10 Haziran 2015 Çarşamba

O'Keeffe, bir yabani


 

  Sevdiğim ressamların içinde yeri hep ayrı (Hoş, hangisinin yeri ayrı değilse) Georgia O'Keeffe. Yabani, geçimsiz, vahşi ruhlu bir kadın olup, çiçeklerin taç yapraklarını bu kadar güzel, zarif ve derin bir şekilde boyamasından mıdır, Amerikan kırsalında kimseleri sokmadığı bir klubede yaşamış ve üretmiş olmasından mıdır, dönem dönem her bakışımda bir çiçek ile cinsellik, doğum ve kadın bedeni arasında kurduğu bağları hayranlıkla keşfedişimden midir nedir, bugünlerde yine en çok baktığım ressamdır.

Kendi dönemi içinde bu devasa taç yaprakları, üreme organlarını, öküz ve antilop kafataslarını, çölleri boyayarak ne yaptığı ve anlattığı pek anlaşılamamış olsa da (gerçi onun anlaşılma kaygısı yaşadığını sanmıyorum.) çok daha sonra, belki de 70'lerde Robert Mapplethorpe'un fotoğraflarındaki çiçeklerin erotizmiyle tekrar gün yüzüne çıkmış, bugün ise yok satan Amerika'lı ressamlardan biri O'Keeffe. Benim içinse, Süheyl dayımın, güzel sanatları kazandığım yıl Seattle'dan çok güzel bir O'Keeffe kitabı getirerek tanıştırdığı, boyadığı büyükbaş hayvan kafataslarından çok etkilenip, yetenek sınavındaki kompozisyonuma onlardan bir taneyi ezbere çizerek okulu kazandığım, yeri bir kez daha özelleşmiş olan güzel, gerçek kadın. Yabani kelimesi onun bu gerçekliğindeki güzelliği, uzaklığını, hakkında anlatılan efsane geçimsizlik ve huysuzluk hikayelerini ve elbette doğaya olan ölçüsüz yakınlığını anlatan, yegane kelime. Yabani olmayı resim yaparak başarmaktan daha güzel ne var ki, ben bilmiyorum.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder