2 Ocak 2015 Cuma

Minoa isminde bir kitapçı dükkanı

Geçen hafta, Yılbaşı neşemizi en çok besleyen, sevdiklerimize ve kendimize hediyelerimizi seçtiğimiz, uzun süre hevesle gitmeyi bekleyip, tüm beklentilerimi de karşılayan dükkan, Minoa oldu. Facebook'tan ve Instagram'dan tanıtmış olmak yetmedi, bir de blogdan ''Kime ulaşsam kardır.'' dedim. Bunun sebebi sanırım, Robinson Crusoe gibi; tüm kalbimle sevdiğim, yıllarca kitap sevgimi beslemiş, emektar ve güzeller güzeli bir dükkan kapandıktan sonra, ikinci bir kitap vahasının da aynı kaderi paylaşmasını istemiyor olmam. Böyle mimarisi son derece başarılı, kitapları özenle ve zevkle seçilmiş, çalışanları bilgili ve güleryüzlü, hem de içinde çok şık ve güzel tatlar barındıran bir kahve dükkanına sahip olan kitapçılar korunmalı, bilinmeli ve yalnız bırakılmamalı.

 

  Dükkanın girişinde başlıyor o nefis kitap büyüsü sizi sarmaya. Hemen solunuzda her dilden, her boydan nefis mutfak ve yemek kitapları yer alıyor. Sağ taraftan ilerliyoruz, yeni çıkan romanlara, biyografilere, şiir kitaplarına gömülüyoruz sessizce. Sevgilimle birbirimize yeni yıl hediyelerimizi bu dükkandan seçmeye karar vermiştik, fakat ben şimdiden kendim için çok cazip bir roman buldum bile, hemen kenara ayırıyorum. (John Banville-Sonsuzluklar) Annem için de, bayıldığımız, sıcacık İrlanda romanları yazan Maeve Binchy'den ''Bir Kış Masalı'' elimdekine ekleniyor.

 

  Sonrasında orta, yuvarlak masada yer alan, şu pahalı,büyük ve güzel tasarım kitaplarına dalıyoruz, hani şu kahve sehpası için alınan ama çok daha fazlasını hak eden kitaplara. O kendisi için iki tane çok başarılı Logo ve Grafik kitabı arasında kayboluyor, ben bir Louis Vouitton kitabının kapağındaki Charlotte Gainsbourg ile göz göze geliyorum. Sol tarafta müzik bölümü, Beatles kitapları, güzel bir David Bowie, derli toplu bir Rock'n Roll tarihi, klasik devler. Sonrasında ''Sanat Bölümü''. Robinson Crusoe ile ilgili en çok özlediğim şey, ne zaman gitsem hiç tahmin etmediğim ressamlar ve heykeltıraşlar hakkında karşıma bir kitap çıkıvermesiydi. Burada da bunu yaşamak beni mutlu ediyor,  popüler ressamların yanında, pek duyulmamış ama meraklılarının havalara uçacağı isimler ve derlemeler saklı. (100 Women Artists kitabı epey ilgimi çekti.) Sanat bölümünün Taschen ve Phaidon'dan ziyade, biraz daha ufak, pek tanınmayan yayınevlerinden daha çok kitap getireceğini de umuyorum. Ferit Edgü'nün 100 yıl sonra Van Gogh kitabını da yanıma alıp, gezinmeye devam  ediyorum.



  Sağ tarafta şiir ve klasik romanlar, biraz daha arkasında bestseller romanlar yer alıyor. Jane Austen kapakları çok neşeli, çok şık. Tomris Uyar'ın YKY seçkisi, Turgut Uyar'ın Büyük Saat'i pek güzeller, pek kallavi ve doyurucular, onları elimle seviyorum. Aklımda olan ve merak ettiğim hemen her romanı görüyorum ve karıştırıyorum. Merak ettiğimiz ya da danışmak istediğimiz ne varsa, bilgiyle ve sevecenlikle cevap veren, işini çok sevdiği belli olan beyefendi de çok yardımcı oluyor. Sonuncu hediyemizi de seçerek, cafe bölümüne geçiyoruz.



  Dışarda soğuk ve kar var, biz üşümüş ve yorulmuşuz. Sevgilim sakinlik veren, ben enerji veren bir kış çayı istiyorum, bir de tereyağlı kruvasan, hepsi çok güzeller. Kahveyi evde içtiğimize pişman oluyoruz ve bir dahaki sefere saklıyoruz. Etraf şıkır şıkır, yılbaşı süsleri ve genel dekor çok güzel, huzur verici ve sakin. Bir sürü kitap pakedi, hafiflemiş cüzdanlarımız ve ısınmış ellerimizle Minoa'dan ayrılıyoruz.
 

Bir dahaki sefere alacak olduğum kitaplar, daha uzun vakit geçireceğim raflar ve güzel dekoru, birkaç gündür hala aklımda. Böyle dükkanların bu kadar mutluluk vermesinden ve şaşırtmasından, kapanmasından da endişe etmekten dolayı ufak bir hüzün duyuyorum, ama içinde bulunduğumuz bu şehirde, dönüp dolaşıp kurulan cümle hep ''Buna da şükür!'' O yüzden sahip çıkmak adına elimden geleni yapıyor, size de bu güzel kitapçıyı tavsiye ediyorum. Akaret'lerin sonunda, Vişnezade Taksi Durağı'nın hemen karşısında, köşede yer alan, dışardan ufak görünen, içi kocaman, iki katlı bir dükkan, Minoa, keyifli keşifler ve mutlu bir kayboluş dilerim.

31 Aralık 2014 Çarşamba

Bir şeyin sonu, bir şeyin başıdır.

''İyi biten her şey iyidir'' diyelim, elimizde ve avucumuzda ne var bir bakalım, minnet duyalım ve derin bir ''Oh'' çekelim. Bu hayatı başka türlü algılamak zor çünkü, yıpranmanın sonu yok, onarılmaya bakmak gerek, bir yılın sonuna ve bir yılın başına gelirken.

Bütün yıl ve şimdi, bu sabah ve daha demin, sürekli aşık olduğum için, sevdiğim çocuğa minnet doluyum. Ona bir kart çizdim, boyadım, kalanını oraya anlattım. Önceki üç günü kendimize ve yeni yılın gelişini kutlamaya ayırdık. Kitapçı keşifleri, güzel kahveler, yeni pişmiş çikolatalı kek, evde yapılan mis gibi yemeklerle dolu tabaklar ve kar yağarken yapılan hediye alışverişleri ile dolu, sevgiyle ve huzurla dolu vakitlerdi. Kocaman bir Atatürk Çiçeği aldım, altına hediyelerimizi yerleştirdik, doğumgününden kalan balonları da. Karşısına geçip kahvelerimizi içtik, başka yeni yıl kartları yazdık. Sarıldık. Çok sarıldık. 
 Böyle sürsün, böyle kalbim ve zihnim mutlulukla dolsun, elimde yapacak resimler, düşünecek iyi ve sağlam konular olsun. Hayvanları doyurmaya hep gücüm yetsin. Zor bir dünyayla baş etmek için, bunlar yeterli. Bir şeylerin başında, umutlu ve hevesliyim, hepimiz için.


28 Aralık 2014 Pazar

kendine ait bir tanrıça

Zaten ya kendine ait olabilirsin, ya kedine. Kedi daha iyi sahip çıkar.

25 Aralık 2014 Perşembe

Dünyanın en güzel kedisi

  Dünyanın en güzel kedisi, dün gece kolumda yatan, gerindikten sonra tek patisiyle bileğime sarılan, avucumun içine yumuşacık başını bırakıp orada uyuyakalan kedidir. Benim kuyruklu kızkardeşim, sabahları yatakta uzun uzun sohbet edip cilveleştiğim, eve girdiğimde kendini halıya atıp kocaman göbeğini açan, en çok da annem ve ben film izlerken tam ortamıza yerleşip tor tor tor torlamayı seven, tüylü çaydanlıktır.  Pamuk Şeker'dir, Küp Şeker'dir.

Biraz roket, biraz galaksi

Bu mükemmel iş kime ait bilmiyorum, ama bayıldım, eridim görünce. Bu aralar yılbaşı ve kışın da etkisiyle, çocukluğumu çok sık düşünüyorum. Oyuncaklarımın çoğu hala duruyor, hatta en güzel anılarıma ve alışkanlıklarıma da hala sahibim. Hiç şımartmadan ve huyumu bozmadan, beni hediyeye, kitaba, oyuncağa, keyifli yemek sofralarına, müziğe ve resime doyurdular. Ailemin bir şeyleri öğretmekte, sevgiyi hissettirmekte ne kadar doğru yollar izlediğini fark ettiğimde, içimde daha önce tanışmadığım umutlar ve hevesler buluyorum. Bir an dalıp gidiyorum öyle. Bir yanım ise ''Sen daha kendini büyütemedin, ne bu hayaller, nereye?'' diyor, ama o yanımı dinlersem, evden bile çıkamıyorum zaten.

Bu resim burada dursun. Bir gün açıp bakarım belki.

23 Aralık 2014 Salı

''ve en güzel yerinde durur evin.''



  Hurda bir eşyamız yok gerçi, sevdiğim bir Büyük Ev Ablukada şarkısını dinlemeyecek kadar da hüzünlenmeye kapadım kendimi, sadece tek cümlelik bir alıntı. Bu kare, bu köşe ve ışıklar arasında, en sevdiğim sabah saatlerini yaşadım ve onardım kendimi dün. Ev beni onardı, çevresindeki ağaçlar, içinde büyüttüğümüz çiçekler, birkaç kitap ve birkaç film bitirdiğimiz bu koltuk.

  Öncesinde kendimi ve sevdiğim çocuğu biraz yıpratmıştım, zorlamıştım da. Her ay, kadınların büyük kısmını berbat şekilde etkileyen pms krizi, beni çoğunlukla dişi bir ejderhaya, kuduz bir maymuna, kızdırılmış ve helikopter peşinde gökdelenlere tırmanmış bir King Kong'a çeviriyor. Zihnime hükmedemiyorum ve hayatın olağan her halinin beni nasıl kahrettiğini ve çileden çıkardığını, ağzım çikolatayla dolu ve kaşlarım çatık bir halde izliyorum. Sonra çemkirmeler, sorgulamalar, finalde saygı duruşu ve kapanış.

  Fırtına sonrası sükunet ise, bu mavi ve yeşil parlamalarla dolu, serin ve güneşli sabah saatlerinde, birbirimize ve evimize sarılarak geliyor. Onu yolcu ediyorum, geriye dönüp hala sıcak olan kupasından bir çay daha içiyorum. Masasına ufak bir mektup, etrafa hızlıca bir çeki düzen, sonra da diğer evime yolculuk. Bu diğer ev, haftada iki kez değişiyor. Ben zaman zaman çemkirsem de, çekilmez bulsam da, bu düzeni aslında çok seviyorum.
                                   

14 Aralık 2014 Pazar

Emek ne demek?

Daha önce de birkaç kez sormuştum bunu kendime, Emek elbette pek çok şey demek olduğu halde.

Nefesim kesildiğinde, ''Siz devam edin, ben burada kaldım'' dediğimde, geriye dönüp iki eliyle beni ayağa kaldıran, ''Düş önüme çabuk, arkandayım.'' diyen, yola iten, sürükleyen,

Hiç yorulmayan, yorulduğunda gözlerden uzakta azıcık dinlenip, yoluna eskisinden güçlü devam eden, (kimse onu dinlenirken görmez, Emek hep uzakta kendini onarır)

Zayıflıkları gördüğünde bozulan, en yakını zayıfsa bozuntuya vermeden toparlayan, (Onu da çok çaktırmaz etrafa, pek belli etmez)

''Hayır''ı cevap kabul etmeyen, cevapları tükenmeyen,

Ben yorgunken, O enerjik, Ben vazgeçmişken, O yeni başlayan, Ben gerideyken, O hem yanımda hem önümde,

Emek bir kızkardeş demek.

13 Aralık 2014 Cumartesi

''oburluk en leziz günahtır''

kim mi demiş? elbette ki son 4 saattir ağzı beş dakika bile boş kalmayan, yiyecek diziminde herhangi bir mantık sıralaması (önce tuzlu, sonra tatlı, üste kahve) bulunmayan ben demişim, bir ara, yemek yemediğim bir an demişim.



iki kişilik evimizde bu hafta buzdolabı hep boştu, çok yoğunduk ve ayaküstü aldıklarımız hariç alışveriş yapamadık. akşam yemeklerini ben, kahvaltıları ise O, bir şekilde hazırladık, ''öğünü kurtarsak, hızlı hızlı yesek yeter'' diyerek. fakat ben aile evimden, buzdolabının kapısını açınca çeşit çeşit yemek görmeye, evdeki değişik zula yerlerinde saklı tatlılar ve pastane ürünleri bulmaya alışığım. bu sebeple de, yuvaya döndüğüm bugünü, babamın pişirdiği çorba ve yemekler, annemin aldığı frambuazlı yapış yapış bir tatlı, üstüne tekrar çorba, ikisinin kısırdöngü şeklinde tekrarları, araya karışan bir armut, bir dondurma, malesef buzdolabında bulduğum bir lahmacun ve kapanışta beyaz peynir ile bitirdim. koca bir hafta yemediğim kadar çok şey yemiş olmanın utancı ve göbeği ile oturuyorum. kedi şeker şaşkın, ''ne oldu öyle?'' diyerek bana bakıyor. ''eve döndüm bebeğim.'' diyorum ona, halsiz ve mutluyum. bunun üstüne bir uyku iyi gider şimdi, şeker'li uyku.

8 Aralık 2014 Pazartesi

5 Aralık 2014 Cuma

20 fazla kişisel şey

 Bir süre önce Meriç kendi sayfasında yazmıştı, kendi hayatına dair 20 maddelik bir listeyi. (http://mertoronline.blogspot.com.tr) Okuması çok keyifliydi, yazmasını denemek de ne zamandır aklımdaydı. Bu keyifli, kahveli ve hafif tembel cuma gününde, kendimi bir de dışarıdan incelememi sağlayan ''20 facts about me'' şöyle bir şey:

1. Uzun yazılar, mesajlar, notlar ve cümleler yazarım. Asla kısa ve öz bir şekilde yazıp bitiremem anlatacaklarımı. Belki bu yüzden, en sevdiğim iletişim aracı, sayfalar dolusu yazdığım mektuptur.



2. İletişim demişken, en tuhaf ve içe kapanık olduğum konulardan biri bu. Ne kadar geveze ve sıcakkanlı biri olsam da, telefonumun sesi çoğu zaman kapalıdır, evde bir şeyle uğraşırken kapı ya da telefon çalarsa çok sinirlenirim. Kendimi (zihnimi) konuşmaya hazır hissettiğim zaman ben ararım ya da yazarım. Yakınlarımı çok kızdırdığım fakat elimde olmayan bir konu, üzerinde uğraşıyorum.

3. Şeker isminde, 10 yaşında bir Siyam kedim var. Onunla konuşurum, uyurum, ne yaparsam bana eşlik eder. Benim kedi kızkardeşim. Bütün kedilerle ve köpeklerle bir şekilde bağım olduğuna ve birbirimize en ihtiyaç duyduğumuz anlarda karşılaştığımıza inanıyorum.

 

4. Bloguma adını veren Aurora ve ''Once upon a dream'' şarkısı, hayatımda çok önemli bir yeri olan, en sevdiğim masal Uyuyan Güzel'den geliyor. Disney'in 50'lerde yaptığı bu çizgi film, çocukken video kasetten hemen her gün izlediğim, güzelliğe aşık olma sebebim ve beni resim yapmaya başlatan en önemli etkenlerden.

5. Sinema hayatımda çok önemli bir yere sahip. Evimizde iki büyük kitaplık kaplayan bir dvd arşivimiz var annemle. Breakfast at Tiffany's en sevdiğim film. Sevdiğim filmleri pek çok kez izlerim, çoğu gece bilmediğim bir filmi keşfetme riskini almaktansa, sahnelerinin ve dialoglarının güzelliğine kendimi bıraktığım filmleri tekrar izlemeyi tercih ederim.

6. Leonardo Da Vinci, kütüphanemde kendine özel bir rafı olan, hakkında okumaktan, araştırmaktan hiç sıkılmadığım, doğa üstü bir insan.

 

7. Çizgi romanları, çocukluğumdan beri çok severim ve okurum. Batman'in yeri hepsinin içinde ayrıdır.

8. Aslan burcuyum. Koç, Yay, Terazi ve Başak'la iyi anlaşırım. Akrep'le, özellikle de erkekse, anlaşmaya pek yeltenmem.


9. Uçak fobim var. Bu pek çok güzel şeye engel olan bir dert. 

10. Kediler dışında panda, tilki, domuz ve iguana özellikle çok güzel bulduğum hayvanlar, boş zamanlarda bunların videolarıyla epey vakit geçiriyorum.



11. Annem hayatımda en çok yer kaplayan, en belirleyici varlık. Çocukken hayal gücümün gelişme sebebi olan romanları, sanat kitaplarını, çizgi romanları, filmleri bana sunması, sürekli defterlerime resim çizmesi, yaratıcılığı, komikliği ve hep genç, heyecanlı bir ruhu olması, beni her şeyden fazla şekillendirmiştir. Ayrıca evet, anne kuzusuyum!

12. Yaklaşık 6 yıldır, aşık olduğum, yüzüne bakınca bile istemsiz gülümsediğim, bana en çok yazı yazdırmış, ürettirmiş, düşündürmüş çocukla beraberim. ''We are the band.'' dediğim, hayali bir grubumuz var. Birlikte hayatı keşfediyoruz.

13. Antik Yunan'a, felsefeye, Paganizm'e, Erken Hristiyanlık ve Tapınak Şövalyelerine büyük bir ilgi ve merak duyarım. Bu noktada Pedro Almadovar'ın Agora filmini herkese tavsiye ederim.

14. Bilgiyi paylaşmak, temiz ve tecrübe edilmiş dersi aktarmak, bir insanın hayatta yapabileceği en yararlı şeylerden biri. Benim elimdekiler resim yapmak ve sanat tarihi üzerine. Bunları iletmekten, bir şeylerin hızlıca gelişmesini ve çoğalmasını izlemekten keyif alıyorum.





15. Kin tutmam, öfkem uzun sürmez. Fakat gözümden düşmüş birine tekrar sempati duymamın ve hayatımda tutmanın imkanı yoktur. Hayatımdan çıkartırım ve çok rahatlarım.

16. Patti Smith yaptığı müzikle, taşıdığı ruhla ve sesiyle en büyük ilham kaynaklarımdan biri. Onun dışında The Beatles (büyük bir Beatle-mania olduğum doğrudur) The Clash, Velvet Underground, Blondie, The Kinks, Animals en çok dinlediğim gruplar.

17. Tembellik ve uyku en büyük sorunlarım. Çok mecbur kalmadıkça ve zorla kaldırılmadıkça epey geç kalkarım, uyumak için hiçbir fırsatı kaçırmam.

 


18. Resim hayatımı bir düzene koymak, kadının kendini keşfi, ruhu ve güzelliği üzerine resimler yapmaya devam etmek istiyorum. Eskiden sanatla ilgili daha büyük hayallerim ve hedeflerim de vardı, artık keyif aldığım şeyi yapabiliyor olmak kafi.

19. Gezi direnişi, katıldığım ve şahit olduğum en büyük mucizelerden biriydi. Hafızama kazınan isimleri bir gün bile unutmuyorum ve unutmayacağım.

20. ''Önemli olan, ruhları görecek gözleri edinebilmektir.'' Lord Byron'ın bu sözü, hayatıma giren herkesle kurduğum ilişkinin temelini oluşturuyor.



4 Aralık 2014 Perşembe

Işıklı, balonlu, sevgili.


  Bir başka 23 Kasım, sevdiğim çocuğun bir başka doğumgünü geldi ve ben Cunda'daydım, yanında değildim, dönüşümde çok güzel telafi etmeliydim. Geçtiğimiz Cuma günü, Beşiktaş'ta elimde hediyelerle dolu bir bavulu çekiştirerek, kendi kendime gülerek, akşamki iki kişilik partimiz için eksik malzemelerin peşinde koştururken, ''Aşk işte, tam olarak böyle bir şey.'' diye düşünüyordum. Böyle bir dağınık, çılgın, mutlu hal, geçmeyen ve bitmeyen.

  O eve dönmeden, bütün irili ufaklı hediyeleri paketledim, sehpamızı ve taburemizi kapladılar. Beşiktaş'ta oturup da evine çok güzel cupcake ve pasta siparişi vermek isteyenlere tavsiye edeceğim, Pasta Sanatı'ndan nefis cupcake'ler ve ekler pastalar sipariş ettim. Yemek pişirecek vaktim olmadığından, bir de en sevdiği yemekleri. Gerisi ışıklar, balonlar, (Gecenin konseptinin mavi olması, ikimizin de o gün mavi giymiş olmamız bir başka tatlı sürpriz) mumlar, özel bir gün için aylardır sakladığımız şarap.

  Sonra O geldi. Bizim seyahat sonrası kavuşmalarımız hep çok güzel olur, hep en güzel anılarımızın arasında özel bir yerleri vardır. Öyle bir duygu ki, en rahat yaşayan iki insana bile ''Ya nazar değer mi bize acaba?'' diye kaygıyla sordurabiliyor bir an, ne olduğunu bile bilmeden. Ama hemen sonrasında, iyiliğe, mutluluğa ve güzelliğe sarılıp tutunmaktan başka, bunları yaymaktan başka bir şansımız olmadığını da fark ettiriyor.

  Cupcake'lerin üstündeki mumları üflerken dilek tutmadığını söyledi. Dilek tutmayacak kadar mutlu ve tam hissediyor olmanı, bu hissin hep kalbinde olmasını dilerim. İyi ki doğdun sevdiğim çocuk.

27 Kasım 2014 Perşembe

Cunda'ya ait olmak

  Annemle yaptığımız iki haftalık Cunda yolculuğundan döndük, bavulları açtık, kedi Şeker'le hasret giderdik tüm gün.


  Kışın da güzelmiş. Çok ama çok güzelmiş hem de. İlk günler güneşin altında tişörtle oturup, denize karşı kitabımızı okuyor ve sevdiğimiz yerlerle özlem gideriyorduk. Kahveci Mustafa Bey'le, Selene Otel'de bizi ağırlayan İsmail Bey'le, Ayna Cafe'nin kibar sahipleriyle, kışın ne kadar da sıcak geçtiğini konuşuyorduk. Sonra bir günde lodostan poyraza dönen havayla, yüzümüzü kızartacak kadar sert esen rüzgarla, tertemiz mis gibi havayla, aralıklarla ama sürekli görünen bir güneşle, gördüğüm en güzel kışa sahip yerle, tekrar tanıştım. O tablo güzelliğindeki sokaklar bomboş, çok az insan, pek çok hayvanla, gece vakti yükselen sıcacık soba kokusuyla, ıssız ve sakin, bizim oluverdi.
  Kediler, kediler hep vardı ve iyi ki varlar, köpekler de öyle. Düzenli olarak mama döktüğümüz yerlerde, yüzlerini, patilerini ezberlediğimiz kedileri sevdik, Taşkahve'de otururken birçoğunu kucağımızda uyuttuk, içlerinden birkaçına isim koyacak ve vedalaşmakta zorlanacak kadar bağlandık. En sevdiğim kocaman, domat yeşil zeytinden, pazarından teyzelerin elleriyle yaptığı reçelden, bana hep yazlık yerleri hatırlatan mavi boncuklu kolyelerden aldık. En iyi balık ve en iyi kazık nerede yenir, tecrübe ettik, yöreye has ot yemeklerinden, çatlayacak kadar çok yedik. Her gece otel odamızda, yanımızdaki su ısıtıcıyla poşet çay demledik, yorgan altında lap top'tan film izledik anne kız. Sabah her kahvaltıya çok acıkmış indik. Alışkanlıklar, keyifler yarattık kendimize. Ora'lı olduk işte. Dostlar edinerek, insanıyla selamlaşarak, hayvanlarını besleyerek, her yerini yürüyerek ora'lı olduk.

 

 Bir çok ev gezdik, güvenilmez emlakçılar tanıdık, bir adet de düzgün olanından. Henüz bizim olan evi bulamadık. Ama kökler salmak kolay değil, hele ki kökler çok derinde ve birbirine dolanmış haldeyse. Ait olacak toprağımızı bulduk ya, ona da şükür.

 

13 Kasım 2014 Perşembe

yarım kalmaktan yorgun


Çok severek başladığım bir resmi, ilk kez apaçık yarım bırakarak tamamladım. (buna tamamlamak denirse elbette.) uğraştığım resimler, içinde bulunduğum ruh hallerini de taşıdıklarından, o ruh halinden kurtulmak için, resmi de terk etmem gerekiyor bazen. bu kadar zayıf bir moralle ve duygusallıkla, nasıl olup da resim yapmayı kendime iş edinmeye kalktığıma ben de şaşıyorum.

Tahminimden de ağır çıktı bu depresyon, ağır uyku ve işlevsizlik. Fırça, tuval ama en çok İstanbul'dan uzak kalmalıyım. Yarın Cunda'ya doğru yola çıkıyoruz, bu sefer ailem için yerleşme umudu ve amacıyla. Ege bana iyi gelir, kediler, deniz, yemekler ve sokaklar tedavi eder, biliyorum. Sevgilimi ve kedimi geride bırakıyor olmak epey bir koyuyor şuan, çünkü onlar bu zor günlerimi aydınlatan, içimi açan güzelliklerim. Ama yanımda iki kare polaroid fotoğraf var, birisi bana tüm yakışıklılığı ve utangaç hali ile gülümseyen, sevdiğim çocuk, birisi bana tüm şaşılığı ve mükemmelliği ile gülümseyen kedi Şeker. Ben uzaklardayken başucumda ve içimde olacaklar.

Bu yarım resim, bu yarım yamalak ruh halleri, bu tuhaf şehir gibi ardımda kalsın. Uzaklarda bir yerde, tekrar hikayeler yaratacak gücü bulmayı dilerim.


12 Kasım 2014 Çarşamba

İmkansıza yakındır.

Bir denize bakıp fırtınada
''Şu dalgalar bir dursa'' diyordum.
Ardı ardına gelen şu dalgalar bir dursa,
Huzura ereceğim.

5 Kasım 2014 Çarşamba

Bir kedi, Patronus

Sık sık depresyona giriyorum, bazen çıkıyorum.

Benim girdiklerim de öyle genel geçer iç sıkıntısına, ''Ay şurama bi ağırlık çöktü''lere benzemez, malesef. Derinden, sinsince, bir tatlı tembellik gibi gelir. Bir günlük planlarımı iptal edip, günü evde geçirme isteğim, birkaç güne yayılır. Verdiğim sözler, en önemli işler bile tüm anlamını yitirir. O içe dönük keyif hali, göz açıp kapayana kadar, beni nefessiz bırakan bir mutsuzluğa ve çöküntüye dönüşür. Harry Potter'ın ruh emicileri çevremi sarmış gibi. Her şeye içimden ve dışımdan verdiğim tek cevap ''Ne anlamı var ki?'' olur. İnsan yaptığı işe asla bu kadar ayıp etmemeli. Ben ederim. Ettim.

Benim için mi daha zor, yoksa en yakınımdaki, dibimdeki insanlar için mi, bilmiyorum. Beni böyle her şeyi boşvermiş, yatay vaziyette, bıkkın görmek, hatta hiç görmeyip, telefondaki umutsuz ''Ben bugün de çıkamayacağım, yatasım var.'' diyen sesimi duymak sanırım daha zordur. Ama artık depresyonumu ciddiye almamayı, onunla keyfini sürerek baş etmeyi öğrendim. Bu sefer resimlerimi de yaptım, (hiç beğenmedim, çok anlamsız geldi, ama yaptım) en iyimser filmlerimi de izledim, iyi hissetmek için kendimi çok zorladım. Bir ay gibi gelen beş gün geçti. Kedi Şeker'le gerinerek uyandık, güneş ve camdan gelen temiz hava hoşumuza gitti. Annemize bakıp gülümsedik, onu da gülümserken görmek için yataktan çıktık. Bu beş gün boyunca kolumda, karnımda, elimin üstünde yatan, huzur veren ve sürekli gülümseten kedi Şeker, beni yine mükemmel bir şekilde korudu.

1 Kasım 2014 Cumartesi

Yelena Bryksenkova, naif desenleri ile


 

 




  Epeydir beğenerek takip ettiğim illüstratörlerden biri, Yelena Bryksenkova'dan bahsetmek ve işlerinden birkaçını paylaşmak istedim. Sanırım naif olmak, ama aynı anda da basit ve çocuksu görünmemek, özgün işler üretmek ve bunu yaparken pek çok hayata tanıdık gelen öğeler kullanmak bu kızın en önemli başarıları. Kediler, kaktüsler, dağınık çalışma masaları, ufak ve içe kapalı, ama kesinlikle çok tatlı ve huzurlu yaşamlardan kareler var desenlerinde. Küçük kağıtlara suluboyayla çalışıyor, son düzeltmeleri de bilgisayarda yapıyor, klasik anlayıştan ve elle çizmekten kopmayan insanları (sanırım biraz da kendime yakın hissettiğimden) daha çok seviyorum.
Kendisinin yeni işlerini, seyahatlerini, gezip gördüklerini koyduğu bir blogu da var:
http://ybryksenkova.blogspot.com.tr/

25 Ekim 2014 Cumartesi

neredesin?

  En sevdiğim desenim kayboldu, üzgün ve eksik hissediyorum. Ben malına mülküne, hele de çizimlerine, tablolarına değer veren, koruyup kollayan biri olamadım hiç (kendime en kızdığım konulardan biridir.) pek çok resmimin yerini bile bilmem, elime geçtikleri zaman da büyük resim çantam yakınlardaysa ona yerleştiririm, eğer değilse... kalır öylece. Genellikle elleri öpülesi annem bulur, sarıp saklar bir yerlere.

  Magdalalı Meryem için çizip boyadığım, içime sinmiş çok az desenimden biriydi, aramadığım yer kalmadı. Söz, bulursam çok iyi koruyacağım.

24 Ekim 2014 Cuma

Güzel şeyler kaydı

  Hayatın, yaş dönemlerinin ne kadar hızlı geçtiğini algıladığım bir zaman aralığındayım. Canım pek kaydetmek istemiyor, ama bunun sebebi günlerin keyifsiz olması değil, tam tersi ardı ardına gelen güzelliklerin akışına hiç ilişmek istememem. Bir de nereden gelip üstüme yapıştıysa ''Dile getirirsem, fotoğraf çekersem, çok bahsedersem bozulur, kesin bir şey olur.'' korkusu, geldi kondu üstüme. Ardı ardına sevdiklerini kaybeden, ayrılan insanları dinledim, okudum bu aralar, etkilendim istemsizce. Zaten ''empati'' beni fazlaca zayıflatan bir konu oldu hep, birisi karşıma geçip dertlerini anlatsın, biraz ağlasın, ben ondan beter olup kalırım bir köşede, bütün o sıkıntıyı kendi içimde hissederim tüm ağırlığıyla. İşte bu hüzünlü hikayeler de içimde birikiyor, aynılarını, benzerlerini yaşamaktan çılgınca korkuyorum, içimdeki sevgi de çok korkuyor ve bir köşeye siniyor.
  Günler, hep hatırlamak isteyeceğim kadar huzur ve aşk dolu. Belki de sadece bunu kaydetmek yeterlidir.