ege tatili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ege tatili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2015 Perşembe

Huzurlu ve güzel Bodrum günleri

Hiç bitmeyecekmiş gibi güzeldi, hep oradaydık ve orada kalacağız sandım. Bu sene iyice ''ev''leşen o bahçedeki ufacık yeri hemen bizim yaptık, daha ilk geceden başladım verandadaki rahat koltuklardan limanı izleyerek düşünmeye, dilek tutmaya, şükretmeye. Yaşamak o kadar kolay ki Ege'de, Bodrum'da. Buradaki karamsar ve karmaşık halimin orada azıcık bile olmamasına kendim de şaşırdım, sevgilim de şaşırdı. O bahçede ben de çiçek açtım ilk günden, hem dikenli böğürtlen, hem pembe begonvil, hem turuncu pul çiçeği oldum. Hepsinin resmini yaptım, çiçeklerin de, dağların da, denizin de, gözümün görebildiği, içime çekebildiğim her şeyin. Bir defteri bitirdim çizip boyayarak, yenisine başladım, elim hiç durmak istemedi, bütün o dingin ve güzel peyzajın kağıt üzerinde tekrar ve tekrar belirmesini istedi sadece.
ve kedi ailesi... İlk günden kiminle konuşsam anlata anlata bitiremediğim, kedileri benim kadar sevmesine hep şükrettiğim sevgilimin bile sonunda daralıp bunaldığı, benimse bir an bile sıkılmadığım 6 yavru ve 1 anne. Ben aslında anne kediye vuruldum, ilk gecemizin gün doğumunda odamıza geldi, hemen bahçeye çıktık birlikte, güneşin doğuşunu izledik. Çok zayıf, çok genç, simsiyah bir dişi. Çok açtı, evde neyse ki sosis, salam ve süt vardı, hepsini verdim. Her lokmayı koşturarak yukarılarda bir yerlere taşıdı ağzında, bebeklerine. Sonlara doğru gitmesine izin vermedim ve sırtını tuttum, büyük bir iştahla yemesini ve doymasını izledim. Hayattaki en büyük huzurum, bir hayvanın karnını doyurmasını izlemek, bunun gerçekten bir açıklaması ve tarifi yok. Güneş doğdu, ben yattım. Sabah verandaya çıktığımızda hepsi oradalardı, 4 tane tekir, 2 tane siyah, hepsi çok hareketli, yabani ve sevimli 6 yavru. Ne mutluluk ve neşeydi o halimiz. Benimki 2 hafta boyunca devam etti ama düzen ve temizliğe çok düşkün olan sevgilim epey zorluk ve sıkıntı çekti, hak veriyorum O'na, 7 kediyle başa çıkmak kolay değil. 
Kuru mama vermeyi tercih etmedim bu sefer, hem çok zayıflardı ve özel bir bakıma ihtiyaçları vardı, hem de ev yemeğine alışmalarını ve daha sonra yoksunluk çekecekleri kuru mamaya fazla bağlanmamalarını istedim. Günde iki öğün yoğurt, çavdarlı ekmek ve beyaz peyniri karıştırıp verdim, günde bir öğün ise bir çeşit et ile (bazen sosis, bazen ton balığı, pişmiş kıyma, tavuk...) yine çavdarlı ekmeği karıştırdım, buna bazen haşlanmış yumurta da ekledim. Sürekli olarak temiz su ve sütleri vardı. İki hafta bile değil, 4-5 günde hepsi toparlanıp serpildiler, o süklüm püklüm halleri geçti, çok neşeli, insancıl ve sağlıklı oluverdiler gözlerimizin önünde. ''Bamya'' adını verdiğim kız yavruya, bir de serseriliği ile ''Tinerci'' adını koyduğumuz oğlana epey düşkün olduk, en çok onlar yanaştı bize. Ama benim için ''Annecik''in yeri hep ayrıydı, o hep yanımdaydı zaten. Yemeğini bütün çocukları doyduktan sonra yer, onları temizler, sonra da gelip ayaklarımın dibine ya da kolumun yanına serilirdi. Bir de ben bu dişi kedilerle tuhaf ve güzel bir romantizm yaşarım, uzun uzun bakışırız, onlar miyavlar, ben konuşurum, derin bir bağımız olur. Annecik ile de hemen kurduk o bağı, sabahımız ve gecemiz hep birlikte ve yanyana geçti, 6 yavruyu bezgin bir şekilde emzirirken başını avucuma yasladı, çenesini ve kulaklarını sevdirdi, birkaç kez de elimde uyukladı. Komşularımız çok tatlı ve hayvansever insanlar olduğu için, içim rahat, bana sürekli haberlerini veriyorlar, yemekleri bol, keyifleri yerindeymiş. Önlerinde zor bir kış var, umarım bir dahaki gidişimde hepsini o güzel bahçede görürüm, annecik ile kucaklaşırım yine. 



Onun dışında bu tatilden anlatacak, kaydedecek ne var diye düşündüm, köpekler var (ay ben iyice sıkıcı bir insan oldum) muhteşem bir deniz var, harika yemekler var. Bodrum'da tekrar tatil yapmaya başladığımız için mutluyum, yine oraya ait hissedebildiğim için de. Çoğu gün çok kalabalık olduk, o küçücük evde de, arabada da, bir sürü insan ağırladık. En güzel vakitler ise, başbaşa kaldığımız, uzun ve derin sohbetler yaptığımız, sarıldığımız ve el ele olduğumuz zamanlardı.


Belki yakın bir vakitte tekrar, en olmadı bir yıl sonra, kaldığımız yerden yaşamaya devam etmek üzere. Bütün hayvanların, güzel bir denizin, kaktüslerin ve ağaçların, temiz ve sakin rüzgarların olduğu bir yerin varlığını bilmek, özlemek ve kavuşmayı hayal etmek güzel.

22 Ağustos 2011 Pazartesi

tatilden kalanlar








Assos sakin ve huzurlu bir tatil isteyenlerin mutlaka gitmesi gereken, ufacık bir sahil yerleşkesi. daha öncelerde de gitmişliğim var ama, bu sefer ki denize, kedilere, yemeklere, romantizme doymamı, taşmamı, kocaman olmamı sağladı. bir deniz bu kadar mı saydam ve ferah olur, liman kedileri bu kadar mı aç olur, sevgilim bu kadar mı güzel olur... hep bir şaşkınlık içinde gezdim. zaten bana 'leyla' demeye başladı, artık adım leyla kaldı. hak ettim gerçi, birkaç kez oda anahtarını orda burda bıraktım, çantama attığım çikolatalar patlayıp, onun değerli telefonunu, kitabını, benim gözlüğümü mis gibi çikolataya buladı, bir şişe birayı plaj havluma döktüm. ben tatillerde iyice dalgın oluyormuşum, bunu da anladım.

en güzel anlar ise, doğumgünüm için ordan burdan kalkıp gelen dostlardı. bir anda kemik grubumuz toplanıverdi bir sahilde, emek güzel güzel müzikler açtı, ah bir de şeftali şarabını açtı ki muhteşem kokuyordu. sonradan bir de tekila şişesini açtı ve etraf biraz bulanıklaşmaya ama çok güzelleşmeye başladı sonra. gecenin sonunda her birimiz bir yerlere serildik, ben çok mutlu ve derin bir uykuya daldım.

şimdi hala ufak bir limanın, karnı her daim aç kedilerini, açık mavi soğuk denizini, zeytinyağlı yemeklerini, mezelerini ve midyelerini düşünüyorum. ben ne zaman ege'den dönsem, ait olduğum yeri bırakmış olmanın hüznünü ve özlemini içimde hissederim.