16 Aralık 2013 Pazartesi

Mama... Papa...*

Çocukluğumdan beri bizim evde pazar akşamları aile sofrası kurulur, bütün hafta herkes öğünleri tek başına ve farklı yerlerde yediğinden, yemek bir arada ve sohbetle yenir. Yemeği mutlaka babam hazırlar, hem de saatler boyunca, uğraşarak, birkaç çeşit hazırlar. Ortaya çıkardığı tabaklar önce biraz izlenir hayranlıkla, sonra onun keyifli bakışları altında yenir güzelce. Aile ritüelimizdir, yeri çok özeldir.



  Haftalardır pazar günü evde değildim. Sevgilimin evi ve kendi evim arasında zamanlarım, mekanlarım, balkonlarım bile ikiye bölündüğünden, pazarları biz benim yaptığım çömez yemeklerini yerken ya da sipariş verirken, ''Şimdi bizimkiler ne yiyordur? Balık mı yapmıştır babam? Of tatlı kesin çok acaipti'' şeklinde geçiyordu aklımdan. Bu hafta tesadüfen evdeydim, masadaydım. Ne kadar özlemiş olduğuma ben bile şaşırdım. Kendimi çok ''ait olduğum yerde'' hissettim. Bu his için minnet doluyum, çünkü uzun zamandır bu evde bana uğramıyordu kendisi. Hem hiç büyümemiş olduğumu, hem çok yaşlanmış olduğumu da hissettim bir yandan. Ama yemekler her zamanki gibi o kadar güzeldi ki, hüzünlenmeye fazla vakit ayırmadım, yemekten iki saat sonra hala nefesimi daraltacak kadar çok yedim. (O nasıl bir profiteroldü, o nasıl bir hafif krema ve çikolata sosuydu? Ve biraz da karamel?!) ve elbette evden birkaç saatliğine uzaklaştığım zamanlarda bile hasretinden çıldırdığım kedim.. Kedimle yatağımda yumuş yumuş uyumak, hangimizden çıktığı belli olmayan huzurlu mırıltılar, tekrar ve tekrar uykuya dalmalar.

  Çok şikayet edebilirim. Sürekli kaçıp gidebilirim. Günlerce gelmeyebilirim. Daha fenası hislerimi hiç belli etmeyebilirim. Ama içten içe, annem ve babam için hep minnet dolu olacağım. Gerçekten sevildiğimi hissettiğim anlar ve öğrettikleri, başlattıkları her şey için.

  *Modigliani filminde, ressamı oynayan Andy Garcia, cam kenarında oturmuş çocukluğunu düşünürken, ardı ardı sayıklardı ''mama.. papa..'' diye. Öyle bir his işte.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder