kelimeler yardımcı olabilir, hatta kelimelerle toparlayabilirim etrafı, hiçbir şeyi halının altına süpürmeden. tertemiz yapabilirim olanı biteni.
bunalım. çift taraflı bunalım. çatışma. sözler. cümleler. sıkıntı. daha büyük bir bunalım. turuncu. günışığı. dostlar. bir tarafta fincan fincan çay. bir tarafta duble duble rakı. sessizlik.
uzlaşma.
uzlaşma en güzel kelimelerden.
ve geriye kalan hisleri kendime saklayarak daha değerli yapıyorum.
25 Mart 2012 Pazar
22 Mart 2012 Perşembe
iyi geldi
çok uzun bir günden sonraki gün, sıradan, bunaltıcı şekilde sıradan bir gün... uyandım, ağladım, uyudum, uyandım ve ağladım. hepsi benim kafamda olup bitiyordu, hiçbir şey net değildi, dayanamıyordum.
ceketimi alıp koşarak evden çıktım, sokağımdaki kuaföre girdim ve ''değişmek istiyorum!'' dedim, sesim biraz yüksek çıkmış olacak, adam hafifçe ürktü, oturun dedi. o bir şeyler sürüp renk açarken, sonra başka bir renk sürerken, enseme kadar saçları keserken, öne perçem atarken, sonra kurutup fön çekerken ben hep kendime bakıyordum aynada. ''gerçekten değişmek istiyorum'' diye tekrarlıyordum. öyle çok şeyi gözden geçirdim ki kendim hakkında. ama sadece kendim hakkında, kimsenin etkisini katmadan.
şimdi net ve turuncu bir kafam var. şeyler tuhaf bir biçimde bulanıklığından sıyrıldı, güneş henüz ısıtmıyor ama ortaya çıktı, ve şeylerin tuhaf bir biçimde parıldamasını sağlıyor.
ceketimi alıp koşarak evden çıktım, sokağımdaki kuaföre girdim ve ''değişmek istiyorum!'' dedim, sesim biraz yüksek çıkmış olacak, adam hafifçe ürktü, oturun dedi. o bir şeyler sürüp renk açarken, sonra başka bir renk sürerken, enseme kadar saçları keserken, öne perçem atarken, sonra kurutup fön çekerken ben hep kendime bakıyordum aynada. ''gerçekten değişmek istiyorum'' diye tekrarlıyordum. öyle çok şeyi gözden geçirdim ki kendim hakkında. ama sadece kendim hakkında, kimsenin etkisini katmadan.
şimdi net ve turuncu bir kafam var. şeyler tuhaf bir biçimde bulanıklığından sıyrıldı, güneş henüz ısıtmıyor ama ortaya çıktı, ve şeylerin tuhaf bir biçimde parıldamasını sağlıyor.
9 Mart 2012 Cuma
fabian ciraolo
1 Mart 2012 Perşembe
kedi dedi
kendisine de söyledim, ''sen benim gördüğüm en güzel kedisin'' dedim. ''ama gördüğün her kediye bunu söylüyorsun'' dedi. ''ama şuan sana söylüyorum, gel bu anı yaşayalım'' dedim. çenesini elime koydu ''o zaman ben biraz purrrlayayım şurda, çaydanlık gibi sesler çıkarayım'' dedi. ''bu benim en sevdiğim ses'' dedim. ki her duyduğum sese bunu söylemiyorum. sonra saatler geçti, kedi kalktı gitti, içerdeki yerinde kafasını dinledi. sonra ben uyumuşum. uyandığımda yine sokulmuştu, patileri üşüdüğü için mi, yoksa ben onun gördüğü en güzel insan mıyım, bilmiyorum. çaydanlık gibi sesler çıkardığı sürece sorun yok, hayat güzel.
28 Şubat 2012 Salı
27 Şubat 2012 Pazartesi
üçüncü 26 şubat
ne kadar güzel olabilirse, o kadar güzeldi. çok, çok fazla. aynı anda sıradan, aynı anda içimizden geldiği gibi ve plansız. bir müzik grubu gibi işte, nasıl yola çıkıyorlar ve devam ediyorlarsa. güzel yapan da bu.
benim için bir şeyler yapması ne çok anlam taşıyor, ne çok mutluluk veriyor. sanki şımartılma günümdü.
beyaz üzerine, incecik koyu mavi çizgiler, kareler, yumuşacık.. sonra çok açık mavi duvar, bomboş her yer, e ve e, ne fazla, ne eksik, her şey.
365 tane gün içerisinde, bu bize ait olan, şeker yanak.
benim için bir şeyler yapması ne çok anlam taşıyor, ne çok mutluluk veriyor. sanki şımartılma günümdü.
beyaz üzerine, incecik koyu mavi çizgiler, kareler, yumuşacık.. sonra çok açık mavi duvar, bomboş her yer, e ve e, ne fazla, ne eksik, her şey.
365 tane gün içerisinde, bu bize ait olan, şeker yanak.
20 Şubat 2012 Pazartesi
Hit so hard

Beklediğim !f İstanbul yazılarından ilki yaprak'tan geldi. benim yerime tüm filmleri tarayan ve hepimizin beğeneceklerine bilet alan güzel arkadaşlarım var, bu sebeple gitmiş olduğum iki film ile gidecek olduklarım tamamen sürpriz benim için, inatla bakmıyorum, o an şaşırmak, sevinmek ve sıkılmak çok zevkli çünkü.
cuma günü gittiğimiz ''Hit so hard'' muhteşem bir sürprizdi ve ilk gençlik yıllarımızın bir özetiydi. Hole davulcusu Patty'nin turneler boyunca çektiği görüntüler ve sonradan yapılmış röpörtajlarla bir Grunge-Punk kültürü belgeseli izledik. Melissa Auf der Maur'un hala çok güzel, hala çok zarif oluşuna, bass gitarı çalışına hayran olduğum kadar hayranım. Patty'yi pek merak etmemiştim, adını bile bilmiyordum, ama hemen her kadın davulcu gibi, o da çok eğlenceli, sağlam bir ablamız çıktı, hiç sıkılmadan anlattığı herşeyi dinledik. ve elbette ki Hole'un solisti, melaike Kurt Cobain'in karadul eşi, şirret Courtney Love, ara ara ekranda belirerek hem güldürdü, hem öfkelendirdi bizi. Türlü türlü uyuşturuculardan pelteleşmiş zihni, iyice şekil değiştirmiş sesi ve film boyunca tıkındığı kurabiyelerle ''Ah be Courtney neden sen kaldın da, Kurt gitti sanki'' dedik bir kez daha. Eğer Grunge-Punk Rock kültürüne ilginiz varsa ve enstrümanlarına erkekler kadar hakim kadınları izlemek istiyorsanız, bu filmi bulun ve izleyin derim.
cumartesi günü gittiğimiz ''Family Jam'' de bir başka müzik ve yol filmiydi. bu sefer yine pek sevdiğimiz gruplardan Devendra Banhart hakkındaydı. ve hiç hakkını yemeden, açıkça söyleyebilirim ki, berbattı. müziklerini çok sevdiğim bir topluluktan, yapay sevgi dolu, hippilik tozu serpilmiş kucaklaşmalar ve uçan sineği bile mucize olarak algılayan yükseklikte zihinlerini görünce hafifçe soğudum. yine de çok güzel çıkma ihtimali olan bir filmdi, filmi seçen arkadaşımın kesinlikle hakkını yemeyeceğim ve nankörlük etmeyeceğim.
önümüzdeki hafta gireceğimiz film yerçekimiyle ilgili birşeydi, hayal meyal hatırlıyorum. konusu oldukça uçuk ve absürd imiş, yani çok beğenme ihtimalim var. umutluyum.
bol sinemalı, ilham dolu günler içindeyiz, tadını çıkarın.
15 Şubat 2012 Çarşamba
sevgi ve çilek dolu yazı
14 Şubat 2012 Salı
serin ve erken

saat sabahın yedisi, sebepsiz yere uyandım yine. camı açtım, hava çok temiz kokuyor, kedim mutlulukla uyandı ve kaloriferin üstündeki yerine yerleşti. siyam kedileri temiz havaya bayılırlar. birazdan, üşümeye başlayınca kalkıp yanıma gelecek ve kolumun altında uyuyacak. sabahın erken saatleri tamamen bize ait, gün içinde hatırlamayacağımız kadar huzurlu.
günlerdir uzay boşluğunda gibiyim. manasızca süzülüyorum, düşmeden, bir yere değmeden. sabahın bu erken ve serin saatinde, kararlı ve heyecanlı olduğum zamanları hatırlamaya çalışıyorum. değişkenliğimden korkuyorum. bir durum bir an için çok önemliyken, bir an sonra ''artık fark etmez'' olabiliyor benim için. o kısacık anda değişen ne ise, sabahın bu erken ve serin saatinde, ondan kurtulmak istiyorum.
bugün her yerin yapay ve asılsız romantizme bulanması hoşuma gitmiyor. her koşulda karşı olduğum bir ''özel gün'' bu. kendi özel günlerimizi yaratmaktan yanayım, bir görev gibi yerine getirilen kırmızı kalplere bulanmış soytarılıklardan değil. fakat tüm bu düşünceler dün gece elli adet cupcake pişirmeme engel olamadı. çünkü ne sebeple olursa olsun, O'nun için birşeyler pişirmek inanılmaz bir keyif veriyor bana. evet, tamamını o yemeyecek, cupcake'lerin yarısı, arkadaşlarımla yapacağımız ''valentine sucks'' partisi için. ama benim asıl özendiğim, pembe-beyaz kremşanti ve böğürtlen şeklinde şekerlemelerle süslediğim yarısı, tamamen O'na ait.
patti smith'in ''çoluk çocuk'' kitabını tekrar okumaya başladım. genç ve yetenekli insanların yollarını bulmaya çalışırken çektikleri sancılar, özellikle de hayran olduğum iki sanatçının, iki dostun, her şekilde çok etkileyici. ve bir kadının, kaybettiği dostuyla ilgili en ufak detayı bile hatırlayıp, hikayesini yıllar sonra, bu kadar güzel anlatması. insanların aklında robert'ı canlandırabilmesi, her haliyle. bunu yapabilecek dostları olmalı her insanın, en az bir tane, hafızasında her zaman insanı canlı tutan. şanslıyım.
kedim yanıma geldi, patileri üşümüş.
7 Şubat 2012 Salı
Lulu adında birşey
1 Şubat 2012 Çarşamba
terapi

daha önce dedim ki size, şöyle bir grup var, konserine gittik, daha bir beğendik, birazınız dinlesin, herkesle paylaşmayalım bu adamları. ki zamanında pelin aynı şekilde dinletmek istemişti, ben dinlememiştim, ayıp etmiştim. şimdi bu adamların biri, televizyonda birşeyde oynuyormuş, zaten tiyatrocu bu adamlar, normal yani oynaması. ama şimdi herkes keşfetti mi bunları sana, elden ele geziyor şarkılar. ama benim dinlesin istediklerimden hala dinlemeyenler var. http://buyukevablukada.com/dinle.html aç sen, onlar fonda çalsın, konuşsun, takılsın. bak diyorum, iyi gelecek. yalnızlığını alır, yüzünü güldürür, kafanı doldurur. iyi bu adamlar iyi. tüm gün çaldılar bu odada.
üzerinde daktilolar olan deftere ne yazacağımı düşünüyorum, şeker yanak hediye ettiğinden beri. bugün başladım. kendimi kurtaracak olanları yazdığım defter o artık. defterin sayfaları o kadar muhteşem ki, bazı sayfalara, belli insanlara göndermek üzere mektuplar yazıyorum ara ara.
bu kupa benim en değerli eşyalarımdan. o da hediye. dostlarımın en uzakta olanının, alırken tahmin bile edemezdi beni her çay yudumunda nasıl iyi hissettireceğinin.
bugün balkonda kocaman tek yanı açık bir koli içine, avuç avuç ekmek kırıntısı, az zeytinyağı damlatılmış su kabı koyduk. ne çok kuş türü varmış çevrede. sığırcık geldi, saka geldi, bülbül geldi yahu... annemler gelen bülbülün ''bokluca bülbülü'' olduğunu söylüyorlar. bu kadar narin bir hayvana, ısrarla nasıl bu isim verilir anlayamıyorum, ama yapacak birşey yok, bu cinsin ismi buymuş (eğer beni fena halde yemedilerse)
dersen ki, terapi bu yazının neresinde, derim ki, cümlelerin içine sokuşturdum onu. güzel müzik, dost izleri, yazmak, çay içmek, hayvanları tok görmek derken, biraz biraz geliyorum kendime. böyle böyle geliyorum.
bu havada en güzeli
durup dururken istanbul'a tekrar adapte olmaya çalışma çabalarım, kılımı bile kıpırdatmadan sürüyor. yavaşça herşeyin yoluna girmesini izlemeyi severim ben, şeyler ''tuhaf bir biçimde'' yoluna girme belirtileri gösterirlerse, büyük bir keyifle izleyeceğim yine. şimdilik kımıldamıyoruz. sadece aşağıda belirttiğim eylemde bulunmak için çıkıyorum yataktan, sonra yine kapanıyorum.
bu havada, yani buz gibi soğukta yapılabilecek en güzel şeyi açıklamak istiyorum size. evinizde kedi besliyorsanız daha kolay bu yapılabilecek şey. eni ve boyu biraz genişçe bir kutuyu, altına naylon sererek sokakta kuytu bir yere koyun, dik olarak. kutunun tabanına, bir kap içine az zeytinyağı damlatılmış su, bolca da kedi maması koyun. sonra seslenin etrafa, sesinizi duyanlar gelip güzelce karınlarını doyursun, duymayanlar da, kutunun üst kısmı tarafından kardan, alt kısmındaki naylon tarafından da yerdeki ıslaktan korunan mamaları yesinler sonra. eğer evinizde kedi yoksa, ya marketten, çok ucuza kocaman bir poşet kedi maması alın, ya da evden birşeyler hazırlayın. kar yağarken kendinizi nasıl hissediyorsunuz bilmiyorum, ama dışardaki canlılar için en ufak birşey bile yaparsanız, çok daha iyi hissedeceksiniz şu ankinden, eminim.
bu havada, yani buz gibi soğukta yapılabilecek en güzel şeyi açıklamak istiyorum size. evinizde kedi besliyorsanız daha kolay bu yapılabilecek şey. eni ve boyu biraz genişçe bir kutuyu, altına naylon sererek sokakta kuytu bir yere koyun, dik olarak. kutunun tabanına, bir kap içine az zeytinyağı damlatılmış su, bolca da kedi maması koyun. sonra seslenin etrafa, sesinizi duyanlar gelip güzelce karınlarını doyursun, duymayanlar da, kutunun üst kısmı tarafından kardan, alt kısmındaki naylon tarafından da yerdeki ıslaktan korunan mamaları yesinler sonra. eğer evinizde kedi yoksa, ya marketten, çok ucuza kocaman bir poşet kedi maması alın, ya da evden birşeyler hazırlayın. kar yağarken kendinizi nasıl hissediyorsunuz bilmiyorum, ama dışardaki canlılar için en ufak birşey bile yaparsanız, çok daha iyi hissedeceksiniz şu ankinden, eminim.
30 Ocak 2012 Pazartesi
karlı bir günde, sevgiyle
can dostunun arkasından el sallamak, bir daha ne zaman göreceğini bilmeden, bir başka ülkeye uçuşunu izlemek ne zormuş. ama ne güzelmiş bir yandan kanatlanıp uçmasını görmek, neler yapabileceğini düşünmek. şimdi mesela, neler hissettiğini, ne yapmakta olduğunu merak etmek. şimdi mesela, şimdiden özlemek. gözlerim ikide bir dolup dolup taşarken, eski saçmasapan videolarımızı izlemek, gülmek bir yandan da. başucuma, giderken verdiği mektubu koymak, benim mektubumun da onun başucunda olduğunu tahmin etmek. en iyisini dilemenin, en içten dilemenin gerçek anlamını görmek. çok, çok eskiye gitmek, en, en yeniye bakmak, iki arada bir derede, ne zormuş, ne güzelmiş.
rolling stones'dan ruby tuesday çalarken, ve kar sabahın erken saatinde yağdığı kadar fazla yağmaya devam ederken, ne kadar şanslı olduğumuzu düşünüyorum. prag, floransa ya da londra, hangisi olursa.
rolling stones'dan ruby tuesday çalarken, ve kar sabahın erken saatinde yağdığı kadar fazla yağmaya devam ederken, ne kadar şanslı olduğumuzu düşünüyorum. prag, floransa ya da londra, hangisi olursa.
22 Ocak 2012 Pazar
nasılsın
en sonunda ingiltere'ye gideceğim. ingiltere'yi görmek için değil, emek'i görmek için. sırf bunun için bile sevinmeliyim aslında, daha geniş bir alana yayılıyoruz giderek. ama onun evindeki dolu dolu üç günün sonunda, kendi evime dönünce bir tuhaf hüzün çöküyorsa da, bu da gayet doğal. olsun, daha bir hafta var, hala aynı şehirdeyiz. hayat bizden farklı şeyler görmemizi, değiş tokuş etmemizi ve daha çok büyümemizi istiyor. biz de kırmıyoruz onu. bakma, ben yerimde sayıyorum ama, bir gün bir başka ülkede, herkes bize tuhaf tuhaf bakarken, biz yine kahkahalar içinde tepineceğiz, en çok birbirimize kızacağız, en ağır şekilde eleştireceğiz, tartışacağız ve zararlı yiyeceklerin dibine vuracağız. çok şey değişecek, hiçbirşey değişmeyecek. ve o ağaçlı yoldan aşağı yürüyen hallerimiz, hep orda kalacak.
bu aralar kendim için bir takım adımlar atmaya başladım (bir takım adımlar atmak? hmm.. makul gibi) yağlıboya, illüstrasyon ve handmade ürünler bir arada ilerliyorlar, yağlıboya elbette ki gerçek olay. diğerleri de biraz keyif, biraz para. az ama. tuvalde şimdi, canlı renklerle dolu bir yüz ve onu çevreleyen koyu renk saçlarla uğraşıyorum, ve biraz hüzünlü bakan gözlerle, ve kırmızı dudaklarla. bunlar bir portrede en sevdiğim şeyler olduğundan, daha kaç tane aynı üslupla portre yapacağım bilemiyorum.
bu hafta bazılarınız kara doydu. özellikle ankara'da oturanlarınız. ve yer yer istanbul'un şanslı kesimleri. bense, bir adet bile kar tanesinin düşmediği bakırköy'de her beş dakikada bir camdan dışarısını kontrol ederken, ''yalvarırım yarın okullar tatil olsun, hadi kar, gözünü seveyim kar'' diyen ilkokuldaki halime döndüm. pek işime yaramadı.
çok özlediğim kızlar var. bazıları artık buraya uğramıyor bile. bazıları arada geliyordur. ben sık sık düşünüyorum onları. mutlu olmalarını istiyorum oralarda bir yerlerde. uzun zaman oldu kendimle uzun uzun konuşmayalı, umarım ben de mutluyumdur. iki yanağımdan öpüyorum kendimi. melissa çayı çok güzel birşey. kedim de öyle.
13 Ocak 2012 Cuma
çoktan bitirdiğim işe başlarken
benim bir işi yapmamın en iyi yolu, karşımdakine o işi çoktan yaptığımı söylemektir. sonra bu boş vaad yüzünden saatlerce mide ağrısı içinde çalışırım ve tamamlarım, bu huyumdan nefret ediyorum. şimdi iki ayağım 34 numara bir ayakkabıya sıkışmış halde yetiştirmem gereken, üstelik hiç alakamın olmadığı konularda çizimler var. daha doğrusu boş kağıtlar. ve karşı taraf hepsini çoktan bitirdiğimi sanıyor...
11 Ocak 2012 Çarşamba
Actress Project
7 Ocak 2012 Cumartesi
sabaha karşı rengi



eskiden beri, buraya yazmayı en çok sevdiğim saatler, derin bir uykudan aniden uyandığım, sabah'ın 5'i ile 7'si arasındaki saatlerdir. belki de sırf havanın o anki muhteşem renklerini görmek için uyandırıyorum kendimi. önce siyahtan uçuk leylak, sonra gri mavi, sonra araya giren kızıl pembeler, ve hep beyaz tül perdenin ardından, onun ferah filtresinden izlemek bu renkleri, ve kedim mutlu mutlu, bu saatte uyanık olmamın keyfini sürerken.. sabaha karşılar harika.
5 Ocak 2012 Perşembe
embrace yourself

muhteşem bir dizi yapıyorsan, iki sezon arasına bu kadar uzun zaman koymayacaksın. 2012 nisan'ı gözümde yaklaştıkça uzaklaşan bir tarih, bekle bekle bitmiyor. Daenerys Targaryen'ın bir portresini çizdim bu gece, 'blood of my blood'' der ya hani, ben orda biterim hep.
kışın gelmesi için, kışın bitmesini bekliyoruz o halde..
26 Aralık 2011 Pazartesi
gözlem
kapının önündeyim.
kolu yok. (bir zamanlar varmış.)
onu duvardan ayıran tek şey eskiden açık olmasıydı.
şimdi kapalı, içerden kilitli.
çaldım, seslendim, yumrukladım.
karşısına geçip baktım sonra, farkına vardım ki,
duvarlaşmış bir kapının önündeyim.
kolu yok. (bir zamanlar varmış.)
onu duvardan ayıran tek şey eskiden açık olmasıydı.
şimdi kapalı, içerden kilitli.
çaldım, seslendim, yumrukladım.
karşısına geçip baktım sonra, farkına vardım ki,
duvarlaşmış bir kapının önündeyim.
18 Aralık 2011 Pazar
evin en güzel yeri
adamlar iyi, adamlar güzel, adamlar komik bir de, güldük biz de. çok güldük, çok zıpladık, sonra da çok durulduk. şaka şaka, durulmadık. birileri polisi arayana kadar durulmayacağız, sonra da tekrar başlayacağız zaten. http://buyukevablukada.com/dinle.html benim verdiğim linklere tıklanmıyor, lacivert çıkmıyorlar bir türlü, siz copy-paste ile tıklayıverin. ya da tıklamayın, pelin'in tabiri ile ''sadece ben dinleyeyim, kimse dinlemesin'' olmaz öyle şey, dinleyin siz. pelin zaten okumuyor artık beni.
sonra değişik kız tipleri üzerine yazdığım inceleme yazım ve makalem hakkında döküman topladım. bir tane gördüm, en fenası oydu, karakterini, güzelliğini, özelliğini un ufak etmiş. özelliksiz kalmış. özelliği olmayan insan, artık saksı bitkisidir, bilmiyor musun bunu? demek istedim, onun yerine kederli kederli baktım yüzüne, suyunu zaten veren var, yeri de iyi, ilişmedim. ama eve gelince bir yazı yazdım ufak defterime, onun için yazılanların sonuncusu olarak.
bir kız tipi var, ben onu hiç anlamıyorum. bu kız tipi streç mini etek giyiyor, ama sakın her streç mini etek giyeni bu kız kisvesi altında değerlendirmeyin, streç mini eteğin hiç suçu yok. bu kıza başarılı erkeklerin önünde, yanında ve kimi zaman arkasında rastlıyoruz. mavi boncukları var, dağıtıyor. sonra emeğinin karşılığını alıyor. değiyor mu canım, bak yaşlanmışsın? demek istedim ama sustum, gülümsedim, ''hadi görüşürüz kendine iyi bak'' dedim, çok iyi bakıldığını bile bile.
bir başka kız tipi derken sıkıldım, zaten döküman toplamıyordum, yazı da yazmayacaktım, öyle karşıma çıkıyorlardı, ben de şahit oluyordum sadece. sonra arkadaşlarımla yürümeye devam ediyordum taksim'de ya da beşiktaş'ta, hepsi önemini yitiriyordu kız tiplerinin.
geçen gün ilk beyaz saç telimi buldum. bunu büyük bir mesele haline getirmeyeceğim çünkü ben bir drama queen değilim. belki biraz leyla, tamam. fotoğraftaki kedi atölyeden, o da leyla'ymış, öyle diyor. ama drama yok, yanlış olmasın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







