o kadar sevgisiz, nemrut, alıngan ve ezik bir ruh halindeyim ki. dün gece buralara kollarımdan çiçekler serperek yazdığım ''herşey harika olacak, muhteşem resimler yapacağım, sevgilime tapıyorum'' konseptli yazı çok gerilerde kaldı. acı acı gülerek sildim zaten.
bugün telefon bir kez çaldı, o da sabahın köründe ''ben çok mutluyum, dünyanın en güzel yerinde sevgilimleyim, beter ol'' demek için aramış hasan'ın telefonuydu. zaten ondan sonra telefonun sesini kapadım. ben bugün sevilmeyecektim.
güzel bulduğum kızlara bakıyorum facebooktan. tanrım ne kadar güzeller. o kadar güzel olunmaz ki. onları güzel bulmayı çok seviyorum. bu dünyaya tek gelme amacım onları güzel bulmak sanki.
bir de kafasına meteor düşse üzülmeyeceğim insanlar var. onlara da bakıyorum. onlara bakmasam da onları görüyorum. onlar da benim kafama meteor düşsün istiyor. böylece geçinip gidiyoruz.
size ne kadar mutsuz ve yalnız olduğumu söylemiş miydim?
7 Eylül 2011 Çarşamba
4 Eylül 2011 Pazar
nobody's wife
nasıl açıklayabilirim ki benden yaşça epey büyük insanlara, 25 yaşında, ciddi bir ilişkisi olan bir kadının evlilik düşünmeyebileceğini... kendisiyle ilgili çok başka, çok farklı planları olduğunu. evet ilerisine bakınca, ne istediğimi net bir şekilde göremiyorum. okumaya devam mı etmeli, ardı ardına resimler ve sergilerle mi büyümeli, sanat tarihinin peşine mi düşmeli bilemiyorum. bu sebeple, tek gelecek planım önümdeki bir yıl için yapılmış durumda. o da yapabildiğim kadar resim yapmak. kapasitemi görmek, sevip sevmediğimi görmek, eleştirileri görmek.
ve ben yıllar sonra, sadece sevildiğim için, sadece korunduğum için, sadece vakti geldiği için evlenmiş, dört duvar arasında kendi iç sesini duymaz olmuş, tüm hayallerini tozlu raflara kaldırmış bir kadın olmayacağım. belki yaptığım işte başarılı olmayacağım, belki ağır bir depresyon üzerime çökmüş olacak, belki her zamankinden daha yalnız hissedeceğim ama hiçbirşey beni başka birisiyle beraber planlanmış hatalar ve pişmanlıklar yığınına sürükleyemecek. evlilik düşünme sırası çok sonra gelecek, sorunlu bir konu benim için.
gelecek ise, bu aralar aklımı çok fazla kurcalayan, bir türlü netleşmeyen, olasılıklarla dolu bir konu. olasılıkları her daim fazla tutmak niyetindeyim.
3 Eylül 2011 Cumartesi
çember
uyan.
koş, çok hızlı koş.
nefes nefese kal. terle. soğu. seril. dinlen.
dal. çok uzağa dal.
yaz. sayfalar. defterler.
çevrene bak, çemberini çiz, aşık ol.
kalbini kırdır, onart, tekrar kırdır, tekrar onart.
kafaya tak, hasta ol, iyileş.
resim yap, şarkı yap, spor yap, yap yap yap.
başa sar, baştan çık, başa al.
yağmura yakalan. fırtınada kal, güneşte kuru.
günleri say, haftalara dönüş, mevsimleri harca.
uyu, uyan, yorul ve bırak. devam et. ara ver.
uyu.
çember.
2 Eylül 2011 Cuma
bak eylül...
senden gerçekten sıkıldım. tüm bu drama krizlerinden, arıza çıkarmalarından, tereddütlerinden, ''istediğim an, istediğim olsun'' halinden. gittikçe daha çekilmez oluyorsun. o kadar olay çıkardın, ağladın, içtin, noldu? noldu cevap ver noldu?!! ben sana söyleyeyim, yine korktuğun, etrafı ayağa kaldırdığın hiçbirşey olmadı, herşey gayet yolundaymış, kendine göre mantıklı gerekçeleri varmış ve sen boşuna kafasını bıkbıkbık yemişsin adamın. kendi arkadaşlarına da yazık, mecburlar mı her içki masasında senin özel hayatını dinlemeye? ayıp ayıp, biraz çeki düzen ver kendine...
1 Eylül 2011 Perşembe
31 Ağustos 2011 Çarşamba
30 Ağustos 2011 Salı
go rimbaud!
orada bir yerde benim şerefime kaldırılmış bir kadeh var. ve benim elimde de bir tane, havada. emek ve ben sarhoş olunca çok 'çekilir' oluruz.
özgürlük, aşk ve güzellik için. insan bunlar için yaşar, içer ve ölür.
bu gece susmayacağım, tüm renklerim solana ve arkamdaki perdeyle aynı renk olana kadar, neşeli bir hayalet gibi dolanacağım etrafta, her kulağa birşeyler fısıldayıp, tüm kalbi kırıklara sarılıp, samanyolundan kırıtarak geçeceğim. sevdiğim kadınların çoğu uzakta biryerlerde, hepsi için bir kadeh o zaman.
tiramisunun alkolü çarptı
''...ailemiz artık asla eskisi gibi olmayacak, bir daha asla huzurlu ve güzel bir kalabalık ananemin evinde toplanmayacak. ki artık ananem bizimle yaşıyor, artık güvende olduğu tek yer de burası, bizim yanımız...''
önceki yazımı silecektim, sildim. öfkeyle ve üzüntüyle söylediğim laflardan geriye bu kısa özet kaldı, buraya kaydedilmek üzere. yeni ufak ailemizin ilk bayramı, ahududu likörü, bitter çikolatalar ve tiramisu ile kutlandı (tiramisuya koyduğum içki miktarı hepimizi sarhoş edecek kadar fazlaydı ama kimse çaktırmadı), evimiz uzun süredir misafir ağırlamıyordu, tüm ailenin bir ağızdan konuştuğu, kimsenin kimseyi duymadığı, çayın su gibi içildiği günlerden biri oldu.
herşey yoluna girmeye başlıyorsa bile, içimde bir burukluk ve huzursuzluk var. ya içimden atamadım henüz olanları, ya da daha olacaklar var. bilmiyorum, düşünmek istemiyorum. ahududu likörü içmeye devam etmek istiyorum. şekerli, sevgi dolu bayramlar dilerim size...
28 Ağustos 2011 Pazar
sepia mürekkep
Sevgili Jenny,
Senin ve benim paylaştığımız tüm ortak anlar adına, sana bir mektup yazdım bugün. 10 yıl sonra sen hala aynı yaşta olacaksın, benimse saçımda ilk beyaz teller ve gözlerimin çevresinde ilk çizgiler oluşmuş olacak, fakat o zaman bile senin satırların ikimizi de bugüne, 25 yaşımıza geri getirecek, buna eminim. şuan nerede yaşadığını bilmiyorum, ama bir şekilde beni duyduğunu biliyorum. bugün senin için beyaz bir elbise giyiyorum.
hepsini ben kendim yaptım
erkeklerin kendilerine olan sonsuz özgüveni beni daima gülümsetmiştir.
kadınların bir erkeğin kendine sonsuz bir özgüven duyması için canlarını dişlerine takıp didinmeleri ve sonunda ortaya çıkan sonuca bakıp ''tanrım! bir canavar yarattım!'' demeleri ise... pek gülümsetmemiştir.
küçük dağları biz yarattık. büyük dağları da. kum tepelerini de. karınca yuvalarını da. hepsini bir kadın, birgünde yarattı. erkek öğlen güneşi altında uyurken. ve hepsinin üzerinde çıplak ayaklarla koşarak yerle bir etmek, iyi şişirilmiş bir balona bir iğne batırmak kadar kolay. erkeğin egosu böyle zahmetsiz bir şey.
27 Ağustos 2011 Cumartesi
sıkkın
bir insan bir koltukta tam dört saatini bir internet sitesinde geçirebilir mi? sanki başka hiçbirşey yapamıyormuş gibi, gerçek bir sorumsuz gibi, tembel gibi bunu yaptım. 9gag.com hayatıma girdiğinden beri bugünün geleceğini biliyordum, elbette birgün durmam gereken yeri bilemeyecek ve sadece bunu yapacaktım.
bu aralar kendim de dahil herkes kendini berbat hissediyor. çiftlerin arasında olup bitenleri izliyorum, başka birileri de bizi izliyor. herkesin ilişkilerin nasıl olması gerektiği hakkında bir fikri var, ilgi, bağlılık, sevgi ve sadakat hakkında hepimiz önemli laflar edebiliyoruz. benim tek bildiğim artık, hiçbirşey göründüğü gibi değil. ve yapılabilecek en doğru şey, oluruna bırakmak.
tatilden dönüşümün üzerinden bir hafta geçti, ben hala ''şimdi tatilde olsak şuan denizden çıkmış waffle yiyorduk, şuan iskelede sarılıyorduk, şuan kedi seviyorduk..'' şeklinde sayıklıyorum. her zaman ve her koşulda adaptasyon sorunu çekerim. vedalaşmakla ilgili ciddi sorunlarım var.
bugün eve temizliğe yeni bir kadın geldi. çok iyi kalpli ve çok çalışkan bir kadın olduğundan hiç şüphem yok ama kadından aşırı derecede korktum. sebebi bathilda bagshot'a ikizi kadar benzemesiydi ki bu karakteri harry potter'dan bilmeyenler üşenmeyip google'latsın. çok tırstım, kadın bana her birşey sorduğunda, her espri yaptığında yüzümde şu ifadeyle O___o izledim onu.
sonbaharın resmi başlangıcına ve benim 'eylül geldi hadi melankolinin ve sükunetin dibine vuralım' kutlamalarıma dört gün kaldı. bu hallerin geçici olduğuna inanıyorum.
23 Ağustos 2011 Salı
çünkü çok güzeliz
bir gündüzdüşü sırasında belirdi herşey. o kadar güzeldik ki. beyaz, kısa, kolsuz gömleğimi giymiştim. altında da uçuşan şifon eteğimi, koyu yeşil. tırnaklarım kısa ve pembe ojeliydi. oje sürmek? ben? peki bir seferlik olsun. turkuaz taşlı gümüş yüzükler vardı parmaklarımda. bir de kocaman küpelerim, üzüm salkımı gibi. sadece kırmızı ruj sürmüştüm. kahverengi deri bir çantam vardı. yanımdaki kızda da vardı aynısından. ama o kirazlarla dolu bir elbise giymişti, kısacık. bir de 50'lerden kalma bir güneş gözlüğü, siyah, kocaman. ayağında bantlı babetler. tam tarif edemiyorum, çizmem gerek. içimizde en şık olan, her zamanki gibi diğer kızdı. en sonunda o pileli eteklerden bulmuş, dizinin altında biten. rengi koyu bir kırmızı. bir de büstiyer giymiş üstüne, kenarı incecik dantelli. bir de topuklu ayakkabıları var, seksi olanlardan, burnu açık. altın kalın bir bileklik takmış, kuş tüyü şeklinde. bir de ince bir altın zinciri var upuzun, ucunda bir baykuş.
elimizde lomo'lar var, çünkü bu kıyafetler ancak lomo ile çekilir. hangimizin sevgilisi çekiyor fotoğraflarımızı, bilmiyorum. önemli de değil. sadece o akşamüstü denizden çıkınca, çok güzel giyinmek istemişiz. çok güzel hissetmek istemişiz.
renkler canlı, aynı anda soluk, bir nostalji var havada. o da herşeyin bir gündüzdüşü olmasından kaynaklanıyor. ama yine de çok olası bir düş.
22 Ağustos 2011 Pazartesi
assos kedileri
ayrı bir başlık altında incelenmesi gereken bir konu bu. bir kere, kedilerde olmayan ''başka bir kediye sadık olma'' durumu bunlarda abartılmış bir şekilde var. anne, baba ve beş çocukları beraber geziyorlar. masa, masa. içlerinden biri atılan yemeği kapınca, diğerleri saygı ve huşu içinde izliyorlar, elinden kapmaya çalışmadan. o kadar bol yemek var ki, hepsi yusyuvarlak göbekler yapmış.
bir de sevgilim bana bir lazer verdi, bununla kedileri kudurtmam için. her gece yemeğimizi yerken onları her yere koşturduk, yan masalardan ''aaa kedilere bakın, biri lazer tutuyor, şu çift yapıyor, bak çocuğum izlesene'' gibi sesler eşliğinde, tüm otel pek eğlendik. gündüzleri su tabancalarıyla, geceleri lazerle oynayan tuhaf bir çift olarak, otel insanlarına renk kattığımızı düşünüyorum.
fotoğraflarını koyduğum iki kedi, tüm tatil boyunca yanımızdan ayrılmayan iki kardeş. en çok boğuşanlar, en çok yemek kapanlar. eminim şuan o deniz kenarında yine bu şekilde alt alta, üst üste oynuyorlardır.
tatilden kalanlar
Assos sakin ve huzurlu bir tatil isteyenlerin mutlaka gitmesi gereken, ufacık bir sahil yerleşkesi. daha öncelerde de gitmişliğim var ama, bu sefer ki denize, kedilere, yemeklere, romantizme doymamı, taşmamı, kocaman olmamı sağladı. bir deniz bu kadar mı saydam ve ferah olur, liman kedileri bu kadar mı aç olur, sevgilim bu kadar mı güzel olur... hep bir şaşkınlık içinde gezdim. zaten bana 'leyla' demeye başladı, artık adım leyla kaldı. hak ettim gerçi, birkaç kez oda anahtarını orda burda bıraktım, çantama attığım çikolatalar patlayıp, onun değerli telefonunu, kitabını, benim gözlüğümü mis gibi çikolataya buladı, bir şişe birayı plaj havluma döktüm. ben tatillerde iyice dalgın oluyormuşum, bunu da anladım.
en güzel anlar ise, doğumgünüm için ordan burdan kalkıp gelen dostlardı. bir anda kemik grubumuz toplanıverdi bir sahilde, emek güzel güzel müzikler açtı, ah bir de şeftali şarabını açtı ki muhteşem kokuyordu. sonradan bir de tekila şişesini açtı ve etraf biraz bulanıklaşmaya ama çok güzelleşmeye başladı sonra. gecenin sonunda her birimiz bir yerlere serildik, ben çok mutlu ve derin bir uykuya daldım.
şimdi hala ufak bir limanın, karnı her daim aç kedilerini, açık mavi soğuk denizini, zeytinyağlı yemeklerini, mezelerini ve midyelerini düşünüyorum. ben ne zaman ege'den dönsem, ait olduğum yeri bırakmış olmanın hüznünü ve özlemini içimde hissederim.
13 Ağustos 2011 Cumartesi
bavul
''sitting on the cornflake, waiting for the van to come.''
bavul toplama sanatı diye birşey var. gerçekten var.
ben çok heyecanlıyım şuan. ilk defa tatile çıkıyorum.
haftaya doğumgünüm. çok sevdiğim bir sahilde, kumlara oturup Emek'in yaptığı pastayı yiyip, şişeden şarap içip, yıldızları izleyeceğiz. yarattığım saçmasapan oyunları da oynatacağım zorla, kimse beni kıramayacak.
en güzel doğumgünü hediyem ise, o kadar güzel ki, o kadar özel ki, anlatmayacağım bile. sadece çok şanslıyım.
peki ya tatile çıkmadan önce ateşimin çıkması? buz gibi ege suyu iyi gelir belki.
son olarak, birbirinize iyi bakın. bloglarınıza bol bol yazın ki, döndüğümde kahvemi, kedimi alıp keyif yaparak okuyayım. ve hiçbirşey için umutsuzluk hissetmeyin, her zaman yollar var gitmek için, ve yollar hiç bitmiyor.
12 Ağustos 2011 Cuma
56. sayfanın 5. satırı
''Sık sık buz gibi havada, Yunan lokantası ile Jake'in resim malzemeleri dükkanının görüş mesafesinde durur, son birkaç dolarımızı kızarmış peynirli sandviçlere mi yoksa resim malzemelerine mi harcayacağımızı tartışırdık.''
11 Ağustos 2011 Perşembe
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






