2 Eylül 2013 Pazartesi

bir şey

''Bana ne oluyor böyle? Hiçbir şey. Tam olarak hiçbir şey. Tanrım!'' demişti Elisabeth Vogler, beni nasıl çarpacağını hesaba katmamıştı o sırada belki. Aslında sadece bu alıntıyı yapmam yeterli olmalı. Ama yetmiyor, hiçlik öyle bir durum ki, üzerinde uzun uzun düşünülsün, bir yere varılamasın, böylece büyümeye devam edebilsin istiyor.

  Yataktan kalkmak için büyük çaba harcıyorum, çay demlemek için, kahvaltı hazırlamak için, kedinin ıslak mamasını ufak parçalara bölmek için, evi havalandırmak için. Sıradan, normal biri olmak için. Sonra bir deftere uzun uzun yazıyorum, çiziyorum, şaşkınlık verici ''o'' resmi yaratmaya çalışıyorum, siyah beyaz fotoğraf ve görsel avına düşüyorum, müziği açıp görünmez bir sahnede dans şovu sergiliyorum. Çok acaip, özel biri gibi hissetmek için. İkisi de olamıyorum günün sonunda. Sıradan olmayı başarsaydım, huzurlu olurdum, bitirdiğim gün içime sinerdi. Özel biri olsaydım yol katetmiş olurdum, şizofrenik bir seçilmişlik halini yaşamazdım. Elde var hiçbir şey.

Çok iyi bir ressam olmaya isteğim ve inancım vardı okuldayken. Okul bitti, iki sene daha başka bir atölyede boyadım. Çirkin çirkin resimler. Bir de boyarken içten içe ''ya galiba oluyor, bu varacak bir yerlere, çözüyorum'' diyorsun ya, sonra bir noktada pes ediyorsun, artık sürecek boya ve yer bulamıyorsun, o tuvali yerinden kaldırıp camdan atmak, sonra merdivenlerden bağıra çağıra koşarak inip yerdeki tuvalin üzerine çıkıp tepinmek geliyor ya içinden. O an işte, çok büyük bir hiçlik. Picasso atölyesine gelen Françoise'ya ''Sen ressam olamazsın, ressam olmak için fazla güzelsin'' demişti. Sinsi adam. Beni görseydi ''Sen ressam olamazsın, ressam olmak için fazla tembel, umutsuz ve özelliksizsin'' derdi. Ben de ''Sen kendine bak, sen de akrep erkeğisin n'olucak'' derdim. Birbirimize girerdik. O ressam olarak çıkardı, ben hiçbir şey olarak çıkardım.

  Sevgili, dost ve çocuk olarak ise gerçekten iyi olmaya çalışıyorum. En azından bir tanesinde iyiyimdir, o bir tane olan sürekli değişse de. Bu sıfatlarda hiçbirimiz misler gibi olmadığımız için, rahatım nispeten.

  Ama genel olarak yaptığım, başıma gerçekten özel bir şeylerin, bazı fırsatların, inanılmaz olayların gelmesini beklemek. Çabalarım ise ufacık. Çabaladığım zamanlarda hiçbir şeyin katmanları arasında geziniyor gibiyim, biraz daha derine, biraz daha yüzeye yaklaşmak, hepsi bu. Pencereyi açıp, avazım çıktığı kadar ''Neden hiçbir şey olmuyor?!'' diye bağırmak istiyorum. Sonra karşımdaki diğer pencerelere bakıyorum, en az altmış tane var, en azından yirmi tanesinde benim gibi hisseden birileri vardır. Keşke hepimiz çıkıp bağırsak bu ufak mahalleye doğru. O zaman gerçekten eğlenceli ve farklı bir an yaşayabilirdik.

  Gidip bir kahve alayım. En azından 'bir şey'dir.


2 yorum:

  1. bu yazdığını okuduğumda beni ağlatabileceğini düşünmüş müydün Eylül. içine kıvrılıp uyuyabilirim, hiç yabancılık çekmem, sen misin o ben miyim, ayırt bile edemem. öyle de güzelsin..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ağlama. Gelip içimde bir yere kıvrıl, içeride serin rüzgar, şal, fincan dolusu kahve de var, orada yaşa. Ben sana iyi bakarım. Ara sıra da yerleri değişiriz:)

      Sil