13 Ağustos 2013 Salı

iskeledeki çocuklardan biri

8 yaşındaydım. sana mektup yazıyordum. ne hakkında yazdığımı, neden yazdığımı bile bilmiyordum büyük ihtimal, ama bir görev bilinciyle hayatımda olup bitenleri sana anlatıyordum. sonra posta kutusunda gölköy-bodrum yazan bir zarf beliriyordu, mutlu mutlu odama koşuyordum. yalnızlığım azalıyordu. biz o yaşta bile yalnız ve melankolik çocuklardık. belki o yüzden yaşıtımız olan erkekler ve kızlar itişip kakışırken, biz ufacık dünyamızda dertleşecek, döktürecek satırlar bulabiliyorduk.

10 yaşındaydım. senin çok mutsuz bir günündü, ne kadar da haklıydın. o yaşta bir çocuğun hiç düşünmemesi, hiç üzülmemesi gereken şeylerle uğraşıyordun. salıncakta oturuyorduk, sen hafif hafif ağlıyordun. belli belirsiz. ben ne diyeceğimi bilemiyordum. anneme gidip bize dondurma almasını istedim. salıncakta dondurma yedik yanyana oturup. sonra ayaklarımızı sallamaya başladık. sonra da yine ipe sapa gelmez hikayeler anlatmaya.

14 yaşındaydık. sen çok haylaz ve uyuz bir arkadaş bulmuştun. ikiniz takım olmuştunuz ve kızları korkutuyordunuz denizde, bikinilerini falan çözüp kaçıyordunuz. ben öfke dolmuştum, başkasıyla takım oldun ve iyi anlaşıyorsun diye. ben de bir kız buldum otelde kalan. sonra denizde olay çıktı bir gün. sen avuç avuç ıslak kum attın üstüme, karnım, popom allah ne verdiyse her yanıma ıslak kum çarptı, öfkemden ağladım. küfürler havada uçuştu. sonraları annemle çok güldük o güne.

16 yaşımdayken bir sabah kahvaltısında alnımda yumurta kırmana güldüğümüz gibi. ki seni önce orkide'nin sonra kaktüs'ün önüne kadar kovalayıp, (çita gibi koşan bir çocuğu niye kovalıyorsam) en sonunda kahvaltı masasına geri dönüp, orada yumurtanı afiyetle yediğini görmüştüm. bak yine gülmeye başladım. alnım çok acıdı lan!



sonra işte, yıllar ikişer, üçer demeden geçti. iskeledeki çocuklardan biri büyüdü. o büyüyen bazen sen oldun, bazen ben oldum. biri geride kalınca, diğeri ona el verip yukarı çekti hep. ve çok hayal kurduk. en çok da o iskelenin ucunda otururken kurduk hayalleri. uzun yolları, başka deniz kenarlarını, daha farklı hayatları, İtalya'da daracık sokakları, güzel kitapları, filmleri, ufak apartman dairelerini hayal ettik durduk. öyle ayakta kaldık çoğu zaman. benim kişisel ''ayakta kalma''larım ise hep, orada olduğunu bilmekle oldu. en yalnız kaldığım anlarda orada bir yerde, başka anneden doğma bir erkek kardeşim vardı, telefonlarını duymuyordum çoğu zaman, ama arayabilirdim gecenin bir körü. sesimi duyduğu anda ''neyin var iyi değilsin sen'' derdi. ya da her an kalkıp, bir otobüse binip gidebilirdim evine, on defa çağırdıysan iki defa yapabildim bunu, ama yapabiliyor olacağımı bilmek yetti. sonra senin ''ben istanbul'dayım, kahvaltıya sizde olurum'' mesajını her an görebileceğimi bilmek, ve evet bu mesajını görmediğim de oldu. az eşek değilmişim ben. ama işte, iskeledeki çocuklardan biri, diğerine hep ulaştı olduğu yerde, orası nerede olursa olsun.

sen fazla yalnız, fazla melankolik, tuhaf bir kız çocuğunun sahip olabileceği en iyi dost oldun, çok uzun yıllardır. senin ailen, benim ailem. senin sevgilin, benim sevgilim (o kadar güzel bir kız bulmasaydın sen de, (peluş bebeğim naber ;) geride bıraktığın her şeye, nasıl istersen öyle bakacağım.

ve sana mektup yazacağım, aynı çocukluğumuzdaki gibi. şimdi yine iskeledeki çocuklardan biriyim ben. bir ele ihtiyaç duyan mıyım, eli uzatan mı, orasını kestiremiyorum henüz. ama ikisi birden olabileceğimi fark ettim bugün. seni aylardır görmüyorum, seni şimdiden özledim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder