23 Eylül 2013 Pazartesi

Çıt Çıkarmayan

 Kaldırımda oturuyorum, elimde ince bir dal parçası, toprağı eşeliyorum amaçsızca. Sonra zarif, kırılgan ve parlak kanatlar çekiyor dikkatimi. Peri gibi bir kelebek, toprağa paralel, yavaş hareketlerle ilerliyor. Dikkatle odaklanıyorum. Karıncaların onu yüklenmiş, azimle taşımalarını izliyorum. Hiçbir anlam çıkarmadan. Hiçbir metafor yaratmadan. An çok sessiz.

 Mutfak perdesinin dantelden delikleri arasından güneş süzülüyor. Ahşap mutfak dolaplarımızın üzerinde kusursuz bir dantel gölgesi var. İzliyorum. Isıtıcıdaki su fokurduyor. Dolabın üzerindeki dantel bir hafifleyip siliniyor, bir koyulaşıp belirginleşiyor. Elimi üzerine koyuyorum, elim dantel bir bukalemun. Suyu neden ısıttığımı unutup çıkıyorum mutfaktan.

  Evime giden işlek caddede yürüyorum. Hızlı hızlı, üşüyerek. Aniden kornalar çok fazla geliyor, benim için çok fazla. Bir mide bulantısı hapı alıyorum. Gitmek istediğim, gitmem gereken herhangi bir yer yok. Evimde sessizlik içinde oturup camdan dışarıyı izleyebilirdim. Güzellik ürünleri satan bir dükkana giriyorum. Vanilyalı duş jeli, güllü el kremi, bademli ballı bir losyon alıyorum. Eve dönüyorum, sessiz. Uyuyorum.

  Kedi uyuyor. Güneş çekiliyor. Ellerim bu saate kadar ısınmadı. Bir şeyler sürekli olurken, bir şeyler hiç olmuyor. Aklımda hep aynı iki soru.

  Bilmiyorum ki neyi daha farklı yapardım?
  Bilmiyorum ki ne beni daha farklı yapardı?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder