6 Ağustos 2012 Pazartesi

toplumlar ve afyonlar

  dün tüm bir gün sırasıyla tapınak şövalyeleri, erken hristiyanlık, sion tarikatı, Jacques de Molay, Nicolas Flamel, Rosslyn Şapeli, İsa ve havarileri, Magdalalı Meryem, Tyre'li William, İskenderiye Kütüphanesi, Hypatia ve Paganlık üzerine ne bulduysam okumakla, izlemekle geçti. erken hristiyanlık, İsa ve Meryem yıllardır takmış olduğum konular. Dini açıdan değil elbette, tarihi ve daha önemlisi sanattaki tasvirleri ve betimlemeleri çok cezbedici, düşündürücü. ikinci sınıfta yaptığım bir resim sunumunda, duvarımı alakasız mesih ve havarilerinin kartpostalları ile bezediğim için, saygıdeğer bir hocamdan azar işitmişliğim de var. ama ona da söylediğim gibi, bu konu çok ama çok ilham verici. kulaktan kulağa anlatılan, yayılan, kitleleri zapt eden bir durum var, üstelik anlatılan kişilerden hiç te aşağı kalır yanı olmayan ressamlar, heykeltraşlar ve mimarlar, bu inancı körüklemek için şuan hala hayranı olduğumuz gotik,barok,rönesans,maniyerizm eserlerini yaratıyorlar. nasıl peşinden gitmezsin ki bu düşüncenin. hayranı olmak için değil, öğrenmek için gidersin.

  paganlık zamanında bilimin ve felsefenin harika bir şekilde gelişmesi, iskenderiye kütüphanesi, raphaello'nun athena okulu'nda resmettiği tüm filozoflar, platon ve aristoteles'in öğretilerini geliştiren ve düzenleyen bilim adamları ve bilim kadınları, başka bir araştırma konusu olarak akşam saatlerinde belirdi. annemin önüme koyduğu ''hristiyanlığı değil, bunları araştır'' dediği Agora (2009) filmi, konuya azıcık ilgisi olan, olmayan herkesin izlemesi gereken bir film. paganlığa her zaman sevgim ve saygım oldu, hatta benimseyebileceğim ve mantıklı bulduğum az sayıdaki inancı yaşama şeklinden biri. bu film, paganlığın sonunu ve hristiyanlığın ortaya çıkıp, Emek'in dediği gibi büyük bir vandallıkla ve yobazlıkla, dört yüz yıl boyunca oluşturulmuş muhteşem bir kültürü ve birikimi yok edişini anlatıyor. ve elbette Hypetia adındaki, tarihin ilk bilim kadını, matematikçi, filozof, sorgulamadığı hiçbir şeyi kabul etmeyen ve inanmayan, harika bir kişiliği.

  Tapınak şövalyeleri ise, gerçek hikayelerini Tyre'li William'ın yazılarından (1130 civarında yaşamış bir tarihçi) öğrendiğimiz, geri kalan her şeyin uydurma, abartı ve hikaye olduğu bir konu. Sion tarikatı ise Dan Brown'ın süslediği ve Fransız, aç gözlü, kral olma hevesindeki soylu bir ailenin 1980'lerde ortaya attığı uydurması, bu durum National Geographic tarafından ''Da Vinci şifresi çözüldü'' belgeseliyle kanıtlanmış 2009 yılında. Tapınak Şövalyeleri, yani Templers ise, Kudüs'e giden zengin yolcuları koruyan, bankacılık ve çek sistemini ilk defa kullanan, daha sonra zapt edilemez biçimde güçlenen, ve sonunda Fransız kralının gaz vermesiyle, Papalık tarafından aforoz edilen ve işkencelerle yakılan, 300 yıl kadar tarih sayfalarında görülen bir oluşum. Haçlı Seferlerinde en parlak dönemlerini yaşıyor ve Kıbrıs'a kadar geliyorlar, ki bugün bir çok sayfada karşımıza Mason kelimesiyle yan yana çıkmaları da o zamanlarda maddi olarak inanılmaz şekilde güçlenmeleri ile başlıyor.

  okuduklarımı unutmamak için buraya bir özet yazdım, internet o kadar sınırsız bir kaynak ki, bir yerden sonra doğrularla yanlışlar birbirlerini götürmeye başlayabiliyor, o yüzden her zaman basılı ve belgeli kaynaklar üzerinden araştırma yapmak daha güvenilir. bu hafta alacağım kitap listesi oldukça verimli, Alkım'da kitap seçerken İskenderiye Kütüphanesi'nde olduğumu var sayacağım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder