27 Ağustos 2013 Salı

peki

bildiğimiz ve tanıdığımız lafların en uslu olanı. pes mi ediyor, umutlu bir şekilde kabul mü ediyor, kullanırken pek fark edemiyorum. ama fazlaca süründükten sonra kullanıyorum bu lafı, onun farkındayım.

her sene arası açılan depresyonlarımdan, yatıya fazla kalan ağır bir tanesiyle baş başayım. çevremdekiler için daha zor olduğunu biliyorum artık. hele onların da çoğu depresyondaysa, yıllar sonra kahkahalarla hatırlayacağımızı bildiğim şekilde, içimizden aynı anda tavanlara bakmak, hayattan vazgeçmek, sonra vazgeçemeyip gidip bir kahve koymak, sonra da uyumak geliyorsa. telefonda bunlara gülmeye başladıysak, ama sonra da gözlerimiz dolu dolu, zor yutkunuyorsak. depresyon neyse de, anksiyete çok fena, o çok bozuyor beni. daha ne kadar bozabilirse artık.

cuma koray geldi. o daha iyi artık. vespa almış, pasta almış, hediye almış. ''koray ben kötüyüm'' dedim. ''ya yeter, pastanı ye, çıkıyoruz birazdan, git ruj sür bir şey yap, çeki düzen ver kendine'' dedi. neyse ki pasaklı bir kışlık bota benzediğimi yüzüme vurmadı. gittim ruj sürdüm, esneyerek çıktım evden. sonra motorun sırtında sahil yolundan florya'ya gittik. çocukluğumun geçtiği yerler, yeşilköy, yeşilyurt, florya... hala o kadar güzeller ki, deniz, bulutlar, uçaklar. uçaklar sürekli geçti durdu, biz yanımızdaki kitaplara bakamadık bile.


cumartesi ben çıktım. sabırlı sevgilim, üç kez yaptığı ve bozmayı başardığım doğumgünü planlarım için. o kabul etmiyor depresyonu, tanımıyor, anlamıyor. güzel böyle, asla da tanımasın ve hep karşı çıksın. galata kulesi'ymiş planı. bende bir mutluluk, hep isteyip nedense hiç çıkmadığım o yer aklına geldi diye bir neşe bende. 507 yılında yapılmış olması diken diken ediyor zaten beni, kafamda canlandıramıyorum, heyecanlanıyorum çok. manzarayı izlerken, bir martı yanaştı ve gelip tam yanımdaki parmaklığa kondu, bakmaya başladı. aramızda tam bir karış var ve yüzüme bakıyor, ben onun yüzüne bakıyorum. turistler her şeye neşelendiği için buna da neşelendiler. elimi uzatıp başını sevmek istedim, parmağımı yer diye korktum. çok güzel bakıyordu, zor girdim içeri. sonra kulenin tepesindeki mekanda oturup, bana tek tek hediyelerimi verdi. böyle güzel şeyler seçilir mi, böyle güzel oyuncaklar alınır mı bir çocuğa (evet cidden oyuncaklar) turistlerle birlikte merakla inceledik hepsini, neşelendik yine. sonra yemek, kahve, ev.


insanlar seni düşündüğü zaman, istemsizce sen de kendini düşünmeye başlıyorsun bir noktada. dün evime dönerken boya, fırça ve terebentin aldım. dört ay önce çizip bıraktığım tuvali çıkardım. şuan yataktan çıkmak yine zor geliyor, gereksiz geliyor. ama önce insanlara, sonra yeni aldığım boyalara karşı sorumluluk hissediyorum.
peki. peki.

4 yorum:

  1. Dün ilk kez dışarı çıktım ve sana vermek için değişik ve pozitif kartlar aldım. İçine bir de mektup yazdım. Sana vereceğim güne kadar komidinimde bekliyor hepsi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok sevindim çıkmış olmana. çıkmak ne büyük adımmış aslında, bir haftanın sonunda bile anlıyor insan. ve mektubun, kartların için şimdiden çok teşekkür ederim peluş'um, çok kocaman gülümsettin beni.

      Sil
  2. musmutlu yıllar Eylül, sana seni düşünmek zorunda bırakacak insanlarla beraber..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim sevgili Elisabeth Vogler, o insanlarla her şey daha çekilir hale geliyor, doğumgünü dramaları bile :)

      Sil