10 Haziran 2015 Çarşamba

Bir dilim pasta

Çok sevdiğim bir şarkısında, uyuz Courtney Love'ın dediği gibi 'I want to be the girl with the most cake.'' Bu ne şımarıklık, bu ne açgözlülük! Ama işte öyle dememek lazım, belki o kızın elinde o güzel pastadan başka, sevineceği bir şeyi yok. Bırakalım ikinci dilimi de o yesin, üçüncüyü de, bırakalım en çok pastayı o yesin, yeter ki bir köşede sakinlesin.

Geçen pazartesi miydi, (yoksa bir önceki mi unuttum) dışarıya hiç bir ses çıkarmadan, kendi içimde büyük vedalaşmalar, kucaklaşmalar, yüzleşmeler ve kopuşlar yaşadım. Elbette çok sancılı birkaç gün oldu, ne zaman içimden birkaç insanı yolcu etsem öyle olur. İnsan en büyük dostları ve en çok yer kaplayanları ile yavaş yavaş azalarak bitmemeli, böyle bir doğum yapar gibi, ya da bir evden taşınır gibi, aniden, sancılı, yorucu bir biçimde tükenmeli ne varsa. Öteki türlüsü bana göre değil, önceki vedalaşmalarda da hiç olmadı, ben birden bire tamamen tükendim hep. Sonra Elif'le atölyenin terasında otururken uzaklara baktık. ''Ben bir sevgiliden hiç ayrılmadım ama pek çok dosttan ayrıldım.'' dedim, o da bu durumu çok yaşadığından, hiç ''bencil, acımasız'' falan demedi bana, güzel anladı, güzel anlaştık. Güzel anlaşacak yeni dostlar hep bulunur. ''Şeyler''in inanılmaz prensiplerinden biri, şeyler hep devam etmek zorundadır.

Bundan sonra yazmış olduğum 3 uzun paragrafı, yeni bir kahve koyup geldiğim anda sildim. Onları yazarak içimden atmak bile yetmiş olmalı, ruhum gerçekten sükunet arayışında ve çatışmaktan bunalmış olmalı. Ne öfkemi, ne uçuk mutluluklarımı kaydetmeye gerek yok.

Bir şeyler oldu ve bir şeyler bitti. Doğumgünüm olmadığı halde, bir yaş büyümüş hissediyorum. Bu sebeple, herkese eşit ve azıcık düşen, ince bir dilim pastayı mutlulukla yiyeceğim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder