23 Aralık 2014 Salı

''ve en güzel yerinde durur evin.''



  Hurda bir eşyamız yok gerçi, sevdiğim bir Büyük Ev Ablukada şarkısını dinlemeyecek kadar da hüzünlenmeye kapadım kendimi, sadece tek cümlelik bir alıntı. Bu kare, bu köşe ve ışıklar arasında, en sevdiğim sabah saatlerini yaşadım ve onardım kendimi dün. Ev beni onardı, çevresindeki ağaçlar, içinde büyüttüğümüz çiçekler, birkaç kitap ve birkaç film bitirdiğimiz bu koltuk.

  Öncesinde kendimi ve sevdiğim çocuğu biraz yıpratmıştım, zorlamıştım da. Her ay, kadınların büyük kısmını berbat şekilde etkileyen pms krizi, beni çoğunlukla dişi bir ejderhaya, kuduz bir maymuna, kızdırılmış ve helikopter peşinde gökdelenlere tırmanmış bir King Kong'a çeviriyor. Zihnime hükmedemiyorum ve hayatın olağan her halinin beni nasıl kahrettiğini ve çileden çıkardığını, ağzım çikolatayla dolu ve kaşlarım çatık bir halde izliyorum. Sonra çemkirmeler, sorgulamalar, finalde saygı duruşu ve kapanış.

  Fırtına sonrası sükunet ise, bu mavi ve yeşil parlamalarla dolu, serin ve güneşli sabah saatlerinde, birbirimize ve evimize sarılarak geliyor. Onu yolcu ediyorum, geriye dönüp hala sıcak olan kupasından bir çay daha içiyorum. Masasına ufak bir mektup, etrafa hızlıca bir çeki düzen, sonra da diğer evime yolculuk. Bu diğer ev, haftada iki kez değişiyor. Ben zaman zaman çemkirsem de, çekilmez bulsam da, bu düzeni aslında çok seviyorum.
                                   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder