Birkaç sene sonra İstanbul'da yerler kar tuttu ilk kez. Öğlen 12'de uyanınca aylardır ilk kez çok hafif bir neşe hissettim, küçük bir gıdıklanma gibi, yersiz ve kısa bir histi, geçti. Yerini yer yer huzura bıraktı, fonda kalıcı bir tedirginlik ve bitkinlikle.
Ne kadar uzun zamandır neşe, coşku, çılgın sevinç, tutku, aşk, dans etme isteği hissetmediğime şaşırıyordum geçen haftalarda. Bu listeye şaşıramamak da eklendi sonra, ki ben çok sık şaşırırım, en alıştığım şeylere bile şaşkınlık duyarım. Hayal kırıklığı da duyarım, bir şaşkınlık türüdür, en sevdiklerime en çok duyarım. Duymaz oldum. Kırılacak bir hayalim kalmadı, şaşıracağım bir saçmalık kalmadı. En son ne zaman neşemi ve coşkumu bastıramayıp bu salonda, koridorda uzun uzun, müzikler boyu dans ettiğimi hatırlamıyorum. Hemen her gün dans ettiğim, tutamadığım, uçan bir balon gibi kendiliğinden dans ettiğim ve müziğin kendisi olduğum sabahlar, geceyarıları, mevsimler ve seneler oldu. Oldukları için mutluyum, geride kaldıkları için hüzünlüyüm, içimdeki müziğin susacağını hiç sanmazdım. Artık iki olumlu duygu kaldı elimde, huzur ve minnet, bunları sık sık hissediyorum, insan olduğumu, yaşadığımı bu ikisi sayesinde hatırlıyorum. Kaygının görece düşük olduğu, Şeker'in keyifli ve mutlu olduğu, annemin yanımda olduğu, kavgasız ve gürültüsüz bir günün sonunda huzur ve minnet duyuyorum. Duyabileceğim en büyük ve en yeterli hisler bu ikisi, başka bir şey istemem, dilemem, beklemem. ''Belki de bana verilmiş her mutluluğu yaşadım ve bitirdim'' diyordu Sandra Bullock mektubunda, onun hislerini paylaşıyorum, yaşadığım duyguları çok güzel yaşadım, çok yüksekte yaşadım ve çok uzun bir süre kesintisiz yaşadım. Bundan sonrasında huzur ve minnet, kalbi sevgiyle, anılarla dolu ve yorgun bir insan olarak, bana yeterlidir. Bir fincan da çay lütfen, teşekkür ederim.
Aylardır (Ocak sonunda 1 sene olacak) evden doğru düzgün, acil durum dışında hiç ama hiç (Bir kez bile mi ya? Hmm peki, bir kez keyif için çıktım doğru) hiç çıkmadığım için, evin katmanlarını, yalnızlığın seviyelerini fark ediyorum artık. Çok yalnız olduğum günler ve daha az yalnız olduğum günler var, bazılarında yanımda sevdiğim canlılar var, bazılarında kimse yok, bazılarında anılarla ve artık görmediğim insanlarla çevriliyim, onlarla konuşuyorum. Artık görmediğim ve muhtemelen de hiç görmeyeceğim, eski çok sevdiklerimle ne çok konuşuyorum, işin daha fenası onlar da bana cevap veriyorlar. Bu özlemek mi? Yok, benzemiyor, birbirimizi geride bırakmış hallerimizle daha iyiyiz. Bu belki de, geçmişte var olan hisleri ve o kişilerin sembolize ettiği ihtimalleri, hissettirdiklerini, değerli olmayı, değer vermeyi özlemektir. Bazen rüyamda içimde kalmış anları yaşıyorum, paralel bir evrende gerçekleşmiş olanları, hep düş olarak kalacakları, eskiden kafamdan ve kalbimden geçirdiklerimi, rüyamda da olsa bunları yaşamamız, konuşmamız iyi geliyor, gülümsüyorum o gün boyunca aklıma her geldiğinde. Sayfalarına girip fotoğraflara bakıyorum, bazılarının ne çok şeyi sildiğine şaşırıyorum, bazılarında hala durduğumu görüyorum, benim gibi işte, herkes kimi ne kadar geride bıraktığına karar veriyor, izleri sabunlu suyla yıkıyor ya da kütüphanenin tozlu bir rafına kaldırıyor. Ben sanırım, tozlu bir rafta saklı olmaktan memnun oluyorum. Fazlasını da kimseden istemem, rahatsız olurum, yalnızlığıma kaçarım. Tozlu bir rafın ücra bir köşesinde bulunmak da, bir seçimdir, seçtim.
İnsan asla bilemiyor hayat boyu yanında kalacakları, en yakınlarını, aslında seçemiyor da. Yani seçmiş olman, bu insanlarla hayatımın her dönemini, her anını paylaşacağım, en iyi dostum, en yakınım, en sevgilim olacaklar demen bir işe yaramıyor, hiç yaramadı, hayat bunu hiç yemedi. Belki de ben beceremedim, çok düşünüyorum bugünlerde, düşünmem ya da becerememiş olmam da bir şeyi değiştirmez ya, yine de hayatımda birisi ilkokuldan beri, birisi ortaokuldan beri, birisi üniversiteden beri olduğu yakınlıkta kalsaydı, birisiyle başka bir yaşta tanışmış olsaydım, birisiyle çok farklı bir ortamda tanışmış ve konuşmuş olsaydım, bir başkasıyla iyi bir halimdeyken uzlaşsaydım, birisi, birileri, ben öyle değil de şöyle, ancak o zaman, fakat yine de... Hangi biri için, öyle çoklar ki, ne çok insan geride kalmış, ben ne çok insan için geride kalmışım. İnsan ister istemez düşünüyor, acaba şimdikilerden kimler geride kalacak ilerde, yüzüne bakıp durduğum kimlerin yüzlerini ancak rüyalarımda göreceğim, bilmiyorum, büyük konuşmuyorum, bir şey hissetmiyorum, öyle büyük sevgilerden uzağa düşüyor ve zamanla yadırgamaz hale geliyorsun ki, ''Olacak olan olur.'' diyorsun, kediler var, çaylar var, loş ışıklarda okunan kitaplar var, gece her yer sessizken pür dikkat izlenen filmler var, kalem ve kağıt var, var yani nesneler, insanlardan çok ve insanlardan yakın olabiliyorlar, nesnelerin önemini bu sene gördüm. Annemin sevgisi var asıl, kalbimi ve ellerimi sıcak tutuyor. Şeker var, bacaklarımda oturup, beni izliyor. Huzur ve minnet duyuyorum. Hala hissedebildiğim için bir kez daha duyuyorum.
Fotoğraflar var. Hem nesne, hem insan onlar.
Ben, hakikaten, hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim kendimi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder