Bu söz Harry'nin altın Snitch topunda yazıyordu, en sona geldiğini anladığında, Harry istemsizce snitchi açabilmiş, içindeki diriltme taşını kullanmıştı. O cümle de aklıma kazınan sonsuz sayılı cümlelerden biri.
Sonunda gerçek inziva. Buraya bile nasıl çırpınarak, nasıl nefessizce anlatmışım hislerimi, yaşadıklarımı. Geçen hafta. Geçen aylarda, her kırılıp yıkıldığımda. Yaralı hayvan gibi bağırarak, uluyarak, anlaşılma ve yardım beklediğim günleri bitirdim. Daha o gün. O aylardır, acıyla ve aralıksız ''Beni kurtar, bana yardım et, bitiyoruz, bitiyorum.'' diye haykıran halimle, birden susuverdim. Sesimin de bir sonu varmış. Ah sessizlik. Kendime en büyük yardımı ben yaptım, kendime ihtiyacım olan tek şeyi kendim verdim; mutlak sessizlik. Twitter bokunu kapadım, whatsappı sildim, telefonumu 3 gün hiç açmadım, sonrasında artık hep uçak modunda; tüm sahte insanların ve sözde yakınların olası aramalarına kapalı. Ben yokum, artık hiçbiri için yokum. Kimseyi, kimseyi duymak istemiyorum. Artık anlaşılmak ve onarılmak da istemiyorum. Bu yaralar öyle derin ki, bunları yapanlar onarmamış ve aldırmamışken, artık ancak ve sadece zaman, o da bir kısmını. Kırıklarım içimde. Senelerin hatıraları, sözleri, olayları ve ardından gelenler içimde. Hafızamın bana acımasını ve büyük kısmını Eternal Sunshine'daki gibi silmesini çok isterim. İki ayrı kişi, iki ayrı en yakınım. (Annem elbette konu dışı, o benim en güzel parçam, ben de onun parçasıyım, şükürler olsun varlığına ve yanımda oluşuna) o iki yakının bıraktığı kırıklar ve hisler o kadar ayrılar ki birbirinden. İkisi de çok acıtsa da, dostluğu hiçe saymak, geçen tüm seneleri ve tüm paylaşımları kirletmek, çamura bulamak ve en zayıf halimde bile isteye, hem de ben sayısız kez özür dilemişken (hasta olduğum zamanlar ve diğer tüm felaketlerim ve bunlar sırasında veremediğim dostluğum için, pişmanım ama evet, beni sayısız kez özür diletti, diledim) yine de nefes aldırmadan suçlamaya, kendime olan son güvenimi de paramparça etmeye keyifle devam etmek... Bu yediğim en büyük, en kötü, en onursuz kazıktı. Haberi bile yoktu zaten halimden, nasıl yalnız ve bitik olduğumdan, haberi olsa da aldırmazdı, hep acımasızdı ve sert davranmayı, aldırmamayı lütuf sayardı. Elbette kız kardeş değildik ve hiç olmadık, olmamışız. Bir insana yapılabilecek en büyük kötülüğün, onun sırtını dayadığı ve içine huzur veren sevgisini alıp paramparça etmek olduğunu gördüm, yaşadım. En iyi dostum dediğim son insan aldattı beni. Sindiriyorum, neyse ki bu tip şeyleri çok yaşadım (maalesef yaşattım da, bu kadar insafsızca ve sert olmasa da, bu acı elbette boşuna değil, ahını aldığım insanların verdiği bir ders olmalı bana, kabul ediyorum ve alıyorum dersimi her zerresiyle) geçip gidiyor, izi kalacak kesinlikle, geçeceğine de bir o kadar eminim.
Diğer acım... Benim güzel acım, benim onurlu, erdemli, çaresiz acım. Ağlıyorum halsizce, sabah, öğlen, pek bir şey yiyemedim de, çok üzgünüm. Daima iyilikle ve sevgiyle hatırlayacağım. Senin de, benim kadar yorgun olduğunu biliyorum, elinden başka türlüsü gelmedi, onarmak istedin ama zaten kendin çocukluğundan beri yaralısın, kederlisin, öfkelisin, onaramadın ne beni ne kendini. Sevgim, saygım, verdiğim değer çok büyük. Kırgınlıklarım öylece kaldılar, yaralar öylece açıklar; olsun be, insanız. Hem de ne iyi, ne sevgi dolu iki insanız. Berbat bir seneydi, olacakları tahmin edip dahil olmamızı istemediğim bir kurumun çatısı ve baskısı altında, berbat, hadsiz ve acımasız insanların bitmeyen müdahaleleri ve dolduruşlarıyla, biraz da senin sinirin rayından çıkınca ve benim başıma gelen felaketler bitmeyince, olan oldu işte. Her şey kırıldı, döküldü, indi aşağı. Özür diledin beni dinlenmeye bu eve getirirken, onaracağını söyledin, iki hafta geçmeden ise öfkeyle, onaramayacağını, bıktığını ve pes ettiğini. Ben onaramayacağını çok zor kabullendim ya da hala kabullenmedim, pes etmem gerektiğini biliyorum, sen pes ettiğini biliyorum, geriye kırıklar kaldı. Ben onları güçlendikçe sararım, temizlerim, eritirim olduğu kadar. Geriye lekesiz, dürüst, birbirimizi bildiğimiz ve gördüğümüz sevgimiz kalır, o da bana ömrümce yeter, minnettarım.
Gerisi, sessizlik. Kimse yok. Annem, şifacım ve dostum, ailem ve yoldaşım olarak yanımda. Şeker'im, artık onun bana bakmış olduğu kadar, benim de ona baktığım, ilaçlarını içirdiğim, yaşlı halini kabullendiğim ve her sarılmamıza şükrettiğim ruh eşim, ablam, kedi prensesim yanımda. Sonunda kendimi sözlerle, cümlelerle, ekran sayfalarına ve insanlara değil, sadece resimle ve kağıda ifade ediyorum. Çizgilerle, karalamalarla, mürekkeple ve tarama ucuyla çığlık atıyorum, ağlıyorum, halimi açıklıyorum, hepsi bir desen olup geride kalıyor. İyi geliyor. En sonunda, sadece, sessizlikte hızla çizen kalemimin sesleri, hepsi bu.