19 Ağustos 2012 Pazar

Gökçeada yazısı



  benim pek sevmediğim az sayıdaki Ege beldesinden biriydi Gökçeada. 10 yıl kadar önce gidip, her yerin çorak, ıssız, terk edilmiş görüntüsünden çok sıkıldığımı hatırlıyorum, bir de terk edilmiş bir rum köyünde yaşadığım korkuyu. onun dışında başka bir şey kalmamış aklımda ki, şiddetle karşı çıktım ve tereddütlerle ikna oldum.

  çok güzeldi.

  aklımda kaldığı kadar çorak, ıssız hele de terk edilmiş, hiç değildi. sıcakkanlı ve sohbete düşkün insanlarını, daha adaya gelir gelmez gördük, bir yerde azıcık dursak, beklesek, yanımızda adayı uzun uzun anlatmak üzere birileri belirdi. her yemek yediğimiz yerde, yemeği yapanın kendisi mutfaktan gelip, tatlı tatlı sohbet etti. insanların olmadığı yerler, aklımda kaldığı gibi çok fazla. merkez, kaleköy, eşelek, rum köyleri dışında fazla bir yerleşim yok. yol kenarlarında bir zamanlar çok güzel olduğunu tahmin ettiğimiz evlerin sadece bir duvarı, bir yıkıntısı kalmış. tüm tepeler, bitkiler, kayalar keçilere ait. bu kadar çok ve güzel keçiyi bir arada görmemiştim, günün her saati yol kenarında bir şeyler kemiren keçiler arasından ilerliyorsunuz.

  yemekler ise ayrı bir paragrafı hak ediyor. kırmızı et seven insanlar için burası bir cennet, kuzu yemeklerinin meşhur olduğunu gelmeden önce okumuştum. oturduğumuz yerlerde de ''ne tavsiye edersiniz'' sorumuza, cevap hep ''kuzu tabii ki'' şeklinde geldi. kuzu pirzola, kekikli ve acılı ada kuzusu ve patlıcan ezmeli kuzu incik bir yıl boyunca rüyalarımı süsleyecek. mezeler de bir başka güzellikti, deneyebileceğimiz ne varsa denedik. Ege ve Akdeniz'deyken her bulunduğu yerde tüketilmesi elzem olan deniz börülcesi yine harikaydı. Girit ezmesi, ilk defa iki yudumdan fazla, tam olarak iki kadeh içmeyi başardığım rakının yanında harika giden, tuzlu, peynirli, otlu harika bir meze. karides güveç, en sevdiğim deniz ürünlerinden ahtapot salatası, en çok restaurant sahiplerinin  ''küver'' dediği, ikram anlamına gelen kurutulmuş domates, ceviz, fesleğenden oluşan ezme aklımda kaldı. sabah, akşam ve öğlen sadece bu mezeleri yiyerek beslenebilirim.

  Ada'da wind surf ve kite surf merkezleri var. Gökçeada Surf Okulu, kesinlikle ve gözüm kapalı önerebileceğim bir merkez. sadece konumu bile yeterli, adanın en tenha ve sessiz yerinde, upuzun, bomboş bir kumsaldaki tek merkez. sahilde uzanırken, önünüzde bir sağa bir sola ilerleyen rengarenk surf yelkenlerini izlemekten, önünüzdeki kitap öylece, açık bir şekilde kalakalıyor. bir çok kez ''bugün bitiriyorum'' diye açtığım kitabı, önümdeki canlı surf televizyonunu izlemeye daldığım için, sayfa ilerleyemeden kapadım. deniz, benim ideal deniz kavramıma çok uyuyor. Bozcaada'nın dondurucu soğuk denizinden çok daha sıcak, Assos denizi gibi sıcaklığı, ama dalgası çok daha normal. bazen çarşaf gibi dümdüz, bazen ufak dalgalar, her yer kum, her yer güzel deniz kabuklarıyla dolu. bu kadar çok keyif aldığım ve tadını çıkardığım az deniz kıyısı var.

  Efi Badem pastanesi ve muhteşem kurabiyeleri, merkezdeki Gökçeada şarabı ve reçelleri satan, ufak dükkan (sakız reçeli, gelincik reçeli, yabanmersini şarabı tavsiyemdir) öğlen yemekleri için her gün zeytinyağlı ve sebze yemekleri yapan çok tatlı teyzelerin olduğu Hanım'ın yeri, akşamüstü ve akşamları gitmek, güzel bir kuzu yemeği yemek için Saklı Bahçe, denize girmek için Eşelek, özellikle de Gökçeada Surf Okulu önerilerim arasında. Ada'ya arabayla gidin, ıssız ve sessiz yollarında güzel yolculuklar yapın, camları açıp tüm kekik kokusunu içinize çekin. güneşin batışında güzel bir şarap ya da mojito ya da ne bileyim ice-tea ile keyif yapın, Türkiye'nin en batı noktasında gün batımını izleyin. yanınıza kitap, defter, kalem alın, çünkü çok ilham verici, rüzgar pek çok şey hatırlatıyor ve yaratıyor. ve gece vakti, hiçbir şehir ışığının bozamadığı yıldızlı gökyüzünü seyredin, biz fark etmeden ne çok yıldız, sürekli ve etkileyici biçimde kayıyorlar. gökyüzündeki toz bulutları bile görünüyor, en heyecan verici görüntülerden biri. ve yine, çok fazla dilek tuttum.





 şimdiden bir yıl sonra tekrar gitmenin planlarını yapıyoruz, bu planlara asla uyulmadığını ve her yaz yeni bir yer keşfetmenin daha güzel olduğunu bildiğimden, bir daha ne zaman göreceksem, o zamana kadar, bildiğim en sessiz ve en huzurlu yer olarak aklımda kalacak Gökçeada.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder