19 Şubat 2014 Çarşamba

hayat tarafından terbiye edilmek

  kendin için umduğun, karar verdiğin ne varsa, hepsinden yavaş yavaş (o kadar yavaş ki, kendi ruhun bile duymadan) vazgeçtiğini fark edersin. ''şu olmasa da olur, bu daha sonra da olur, o nasılsa olur'' fakat..? fakat hiçbiri olmadı ki bunların? duman gibi havada kaldılar, bir süre süzüldüler, sonra arka plan iyice belirginleşti, netleşti. sonra o arka plan senin tüm hayatın oldu.

  ben hep çok özgür, çok aşık, çok bireysel, çok kendi başına olmakla övündüm. ondan daha öncesinde, çok başlarda ise, hiç aşık olmamış olmakla, büyük bir arkadaş grubuna bağlı olmakla (o zamanlar sürü, kabile falan diyerek romantize ederdim) bir kız arkadaşımı köklerim hatta hafızam saymakla övünürdüm. ondan öncesinde ne ile övünürdüm hatırlamıyorum, lisede ve sonrasında hafızam birkaç kez silinir gibi oldu ve lekelendi. büyük konuşmamalıymışım, komik duruma düşmemeliymişim, pek haberim yoktu. ben aşık da oldum, ben çok özgür de oldum (sandım) sonra o da geçti, ben tam bir bağımlı da oldum (hala sürüyor bu durum) ben o gruptan ve sözde köklerden tamamen de sıyrıldım, ben yeni kökler de edindim, ben domestik hayaller bile kurdum. ben hiç balina da kurtarmadım. ben her lafımı yedim.

  ben geçen gün bir hastanenin acil servisindeydim. dram yaratmaya ve büyük tespitlerde bulunmaya vaktim olmadı, kendim için de orada değildim, şimdi her şey yolunda zaten. ama oradayken bir kocaman lafımı daha yedim, kendi isteğimle. (ama inan kendim için değil, başkasının iyiliği için) her şeyi yoluna koymak gerektiğinde, ne gerekiyorsa onu yaparsın. o çok başlarda ettiğim, (10 yıl, 15 yıl) ettiğim en keskin lafların da kenarları törpülendi, üzerine bir bardak çay döküldü, o laflar ıslandı ve yayılıp okunmaz hale geldi geçen gece.

  saçlarım pis ve dağınık. boş gözlerle bakıyorum. bir şeyler yapıyorum. o an beni gören biri ''ya napıyorsun sen'' dese, saçmasapan bir cevap çıkar ağzımdan, bir uykudan uyanırım. ben artık 28 yılda inşaa ettiğimi sandığım karakterim hakkında, aldığım ulvi kararlar hakkında, üstün erdemlerim hakkında, ve hatta defalarca okuduğum kitaplar hakkında konuşmam. ben artık bir fincan çay içebilmekle, kafamın (nispeten) rahat olmasıyla iyi olurum, razı gelirim. buna da dostlarım, hayat tarafından terbiye edilmek denir.

2 yorum:

  1. Can kızım, canımın içi kızım, henüz erken kızım, çok erken. Ben bile vazgeçmedim daha. Sen ne diyorsun kızım?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Üzülme. Hayat bazen (sık sık, genellikle) yoruyor o kadar. Geçiyor sonra, yine geçti.

      Sil