3 Ağustos 2015 Pazartesi

Suyun üstünde kalmanın yolları

  Belki bir sebepten (mesela mantıksız şekilde sıcak olan havadan, hemen ulaşamayacağınız birine hasret çekmekten, insana kaldıramayacağı üzüntüler yaşatan ülke gündeminden, yersizce ve ağır basan hüzünden falan) diplerde hissediyorsanız siz de, belki bunlar işinize yarar.

-Sosyal medya hesaplarını kontrol etmeyi bırakmak, özellikle berbat son dakika haberleri ile dolu twitter ve facebook'u. Ben kendimi gündeme kaptırıp en mutlu günde bile moralimi anında elimde olmayan sebeplerin berbat etmesine izin veriyorum, hep. ''Eylül şu telefonu bırak, haber okuma artık.'' en çok duyduğum, yeni yeni uygular olduğum bir nasihat. Dünya biz endişelenmezken de dönüyor.
 

-Size iyi gelen içecekleri ve yiyecekleri saptamak. Bu çok önemli, çünkü ben ''tatlı, tatlı ve daha çok tatlı'' diyerek kendimi iyice bağımlı hale getirmiştim ve şiştikçe şişiyordum. Üç haftadır kendimi  en nefis zehir olan şekerden arındırıyorum. Meğer bana maden suyu, domates suyu, yoğurt ve şeftali çok daha iyi gelen şeylermiş, ben bu yapış yapış havalarda bunları tüketiyorum. Özellikle maden suyu ve yoğurda abanın.

-Herkesin bir 'acil durum filmi ve dizisi' vardır eminim (benimkiler büyük bir film dolabının üç rafı kadar) ama Community ısrarla tüm arkadaşlarıma tavsiye ettiğim tek dizi uzun zamandır. İki yazdır en sıcak günlerde, en baştan tekrar tekrar izliyorum, bu kadar çok kahkaha attığım, dialoglarına, karakterlerine ve zekasına hayran olduğum çok az dizi oldu. Popüler kültür, sinema ve dizi referanslarını seviyorsanız, hızla akan dialoglara kaptırıp, gerçekten kişilikli, arızalı, sempatik karakterlerin olduğu bu diziyi seversiniz. 6 sezon ile bu yıl tamamen bitti malesef. (Abed'in sesiyle umutlanıyoruz elbet: ''Six seasons and a movie!!!'')



-Yaz aylarında iyice sosyalleşen, tatilden konsere, festivalden parklara koşan insanlara bakıp kendimi iyice tuhaf hissederdim eskiden. Hem böyle aktif bir yaşamım olmadığı, hem de evde yaptığım keyifleri dışarıdaki her duruma tercih ettiğim için. Bu sene öyle hissetmiyorum, serin sonbahar günlerine yaptığımız bir tatil planı gerçek olana kadar, evimin güvenli (ve serin!) ortamını gayet iyi değerlendiriyorum. Saksılar, toprak ve bitkilerle uğraşmak epey iyi geliyor, özellikle kaktüsleri ve succulentleri yavrulatmak, sardunyaların pıtır pıtır açmasını izlemek, aloe vera'nın güneşe doğru ilerleyen upuzun sapları, hepsi birer mutluluk. Akşam üzeri güneş sipsivri yakıcı ışınlarını çektiğinde, ufak balkonumdaki yeşil çocukları fısfıs'la suluyorum (iki-üç fısfıs da kendime sıkıyorum) sonra da bir bira ya da soğuk kahve alıp kuruluyorum tam ortalarına. ''Your moment of Zen'' diye bir şey varsa, benimki tam da bu. Eminim herkesin evinde kendi iyileştirici yöntemleri vardır, bu tüyolar paylaşılmalı!

 

-Artık iyice yerleştiğim ve yeni bir hayatı iki kişi kurduğumuz evle ilgileniyorum. O bir çivi çakıyor, ben bir resim asıyorum, o köşe bir anda değişiyor. Son Ikea seferimizden aldığım irili ufaklı, açık renk ahşap çerçevelere hem kendi yaptığım, hem ressam dostlardan hediye gelen resimleri yerleştiriyorum, yenilerine yer açıyorum. Büyük, eski bir dünya haritası, polaroidlerimiz için ufak mandallı bir ip, ve hala alamadığım o kocaman parlak sarı kilim, ilk serin havaya ertelenmiş maddeler.

-En önemlisi, kendimi hiçbir şey için zorlamıyorum. Bu havada atölyeye gidemediğimi, tuval başında oturamadığımı, konsantre olamadığımı gördüm ve kabullendim, içimden gelene kadar da yapmayacağım. Evde çiziyorum, boyuyorum, sonbaharda gerçekleştirmeyi planladığım projem için hazırlık yapıyorum elimden geldiği kadar. Eğer tembellik yapma, dinlenme ve olağan düzeninize ara verme lüksünüz varsa (ki umarım vardır) kullanın bunu, her tatil güneye giderek yapılmaz, evin içinde de pekala tatil yapılabilir.

 

-Ve durup dururken bir mutsuzluk çöktüğünde, kafamdaki binbir sesi susturamaz hale geldiğimde, herkesten ve her şeyden kopuyorum. Bir kupa çay ile yatağa kıvrılıyorum, tül perde havalanıyor, vantilatör çalışıyor, derin nefesler alıyorum, kedi Şeker'i izliyorum. Bir şekilde işte, suyun üstünde kalıyorum, hepimiz gibi.


4 yorum:

  1. Eylül'cüğüm, seni bekleyen bir etiket mevcut blogumda :) Son yazıya bakman yeterli, öpücükler!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bayıldım bu etikete, fazlaca uzun yazdım hatta, tutamadım kendimi. Geçen hafta bir blogta çok güzel konular listesi keşfettim, olur da birini seçer ve yazarsam, mutlaka senden de bekleyeceğim o konuda anlatacaklarını. <3

      Sil
  2. Eski bir dünya haritası.. Yok yok yok, her yere baktım, antikacılar, bit pazarı, internet... Bulamıyorum :( Yabancı bloglarda görüyorum, bez harita, şöyle alt ve üst kenarı tahtadan, eskiden okullarda oluyordu.
    Umarım sen bulursun.
    Bulursan bana da haber eder misin :)
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben henüz arayışıma başlamadım, bakacağım ilk yer babamın dükkanı olacak (Beyoğlu'nda sahaf kendisi) eğer onda yoksa, komşu dükkanlarına bakarak ilerleyeceğim. Söz, bulursam ilk iş haber veririm sana da. En olmadı internetten yüksek çözünürlüklü bir tane bulup, kaliteli bir baskı alırız. Sevgiler :)

      Sil