Çok iyi geldi. 17 derece, güneşli, tatlı hava. En azından birini dışarda geçirmemizi istemiştim ama olmayınca da sorun etmedim. Önceki hafta çok ağlamış, çok sarsılmıştım, ikimiz de. Beklenmedik şekilde zorlayıcı, dolup taştığımız ve halsiz kalana kadar karşılıklı hırpalandığımız yılbaşı haftasından sonra, bitkindik. Ben sinir sistemimin ne kadar hasar aldığını, fiziksel olarak da fark ettiğimde hala şaşırıyorum. Geçirdiğim ilk ağır sinir krizleri 2021 baharında, Beşiktaş'taki evdeydi. Ağlamaktan çok farklı bir şey. Bu evde, güvenli insanımla olması da ne kadar yıprandığımı, çökkünlüğümü gösterdi bana. Bununla ilgilenmem gerekiyor, yapabildiğim kadar. Biliyorum artık, travmalardan sonra eskisi gibi olmak diye bir şey yok. Yeni bir kendin, yeni anlamlar bulmak, bütün olabilmek amaç oluyor. Her şey baştan ama aslında orta yerden. Evet, garip ve zor, pek çok şey gibi.
Neyse neyse, tüm bunlara üç gün bahar havasıyla ara vermek. Ne kadar güzel oldu. Sahip olduğumuz ilk terasta, bir kez daha minnetle iç çekerek bomboş etrafı, bulutları izledim. Yanımda çıkardığım kitapları pek okuyamadım. Dikkatimi veremedim. Aralarda ateşim vardı, bitkindim ama yine de çıktım. Bir odaya kapalı halde (evden öte, odaya) senelerini geçirmiş birisi için bu öyle iyileştirici ki. Güneş, tenimdeki o yumuşak esinti, havadaki hafiflik... Ertesi gün, yani bugün nasıl soğuk ve gri olacağını bildiğimden, tutunmamaya çalıştım. İçeri girerken havaya baktım, geçsin, gelsin. Nasılsa geçecek, nasılsa gelecek dedim kendime. Bugün de hatırlamaya çalıştım o tatlı, sıcak hissi. Gece annemle çatı salonumuzda film izledik, ilk kez. Hidden Figures. Arkada onun astığı minik ışıklarla. Onunla onarılmak, iyileşmek, birbirimizin değerini tekrar bilmek, ne olursa olsun yanyana kalmak. Bu en sevdiğim gerçeklik. Seni çok seviyorum anne. Beni çok sevdiğini biliyorum. Bu bizim baharımız, her mevsim.






