7 Ağustos 2015 Cuma

Yakut ile Zümrüt

  Ne fena bir geceydi, hem kendim için, hem iki değerli varlığım için. Umarım sonuncu kez, sıfırdan bir dram yaratıp, güzel bir günü hem kendime, hem onlara çözümsüz kılıp dar etmişimdir, evet umarım bu sonuncusu olmuştur. İnsanlar nasıl çocukluktan çıkıyorlar, yeni sulara yelken açıyorlar, başka başka sıfatlar ve yaşamlar ediniyorlar? Benim için gelişmek neden bu kadar zor ve sancılı?

  Şöyle bir durum, (anne, okuduğun zaman azıcık da bana hak ver, güzel bebeğim) elimde pırıl pırıl, çok ama çok güzel, kendime çok yakıştırdığım yakut bir kolye var. (Neden yakut? Ay ne bileyim öyle geldi yazarken) Bu yakut kolyeyi yıllarca takmışım, vazgeçilmez parçam olmuş, her şeyim olmuş, kendimi onsuz tanımlayamayacak kadar (ah evet, hata tam da burada başlıyor) çok sevmişim elimdekini.

 Sonra bir gün... Hayat geliyor, bana zümrüt bir kolye takıyor. Amanın bu ne güzel bir yeşil, parlak, kocaman, muhteşem bir taş böyle, hemen takayım onu hemen! Takıyorum, bakıyorum aynaya, kendimi hiç olmadığım bir şekilde görüyorum, yeni, güzel, resmen bir kadın olmuşum. Yakut kolyeyi takan kız çocuğundan epey farklı, bambaşka bir şeyim. Bu zümrüt kolyeye de bağlanıyorum, o da gerçek bir parçam oluyor yıllar içinde. Ben hep birini çıkartıp diğerini takıyorum, sıra sıra. İkisinden de vazgeçemiyorum. Her bir kolyeyi çıkarışımda, büyük bir acı çekiyorum, sanki etimden et kopuyor (abartma değil, abartmayacak olsam ben zaten ben olmazdım, abartmıyorum, yaşıyorum) Bu böyle sancılı, zor, ama ikisinden de vazgeçmeden, yani aslında büyük bir bolluk ve zenginlik içinde sürüyor.

  Son zamanlarda ise, kolyeler artık isyan etmeye başlıyor. Bu tak-çıkar değiş tokuş durumundan değil (çok şükür bir de anlayışlı, hoşgörülü kolyeler bunlar), benim her bir kolyeyi çıkarırken yaşadığım buhranlardan ve apaçık döktüğüm gözyaşlarından. İkisini üstüste takamıyorum, sığmıyorlar. O an takmadığım kolyem ulaşabileceğim güzel bir kutuda dursa da, içimden binlerce hüzün geçiyor, onu o kutuda bıraktığım için. İnsanlar nasıl da yeni bir kolyeyi kolayca takıp, onu benimseyebiliyorlar ve yataklara düşmüyorlar üzüntüden? Benim derdim ne, ben neden huzur bulamıyorum?

  Keşke yakut ve zümrüt değil de, inci ve kehribar deseydim, ya da aquamarin, annem aquamarin'e bayılır. Umuyorum ki ikinize de yaşattığım son çileli geceydi, benim muhteşem kolyelerim.

  Bir gün inanıyorum ki, büyüyeceğim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder