Hangi şehirde ve ülkede olduğunun önemi yok. Ben bu avluya bakan evlerde sonsuza dek yaşayabilirim.
17 Nisan 2014 Perşembe
Avluya bakan pencere
Hangi şehirde ve ülkede olduğunun önemi yok. Ben bu avluya bakan evlerde sonsuza dek yaşayabilirim.
12 Nisan 2014 Cumartesi
Gökyüzüyle sohbetlerden biridir.
Uzun süredir sevgisiz hissettiğini, sevgiyi çok özlediğini söyledi. Düşündüm, iç çektim, üzüldüm. (Bunlar tam da bu sırayla olmadı.) Sevgi ona ne çok yakışır halbuki. Minik çiçeklerle bezeli, ince kumaşlı bir elbise gibi yakışır, aydınlatır yüzünü. Sevginin yakışmadığı insan yok, onu da biliyorum ya, bazılarını daha çok sevgili görmek istiyorum yine de. Sanki tüm işim onların ne kadar çok sevildiğini izlemek olsun istiyorum. Ben çoğu zaman izlemeyi yaşamaya tercih ederim. Bu yüzden çocukken hiç sokakta oynamadım, ama odamda sokakta oynayan çocuklarla ilgili çok güzel kitaplar okudum. Ailem de düşündü, iç çekti ve üzüldü. (Bunların da bu sırayla olmamış olması muhtemel)
Durgun uyandım bu sabah, kim ne önerse başımı çevirdim. Kediyi kucağıma aldım, yatağa geri dönüm. Çay aldım, yatağa geri döndüm. Uzakları düşündüm, orada bir iskele var şimdi, iskelede rüzgar esiyor, köpekler ve kediler uğrayıp geçiyor. Orasının var olması ve gidersem elimle koymuş gibi bulacak olmam bir güven verdi, yatağa geri döndüm.
Sevgi insana ne çok yakışır. Burada bir yatak olmasının ve onu koyduğum gibi bulacak olmanın verdiği güvenle, bir kahve ve kitap alıp balkona çıkayım bari.
Durgun uyandım bu sabah, kim ne önerse başımı çevirdim. Kediyi kucağıma aldım, yatağa geri dönüm. Çay aldım, yatağa geri döndüm. Uzakları düşündüm, orada bir iskele var şimdi, iskelede rüzgar esiyor, köpekler ve kediler uğrayıp geçiyor. Orasının var olması ve gidersem elimle koymuş gibi bulacak olmam bir güven verdi, yatağa geri döndüm.
Sevgi insana ne çok yakışır. Burada bir yatak olmasının ve onu koyduğum gibi bulacak olmanın verdiği güvenle, bir kahve ve kitap alıp balkona çıkayım bari.
11 Nisan 2014 Cuma
Dünyanın en mutlu insanı gibi hissetmek
Mutluluktan konuşamamak, yazamamak, çizememek nasıl bir şeydi unutmuşum. Hatırladım. Havanın ne kadar temiz ve yumuşak olabildiğini, sevdiğim çocuğun huzurla bana gülümsemesini içime çekmeyi, bulabildiğim her kedi ve köpeği sarılıp öpmeyi, keyifle yemeyi, içmeyi yaşadım, gerisini rüzgara bıraktım. Bodrum'un ham ve gerçek hali, yabani ve bereketli hali, sonbahar ve ilkbahar hali çok başka. Ruhunuzun ve bedeninizin onarıma ihtiyacı varsa, Ege için en güzel vakitler, kendinizi yollara vurun dostlarım.
1 Nisan 2014 Salı
Yola kaçmak
Bu seferki durumum yola çıkmak değil, açık açık, hayatta kalma içgüdüsüyle yollara kaçıyorum. Ege her zaman nefes almaktı ve benim bir sonraki nefese hiç bu kadar ihtiyacım olmamıştı, üzerimde çok ağır bir şey var, silkinemiyorum, normalleşemiyorum (hangi normal? sorusu gayet yerinde olacaktır.)
Kedime pazar akşamından beri neden büyük bir utanç ve keder içinde olduğumu anlatamıyorum. Politika, siyaset, sandık, elektrik kesintisi, kirli oyunlar, oylar, kirli oylar yok onun dünyasında, ben onun dünyasında yaşamak istiyorum, ama o sığındığım yerlere bile sığamama halindeyim, duramıyorum.
Arada hala umutlu ve hala çaba gösteren insanları görüyorum. İçimden onlardan özür diliyorum. Ben yokum sanırım. En azından bir süre için kesin yokum. Bu kadar mutsuzluk sarsıyor, bana şuan sadece uzun yol gerekiyor. Yolun sonunda da Bodrum. En azından Bodrum hala bizim, ne kadar süre için bilmesem de, bir yerlerde çocukluğumdan beri içimi açtığım, beni anlayan bir iskele ve sonsuza uzanır gibi giden bir deniz var, ben şuan biliyorum ki, sadece oraya sığınabilirim ve sığabilirim.
Hepimiz için akıl, güç ve sevgi diliyorum.
Kedime pazar akşamından beri neden büyük bir utanç ve keder içinde olduğumu anlatamıyorum. Politika, siyaset, sandık, elektrik kesintisi, kirli oyunlar, oylar, kirli oylar yok onun dünyasında, ben onun dünyasında yaşamak istiyorum, ama o sığındığım yerlere bile sığamama halindeyim, duramıyorum.
Arada hala umutlu ve hala çaba gösteren insanları görüyorum. İçimden onlardan özür diliyorum. Ben yokum sanırım. En azından bir süre için kesin yokum. Bu kadar mutsuzluk sarsıyor, bana şuan sadece uzun yol gerekiyor. Yolun sonunda da Bodrum. En azından Bodrum hala bizim, ne kadar süre için bilmesem de, bir yerlerde çocukluğumdan beri içimi açtığım, beni anlayan bir iskele ve sonsuza uzanır gibi giden bir deniz var, ben şuan biliyorum ki, sadece oraya sığınabilirim ve sığabilirim.
Hepimiz için akıl, güç ve sevgi diliyorum.
21 Mart 2014 Cuma
Mutlu Ekinoks'lar!
Bugün her şeyi bir yana bırakma ve havayı koklamak için dışarı çıkma günü. Günlerdir, haftalardır artarak çoğalan öfkemiz, kederimiz bir yanımızda evet, o yanımız çok sağlam ve ayakta. Ama bir yanımız pencereleri, kapıları açmalı, başını dışarıya uzatmalı ve bu mis gibi havayı içine çekmeli. O kadar güzel kokuyor ki, bunu tarif edecek kelimeleri aramak yerine, aynı kedim gibi, içgüdüsel hareketlerle tamamını içime çekmeye, hani elimden gelse yeşil filizler vermeye çabalıyorum. Bir hava insanı iyileştirebilir mi, yaralarını sarabilir mi, işte öyle bir etkisi var üstümde. Annemin bütün kış kendi yaptığı seranın içinde büyüttüğü, fidelediği yavru kaktüsler, geçen gün aldığımız bir saksı karanfil, üzeri tomurcuk dolu sardunyalar ve bahçemizdeki palmiye ağaçları birleşmişler, baharın ilk gününü kutluyorlar, haftalardır bugünü bekledikleri çok belli.
Bugün bilgisayara olabildiği kadar az bakmaya, içimi temizlemeye kararlıyım. Kedi Şeker'le balkonda etrafı koklayıp, hafif sersem bir ifadeyle birbirimize sırıtıyoruz. Tombul patileriyle nasıl dengede durduğunu anlamadığım balkon demirlerinde oturmasına bile ses etmiyorum, bugün yasaklara tahammülüm yok, her şey serbest! Kedim 10 yaşına gelmiş, yaşını başını almış bir hanımefendi ama çocuklar gibi şen, üzerine aniden koşsam kabarıp ayak bileğime sarılıyor, evin içinde at gibi koşturuyor, temiz havaya çıkınca mutluluktan ne yapacağını şaşırıyor. Şuan için bu, diğer her şeyden değerli. Hepimize mutlu baharlar.
Bugün bilgisayara olabildiği kadar az bakmaya, içimi temizlemeye kararlıyım. Kedi Şeker'le balkonda etrafı koklayıp, hafif sersem bir ifadeyle birbirimize sırıtıyoruz. Tombul patileriyle nasıl dengede durduğunu anlamadığım balkon demirlerinde oturmasına bile ses etmiyorum, bugün yasaklara tahammülüm yok, her şey serbest! Kedim 10 yaşına gelmiş, yaşını başını almış bir hanımefendi ama çocuklar gibi şen, üzerine aniden koşsam kabarıp ayak bileğime sarılıyor, evin içinde at gibi koşturuyor, temiz havaya çıkınca mutluluktan ne yapacağını şaşırıyor. Şuan için bu, diğer her şeyden değerli. Hepimize mutlu baharlar.
15 Mart 2014 Cumartesi
Tarihe geçmek
4 gün geçti, 4 ay gibi 4 gün. Üzüntüm, kederim hiç geçmedi, bir kısmı yeni haberlerle birlikte zehir gibi bir öfkeye evrildi, bir kısmı harekete geçti, büyük kısmı ise hala acı içinde. Tarihe geçen olayları okurken hep merak ederdim, acaba o günleri yaşayan insanlar nasıl bir bütünün parçası olduklarını, geçirdikleri günlerin yüzyıl sonra hala konuşulacağını biliyorlar mı, kendilerini daha da farklı ve tuhaf hissediyorlar mı diye. Öyle sanırım, öyleyiz. Bundan yüzyıl sonra insanlar dünya tarihinin gördüğü en acımasız, en korkunç liderleri konuşurken, katliamları, direnişleri yazarken, hepimiz hayatlarımızla bunun bir parçası olacağız. Öyle bir kötü ki, öldürdüklerinin arkasında durup ''Evet, gerekliydi ve öldürdüm'' bile diyemeyen, ''Şunlar öldürdü, o da zaten şöyle biriydi, hadi kuduruyoruz'' deyip, katili olduğu çocuğu bile kullanan, ruhsuz.. Ruhsuz.
Kendimi Harry Potter'ın son kitabının içinde hissediyorum, dağlarda, tepelerde son iki-üç hortkuluk peşinde koşuyoruz, tedirginiz. Bir umudumuz var çünkü O yok oluyor, bir umudumuz soluyor çünkü zehir gibi kötü bir şey karşımızdaki.
Sakin olmak, kararlı olmak, bilinçli hareket etmek. Ama bu öfkeyi ve kederi hiç unutmamak gerek.
Kendimi Harry Potter'ın son kitabının içinde hissediyorum, dağlarda, tepelerde son iki-üç hortkuluk peşinde koşuyoruz, tedirginiz. Bir umudumuz var çünkü O yok oluyor, bir umudumuz soluyor çünkü zehir gibi kötü bir şey karşımızdaki.
Sakin olmak, kararlı olmak, bilinçli hareket etmek. Ama bu öfkeyi ve kederi hiç unutmamak gerek.
11 Mart 2014 Salı
Berkin'imiz gitti.
Gördüğüm her güzelliğin resmini çizmek isterim, güzellikleri çizmeyi severim ben. Güzel Berkin'i çizmek, onun masum yüzüne bakmak çok zor oldu. Kara kaşlı, zeytin gözlü Berkin'imiz annesi yorulmasın diye ekmek almaya çıktığı sabah, başından gaz kapsülüyle vuruldu. 269 gündür komada olan, zayıflamış, yorulmuş bedeni bugün daha fazla dayanamadı, Berkin'imiz melek oldu. 11 Mart, kapkaranlık, sürekli ürperdiğimiz, zor nefes aldığımız, en karanlık gün. Bugünü kaydederken, çizerken ellerim hiç olmadığı kadar soğuk, birer buz kütlesiydi sanki. Yoluna kuşlar koyduk çocuk, sen kuş cıvıltılarında, mavi gökyüzündesin artık.
4 Mart 2014 Salı
Çaylı, yağmurlu sabah
Yağmurun yağmasını o kadar çok beklemiştim ki, sesinin odayı doldurduğu şu dakikalarda, böyle yağmaya devam etmesi dışında hiçbir isteğim yok. An kusursuz, sabah çayı hala sıcak. Bugün fazladan bir keyif gününe dönüşüyor giderek. Evden çıkacakken, halletmem gereken işlerin iptal olması, sabah uyandığımda okuduğum yarına erteleme mesajları, bana yağmurlu bir günü evde geçirme şansını verdi. Kedi Şeker beni özlemiş, kendiliğinden kucağıma geliyor, kucağımda uyuyakalıyor (kucak kedisi olmayan ve kucakta en fazla iki dakika duran bir kedi için yeni rekorlar bunlar.) Sonra birlikte cam kenarına oturuyoruz, temiz lodos rüzgarını koklayıp, yağmur şıkırtılarını dinliyoruz, evet yağmur bugün resmen şıkırdıyor. Ona son üç günümü anlatıyorum, vazodaki gülleri, cumartesi sabahını, sürpriz kahvaltıyı, şeker yanakları anlatıyorum. Esniyor, baygın ve şaşı gözlerle yüzüme bakıyor. ''ah'' diyorum onu kucaklayıp ''söylediklerimi boşver, gördüğüm en güzel şey sensin, Şeker sen benim ilk sevgilimsin.'' Bu yüzden çok güzel ve aşık bir haftasonundan geriye, evime döndüğümde, bu kusursuz yağmuru onunla yan yana izliyoruz. Bu yüzden yanımda o çocuk ya da bu kedi varken, ben en mutlu versiyonuma yükseliyorum. Yağmurlu gökyüzüne bütün minnetlerimi iletiyorum.
27 Şubat 2014 Perşembe
temiz hava
Yeni resimler, yeniden başlayacak atölye günlerinin heyecanı. Hangi atölye olursa olsun, resim yapılan yer öyle güzel kokar ki. Neredeyse temiz hava kadar. O boyalar, tuvaller ve kağıtların karışımı da derin bir nefestir çünkü. Zihinde parlak bir ışık çakması, güzel bir kadın yüzünün tuvalde belirmesi, ara verip bir fincan çay ile geri dönünce ''Ay hiç olmamış ki bu?!'' deyip, bir acele yeniden işe koyulmak, umutla ve merakla... Hepsini özledim. Havalar güzelleşecek yakında, her anlamda.
26 Şubat 2014 Çarşamba
Beşinci 26. Şubat
Sonra gelip sakince yazdıklarımı sildim, sen bile okumadan.
Hislerim sürekli, hala, hep. Umarım bunu her zaman, en derinlerinde hissedersin. Kutlu olsun sevgilim.
Hislerim sürekli, hala, hep. Umarım bunu her zaman, en derinlerinde hissedersin. Kutlu olsun sevgilim.
20 Şubat 2014 Perşembe
neyse boşver, hadi kahve içelim
Daha keyifli şeyler de var. Yeni biten bir seri resim var, çok severek boyadığım. Fincan koleksiyonuyla karşıma çıkan Arek Kazar'a bir teşekkür de buradan.
http://eylulkoksumer.blogspot.com.tr/2014/02/illustration-coffee-cups.html
http://eylulkoksumer.blogspot.com.tr/2014/02/illustration-coffee-cups.html
19 Şubat 2014 Çarşamba
hayat tarafından terbiye edilmek
kendin için umduğun, karar verdiğin ne varsa, hepsinden yavaş yavaş (o kadar yavaş ki, kendi ruhun bile duymadan) vazgeçtiğini fark edersin. ''şu olmasa da olur, bu daha sonra da olur, o nasılsa olur'' fakat..? fakat hiçbiri olmadı ki bunların? duman gibi havada kaldılar, bir süre süzüldüler, sonra arka plan iyice belirginleşti, netleşti. sonra o arka plan senin tüm hayatın oldu.
ben hep çok özgür, çok aşık, çok bireysel, çok kendi başına olmakla övündüm. ondan daha öncesinde, çok başlarda ise, hiç aşık olmamış olmakla, büyük bir arkadaş grubuna bağlı olmakla (o zamanlar sürü, kabile falan diyerek romantize ederdim) bir kız arkadaşımı köklerim hatta hafızam saymakla övünürdüm. ondan öncesinde ne ile övünürdüm hatırlamıyorum, lisede ve sonrasında hafızam birkaç kez silinir gibi oldu ve lekelendi. büyük konuşmamalıymışım, komik duruma düşmemeliymişim, pek haberim yoktu. ben aşık da oldum, ben çok özgür de oldum (sandım) sonra o da geçti, ben tam bir bağımlı da oldum (hala sürüyor bu durum) ben o gruptan ve sözde köklerden tamamen de sıyrıldım, ben yeni kökler de edindim, ben domestik hayaller bile kurdum. ben hiç balina da kurtarmadım. ben her lafımı yedim.
ben geçen gün bir hastanenin acil servisindeydim. dram yaratmaya ve büyük tespitlerde bulunmaya vaktim olmadı, kendim için de orada değildim, şimdi her şey yolunda zaten. ama oradayken bir kocaman lafımı daha yedim, kendi isteğimle. (ama inan kendim için değil, başkasının iyiliği için) her şeyi yoluna koymak gerektiğinde, ne gerekiyorsa onu yaparsın. o çok başlarda ettiğim, (10 yıl, 15 yıl) ettiğim en keskin lafların da kenarları törpülendi, üzerine bir bardak çay döküldü, o laflar ıslandı ve yayılıp okunmaz hale geldi geçen gece.
saçlarım pis ve dağınık. boş gözlerle bakıyorum. bir şeyler yapıyorum. o an beni gören biri ''ya napıyorsun sen'' dese, saçmasapan bir cevap çıkar ağzımdan, bir uykudan uyanırım. ben artık 28 yılda inşaa ettiğimi sandığım karakterim hakkında, aldığım ulvi kararlar hakkında, üstün erdemlerim hakkında, ve hatta defalarca okuduğum kitaplar hakkında konuşmam. ben artık bir fincan çay içebilmekle, kafamın (nispeten) rahat olmasıyla iyi olurum, razı gelirim. buna da dostlarım, hayat tarafından terbiye edilmek denir.
ben hep çok özgür, çok aşık, çok bireysel, çok kendi başına olmakla övündüm. ondan daha öncesinde, çok başlarda ise, hiç aşık olmamış olmakla, büyük bir arkadaş grubuna bağlı olmakla (o zamanlar sürü, kabile falan diyerek romantize ederdim) bir kız arkadaşımı köklerim hatta hafızam saymakla övünürdüm. ondan öncesinde ne ile övünürdüm hatırlamıyorum, lisede ve sonrasında hafızam birkaç kez silinir gibi oldu ve lekelendi. büyük konuşmamalıymışım, komik duruma düşmemeliymişim, pek haberim yoktu. ben aşık da oldum, ben çok özgür de oldum (sandım) sonra o da geçti, ben tam bir bağımlı da oldum (hala sürüyor bu durum) ben o gruptan ve sözde köklerden tamamen de sıyrıldım, ben yeni kökler de edindim, ben domestik hayaller bile kurdum. ben hiç balina da kurtarmadım. ben her lafımı yedim.
ben geçen gün bir hastanenin acil servisindeydim. dram yaratmaya ve büyük tespitlerde bulunmaya vaktim olmadı, kendim için de orada değildim, şimdi her şey yolunda zaten. ama oradayken bir kocaman lafımı daha yedim, kendi isteğimle. (ama inan kendim için değil, başkasının iyiliği için) her şeyi yoluna koymak gerektiğinde, ne gerekiyorsa onu yaparsın. o çok başlarda ettiğim, (10 yıl, 15 yıl) ettiğim en keskin lafların da kenarları törpülendi, üzerine bir bardak çay döküldü, o laflar ıslandı ve yayılıp okunmaz hale geldi geçen gece.
saçlarım pis ve dağınık. boş gözlerle bakıyorum. bir şeyler yapıyorum. o an beni gören biri ''ya napıyorsun sen'' dese, saçmasapan bir cevap çıkar ağzımdan, bir uykudan uyanırım. ben artık 28 yılda inşaa ettiğimi sandığım karakterim hakkında, aldığım ulvi kararlar hakkında, üstün erdemlerim hakkında, ve hatta defalarca okuduğum kitaplar hakkında konuşmam. ben artık bir fincan çay içebilmekle, kafamın (nispeten) rahat olmasıyla iyi olurum, razı gelirim. buna da dostlarım, hayat tarafından terbiye edilmek denir.
14 Şubat 2014 Cuma
insan yorgunu
insanlar yoruyor. bunu bilir, bunu söylerim.
kendim gibi bir çocuk buldum. saflığı misler gibi kokan. benimle uyuyan bir kedim var. tüyleri her şeyden yumuşak. içtiğim her şeyi çok severek içiyorum. rüzgar bu ara çok güzel esiyor. fazlasıyla yeterli. gerisi de, en gösterişlisi de, en eğlencelisi de, en muhteşemi ve havalısı da sizin olsun.
kendim gibi bir çocuk buldum. saflığı misler gibi kokan. benimle uyuyan bir kedim var. tüyleri her şeyden yumuşak. içtiğim her şeyi çok severek içiyorum. rüzgar bu ara çok güzel esiyor. fazlasıyla yeterli. gerisi de, en gösterişlisi de, en eğlencelisi de, en muhteşemi ve havalısı da sizin olsun.
6 Şubat 2014 Perşembe
evlerin ikilemi
annemin o huzurlu, temiz, ferah kokusu. insanı sarmalayan ve sonsuz bir güven içinde hissettiren hali. demli çay rengi saçları, zarif elleri. ne çok özlemişim. babamın işten geldiğinde o yorgunlukla yemek yapması, biz yiyelim diye hiç sevmediği şekilde sade pişirmesi, kendi tabağına baharatları doldurması. endişelerini benden saklayarak halimi hatırımı sorması, laf aralarına nasihatler sıkıştırması. özlemişim işte. kedim, canım kedim. yanıma sokulup ellerimi, parmaklarımı koklaması, ruh halimi bir çırpıda anlaması, kolumun altına kıvrılıp purrlayarak uykuya dalması. uykuda patilerinin seğirmesi, dışarda unuttuğu minik pembe dili. ah çok ama çok özlemişim.
dağınık, ufak, tuhaf evim. kitap ve çay kokan evim. evden sadece 5 gün uzakta kaldıktan sonra geri dönüşümde hissettiklerim, keşke bu kadar güzel ve sıcak olmasa.
ne yapacağımı bilmez halde, sevdiğim evler ve sevdiğim insanlar arasında geçiyor zaman. imkansız, birbirine yürüyerek beş dakika uzaklıkta, ikisi de aynı derecede benim olan iki ev düşlüyorum. düşledikçe ısınıyorum.
dağınık, ufak, tuhaf evim. kitap ve çay kokan evim. evden sadece 5 gün uzakta kaldıktan sonra geri dönüşümde hissettiklerim, keşke bu kadar güzel ve sıcak olmasa.
ne yapacağımı bilmez halde, sevdiğim evler ve sevdiğim insanlar arasında geçiyor zaman. imkansız, birbirine yürüyerek beş dakika uzaklıkta, ikisi de aynı derecede benim olan iki ev düşlüyorum. düşledikçe ısınıyorum.
31 Ocak 2014 Cuma
''sana bakmanın şerefine, evlat''
ben senin kollarına geliyorum. hava çok soğuk, aklımda sokakta yaşayan hayvanlar var. senin için mantarlı börek ve böğürtlenli pasta yaptım, ellerim kollarım yemek dolu, ellerim soğuk, kollarım heyecanlı, ben sana geliyorum.
26 Ocak 2014 Pazar
sunshine of your love
ben şimdi ne yapacağım? ben şimdi ne yapacağım?! bütün nefesimle aşığım. ben şimdi ne yapacağım?! nefes alırken ve verirken, yeni nefeslerden önce, varolan bütün halimle aşığım. dalgalar halinde geldi yine, uzaklardan yaklaştığını görüyordum bu sefer, hiçbir yere kaçmadan, kumlarda oturmuş bekliyordum. bir de şimdi onun sağlığı söz konusu ya, çok hassasım. her hücrem iyiliğini istiyor gökyüzünden. ''lütfen çok iyi olsun ve kollarıma geri dönsün.'' gökyüzüne bakarak ardı ardına tekrarladım bunu, önce fısıldayarak, sonra normal sesimle, iyiliğini istemek her yanımı kaplayana kadar tekrarladım. ben onun iyiliğinden ibaret oldum bir an.
onu yolcu ettikten sonra boğazımda bir düğümle yukarı çıktım, evine. (onun evi, evdeki her şey ikimizin, en güzel sabahlarımızın ve akşamlarımızın evi) boş kahve kupalarımız sıcak, onlara dokunmadım. bir çay aldım. üzerinden çıkan tişörtü yüzüme bastırıp kokladım. bunu yapmamalıydım çünkü içimde hiç tanımadığım bir çılgınlık yaratıyor, hem orada değil, hem orada, kokusunu alıyorum, sarılamıyorum, insan deli olur... iki saat öncesini düşünüyorum, dün geceyi düşünüyorum, dün gündüzü. çılgınca kaybetmekten, yitirmekten korkuyorum. ben ne zaman bu kadar düşkün oldum? ben şimdi ne yapacağım? kahve kupalarımızı, diğer ıvır zıvırları topluyorum. sabah çektiğim fotoğraflara bakıp, birini efektlerle süsleyip kaydediyorum. bir çoğu kimseye göstermek istemeyeceğim kadar bize özel, sevgi dolu, mutluluk dolu. onları ifşa etmeye kıyamıyorum, gayet ''poz verilmiş'' bir taneyi seçiyorum. ben romantik bakmaya çalışırken onun beni gıdıkladığı ve hiç istemesem de at gibi güldüğüm, onun da hınzır hınzır baktığı fotoğrafı ise, içimin en derinlerine kaydediyorum. o benim canım. beş yıldır her gün daha fazla canım. canımın bu kadar büyük olduğunu da ondan öğrendim.
iyileş. kollarıma geri dön. sana sarılmayı şimdiden çok özledim.
onu yolcu ettikten sonra boğazımda bir düğümle yukarı çıktım, evine. (onun evi, evdeki her şey ikimizin, en güzel sabahlarımızın ve akşamlarımızın evi) boş kahve kupalarımız sıcak, onlara dokunmadım. bir çay aldım. üzerinden çıkan tişörtü yüzüme bastırıp kokladım. bunu yapmamalıydım çünkü içimde hiç tanımadığım bir çılgınlık yaratıyor, hem orada değil, hem orada, kokusunu alıyorum, sarılamıyorum, insan deli olur... iki saat öncesini düşünüyorum, dün geceyi düşünüyorum, dün gündüzü. çılgınca kaybetmekten, yitirmekten korkuyorum. ben ne zaman bu kadar düşkün oldum? ben şimdi ne yapacağım? kahve kupalarımızı, diğer ıvır zıvırları topluyorum. sabah çektiğim fotoğraflara bakıp, birini efektlerle süsleyip kaydediyorum. bir çoğu kimseye göstermek istemeyeceğim kadar bize özel, sevgi dolu, mutluluk dolu. onları ifşa etmeye kıyamıyorum, gayet ''poz verilmiş'' bir taneyi seçiyorum. ben romantik bakmaya çalışırken onun beni gıdıkladığı ve hiç istemesem de at gibi güldüğüm, onun da hınzır hınzır baktığı fotoğrafı ise, içimin en derinlerine kaydediyorum. o benim canım. beş yıldır her gün daha fazla canım. canımın bu kadar büyük olduğunu da ondan öğrendim.
iyileş. kollarıma geri dön. sana sarılmayı şimdiden çok özledim.
22 Ocak 2014 Çarşamba
resimlerimi topladım!
eylulkoksumer.blogspot.com
böyle bir derleme yaptım, elbette eksikler var. ama en çok boyadıklarım, çizdiklerim bir arada en azından. fikir verirseniz ne çok sevinirim.
böyle bir derleme yaptım, elbette eksikler var. ama en çok boyadıklarım, çizdiklerim bir arada en azından. fikir verirseniz ne çok sevinirim.
19 Ocak 2014 Pazar
16 Ocak 2014 Perşembe
9 Ocak 2014 Perşembe
güzel bir kadın yüzü
Yapacak hiçbir şeyi olmayan, hiçbir şey yapmayan, iç sıkıntısından kalemi kağıda sürten insanlar için güzel ve anlamlı kadın yüzleri çok değerlidir. Tanıdığınız mimiklerin ve bakışların anlık sihirli bir karışımı önünüzde belirir, o kaşın öyle kalktığını ya da o dudağın öyle kıvrıldığını ilk kez fark etmiş gibi, heyecanla, hızla ifade etmek, tekrar etmek, kopyalamak zorunda hissedersiniz bu görüntüyü. Her yeni insanda ve yeni ifadede yeniden, en baştan. Arkadaşlarıma ve tanıdığım insanlara güzel oldukları için de minnet duyuyorum. (Elif'in saçları ve gözleri özellikle güzel, tam şey yapamadım.) Bir şekilde tanıştığımız, böyle hafif ve ürkek tebessüm ettiğin, nostalji kelimesini güzel bir yazlık elbise gibi kendine yakıştırdığın için, kalem ve kağıt sana teşekkür ediyorlar, koca gözlü Elif.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














.jpg)


