16 Eylül 2013 Pazartesi

Cunda'da bir rüzgar esti, duruldum


Ege beni teslim aldı sonunda, uzun inatlaşmalardan sonra. Denize o kadar çok dalıp gidiyorum ki, bakışlarımı bir şeye netlemem zorlaşıyor. Tüm yaz kurduğum ''hiç konuşmadan denize bakmak'' hayalini günlerdir yaşıyorum. Bıkmıyorum da, sanki birkaç ay daha, konuşmadan, elimde çay fincanımla denizi izleyebilirim. Bir kedi yanaşıyor arada, dizime sürtünüyor, gözlerimi denizden ayırmadan onu seviyorum miskin miskin. Kedi kibarca sesleniyor. ''Bak ben senin şehirdeki sakinleştiricinim, ihmal etme beni'' Eğilip bakıyorum. Bu seferki grili beyazlı. ''Çok güzelsin, üzgünüm bir an gözlerimi ayıramadım denizden. Çok balık çıkıyor mu bu mevsim'' diyorum. Öyle kumda oturup mırrlayarak, purrlayarak denizi izliyoruz, yaklaşan bulutlardan, sardalyalardan, kayıklardan konuşuyoruz.

  Haziran'ın, parkın izleri yok gibi burada. Sanki hiçbir şey olmamış. Haberlerde şöyle bir geçiyor güncel durumlar, bir an herkes başını çevirip izliyor, sonra önlerine dönüyorlar. ''Lodos sağlam esti, yarın yağar, açılacaktım ben de.'' Bir kaya barbunu tuttum, bu kadar bak, mis gibi mis'' Zeytin işine girelim be abim artık seninle'' Konuşuyorlar, konuşuyorlar. Havadan, sudan. Hayatın havadan ve sudan ibaret hale gelmesine özeniyorum. Ne özenmesi, içim gidiyor. Basit yaşamak istiyorum. Basit sıkıntılar istiyorum.

  Dalıp gitmediğim zamanlarda yiyorum. Sardalya, papalina, çılgın tostlar (beyaz tişörtlerim yemek listesine döndü ilk günden) tarçınlı lokma, karadut dondurması, midye dolma, boyoz, ne çok muhteşem şey sunuyor burası insana. Mutlu bir göbek yaptım, ayva falan da değil. Ama mutlu, o yüzden hoşgörmek zorundayım kendisini, eminim kışın bu yiyecekleri düşünüp ''keşke yeseydim'' demek yerine, şuan tüm haşmetiyle çıkıp gezinmeyi tercih ediyordur.



 Bir de evler var ki, onları tarif edecek kelime yok. Pencerelerinden, taşlarına kadar hepsine hayranım. Bazılarında tarih de yazıyor, 1892 yılına ait bir ev gördüm dün, çok zarif ve çok sağlamdı, içinde yaşayan bir aile vardı. Cunda meydanına yakın, her gün balık ağları ve süslü, sarmaşıklı sokaklar arasından geçerek yaşayan insanlar var demek. Demek ki olabiliyor böyle güzellik dolu bir hayat.

  İki gün daha. Sanki iki aymış gibi yavaş geçireceğim, çok yürüyerek ve çok izleyerek. Nefes alıyorum.

2 yorum:

  1. Deniz kokusu aldım.Burnuma kedi tüyü kaçtı.Dilimde karadut dondurması tadıyla mırrladım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hepsini birlikte ne güzel yaşayacağız. Cunda'da senin çekebileceğin (ve çekeceğin) fotoğrafları bile düşünüp heyecanlanıyorum. Bir de senin tanışmanı istediğim çok fazla kedi ve köpek var, o yüzden gitmek zorundayız:)

      Sil