyorum, evet, sihirlendik. Uzun zaman sonra tekrar, sihrin kırıntısı kalmamış ve asalarımızdan kıvılcım bile çıkmazken tekrar. Elbette sihir, inandığım en değerli kavramlardan biri, onu içimde ve dışımda bulamazken bile, yitirmişken bile inandım. Bu şekilde geliyor bana geri, inandığım için. 

  Bu seneye ve özellikle bu üzgün, karışık, öfkeli kışa dair, gülümseyerek hatırlayacağımız birkaç gün için mutluyum. Kalıcı bir iyilik beklemeyecek kadar çok şey yaşadım, hakkını vererek keder ve umutsuzluk yaşadım. O yüzden o güzel, sevgi dolu, hiç beklenmedik Pazar günü ve sonrasındaki diğer pofuduk karlı, kahveli, kedili, kahkahalı, sarılmalı ve kavuşmalı günlerimiz için minnet duyacağım, onları alıp kalbimin raflarından birine, yüzleri bana dönük şekilde yerleştireceğim. Olmuş ve olacak her şeyden ayrı bir yere.

  Bu akşam canım annem bize geliyor, iki ev arası göçebesi, bu senenin ve bu kışın belki bizden bile çok yorgun olanı. Akşam 22.20'de aşı randevusunu aldım, umarım sakin ve temiz bir hastaneye, içim titriyor, gerginim, heyecanlıyım. Bu ilk aşının, artık korunduğu zamanların başlangıcı olmasını diliyorum, tüm kalbimle. Onu korumak, iyi olduğunu bilmek, iyiliğini sağlamak istiyorum. Artık çaresizlikler, kapana kısılmalar, kaygılar olmasın. Biz iki senedir, bu ufacık evde sürekli yıpranıyoruz, kendi içimizde ve birbirimizle beraber ayrı ayrı. Artık rahatlama olsun, sağlık olsun, huzur olsun. Hadi akşam olsun, her şey yolunda gitsin ve sonrasında sana, şu geçen birkaç günü anlatayım, çaylar koyayım, kikirdeyelim.

  Ben iyi olmaya o kadar hazırım ki. 

11 Şubat 2021 Perşembe

Bugün nasılız bakalım?

Ev: Boş ve sessiz, iki kedili, Beşiktaş'ta, soğuk, tedirgin, yeni köşeler ve yeni eşyalar var. Yalnızım.

Annem: Benim 10 senedir yaşadığım, iki ev arasındaki fiziksel ve ruhsal savrulup durma halini yaşıyor. Onu yanımda istiyorum, onun sağlıklı olduğunu görmek istiyorum, onun beni korumasını istiyorum. Ait olduğumuz odamızı ve Turunç'u özlüyor. Oradayken aklı burada, buradayken orada. Gidip geliyor. Yoruluyor, darlanıyor, yıpranıyor. Her şey belirsiz, sonunda nerede sabitleneceği belirsiz. Benim gibi.

Dizi: Suits'in 7. sezon ve sonrasını annem izlerken otlanarak baktım, baktım, en sonunda sardı, sardığında dizi bitmişti. Şimdi evde tek başımayken, baştan başladım. 

Müzik: Yok yere Yasemin Mori açıp, iyice derinlere düşüyorum. Sonra Pretty Pimpin ile ağır aksak, keyifli ve durgun bir ritm alıyorum. Arada Coconut şarkımızı dinleyip kendime coşuyorum. Büyük Ev Ablukada'nın 2012 öncesine sarıyorum, neşeleniyorum. Arada mutlaka bir Beatles oluyor, hep olur.

Yemek: yapmaktan çok sıkıldım. Yapıyorum. Çok sıkılıyorum.

Haplar: İyi, az, daha da az olur. 

Gelecek kaygısı: Yok. Geleceğime karşı hissizim, geleceğim bomboş. Memnunum, en ufak bir plan istemiyorum. Zorluyorlar, reddediyorum, hiçbir hareketin ihtimalini bile istemiyorum.

Evden çıkma: Ortalama 2 ayda bir, mecbur bir iş olursa. Yoksa kapının önüne bile inmiyorum, sanki artık dışarısı yok, sanki hep bunu beklemişim, 70 metrekarede 1 buçuk aydır yine açık havasız yaşıyorum. 

Kitap: Şiirler var, okumayı çok isteyip iki satır ilerleyip bıraktıklarım var. 

Renk: Sarının neşesi hafif soldu, yaza tekrar gelir. Derin bir yeşil var, hiç gitmiyor. Bir daha tuvale boya süremeyeceğimi hissediyorum, hiç istemiyorum. 

Bence yine iyi dayanıyorum. Dayandığımı sanıyor olmam da mümkün. Hiçbir şey bilmiyorum. 


Eşekli bir çocuk masalı

Eşeğini kaybedip kaybedip, bulmayı çok seven bir çocuk varmış. 

Bir gün yine sevinmeye ihtiyacı olmuş, önden eşeğini ürkütüp kaçırmış hemen.

Eşek meğer çok sıkılmış bu oyundan, ''Ben artık oynamıyorum'' demiş.

Bunu dediği anda da, eşek olmaktan istifa etmiş. 

Çocuk o gün bugündür hala eşeğini arıyormuş, artık bir eşeği olmadığını bilmeden. 

Masal bitti.