6 Kasım 2011 Pazar

soyut ve renkli kompozisyon


inan yakında gideceğim buralardan. ait olmak için yeni bir alan arıyorum. kendimi adamak için. bir şeyleri devirmek ve kırmak için, sonra temizlemek ve çöpe dökmek için. yeni bir alana ihtiyacım var. alanları tüketiyorum. insanları tükettiğimden daha fazla. zaten alanlara bağlanıyorum genelde. (insanlar yine baş edemiyor onlarla) ve iyi hissettiriyor, erkek gibi hissettiriyor. erkek gibi hissetmek, en sevdiğim hislerden biri. çünkü kendimde bulunmayan herhangi bir kavram işte. leylak rengi olan da aynı etkiyi yapıyor, başımı kaldırıp tavana bakıyorum ve orada karşılıklı dizilmiş iki sıra ağacın birbirine dokunduğunu görüyorum. (bunu biraz daha netleştirmek isterdim ama baktığım yerden ancak bu kadar net)

ve nostalji bana neyi düşündürüyor biliyor musun? nasıl şuan 20'li yıllar, hatta 50'li yıllar siyah beyazsa, 'vintage'sa, eskiyse, birgün, biz de öyle olacağız, geriye dönüp özlemle bakılan yıllara ait. insanlar diyecek ki, ''2000li yılların başında... herşey ne kadar sihirliymiş, şimdi o ruhtan eser yok'' ve kendilerini bu yüzyıla ait hissetmek için, şimdi çok sıradan olan giysilerimizi giyecekler. ki bu giysilerin çoğu da bir önceki yıllara ait hissetmek için seçildiği varsayılırsa, aslında zaman ileri değil geriye akıyor. içindeki küçük einstein çok heyecanlandı birden bu düşünceyle, ve kocaman dilini çıkarıp nanik yaptı içimdeki paralel evrene.

sevgili torunumun torunu, senin için sakladığım gri-yeşil deri ceketi, lütfen çizgili tişört ve siyah dar pantolonla giy, ve lütfen, lütfen kırmızı ruj sür, mat, mükemmel bir kırmızı rujun olsun. eğer erkeksen, torunumun torunu, yine yap bunları, ama rica ederim kırmızı ruj sürme. eğer çok istiyorsan torunumun erkek torunu, sür tabii ki, ne istersen onu sür hatta. ailen her şekilde seni çok güzel bulacaktır. çünkü ben hepsine bunu öğreteceğim, ''çok güzel bulmaktan ve bunu hissettirmekten asla vazgeçme'' diyeceğim onlara, çok sevmelerini sağlayacağım karşılarına çıkan herkesi.

''ancak kendimizde olmayan bizi tümüyle kendimize verir.'' kimin söylediğini hatırlamıyorum, çok sevdiğim biriydi büyük ihtimalle. kendimde olmayanın peşindeyim, arka koltukta başımı cama yaslayıp gökyüzünü izlerken, arada geçen sokak lambalarının ışığı arabanın içinde yelkovan gibi dönerken, tüm yol boyunca, hep... kendimde olmayan bütün her şeyi biliyorum ve sanki yaptığım, onların peşinden gitmek, bütün soyutların ve renklilerin. sizi şimdiden çok seviyorum, eminim çok güzel olacaksınız. umarım beni kendime verirsiniz.

1 yorum: