5 Kasım 2014 Çarşamba

Bir kedi, Patronus

Sık sık depresyona giriyorum, bazen çıkıyorum.

Benim girdiklerim de öyle genel geçer iç sıkıntısına, ''Ay şurama bi ağırlık çöktü''lere benzemez, malesef. Derinden, sinsince, bir tatlı tembellik gibi gelir. Bir günlük planlarımı iptal edip, günü evde geçirme isteğim, birkaç güne yayılır. Verdiğim sözler, en önemli işler bile tüm anlamını yitirir. O içe dönük keyif hali, göz açıp kapayana kadar, beni nefessiz bırakan bir mutsuzluğa ve çöküntüye dönüşür. Harry Potter'ın ruh emicileri çevremi sarmış gibi. Her şeye içimden ve dışımdan verdiğim tek cevap ''Ne anlamı var ki?'' olur. İnsan yaptığı işe asla bu kadar ayıp etmemeli. Ben ederim. Ettim.

Benim için mi daha zor, yoksa en yakınımdaki, dibimdeki insanlar için mi, bilmiyorum. Beni böyle her şeyi boşvermiş, yatay vaziyette, bıkkın görmek, hatta hiç görmeyip, telefondaki umutsuz ''Ben bugün de çıkamayacağım, yatasım var.'' diyen sesimi duymak sanırım daha zordur. Ama artık depresyonumu ciddiye almamayı, onunla keyfini sürerek baş etmeyi öğrendim. Bu sefer resimlerimi de yaptım, (hiç beğenmedim, çok anlamsız geldi, ama yaptım) en iyimser filmlerimi de izledim, iyi hissetmek için kendimi çok zorladım. Bir ay gibi gelen beş gün geçti. Kedi Şeker'le gerinerek uyandık, güneş ve camdan gelen temiz hava hoşumuza gitti. Annemize bakıp gülümsedik, onu da gülümserken görmek için yataktan çıktık. Bu beş gün boyunca kolumda, karnımda, elimin üstünde yatan, huzur veren ve sürekli gülümseten kedi Şeker, beni yine mükemmel bir şekilde korudu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder