14 Şubat 2012 Salı

serin ve erken


saat sabahın yedisi, sebepsiz yere uyandım yine. camı açtım, hava çok temiz kokuyor, kedim mutlulukla uyandı ve kaloriferin üstündeki yerine yerleşti. siyam kedileri temiz havaya bayılırlar. birazdan, üşümeye başlayınca kalkıp yanıma gelecek ve kolumun altında uyuyacak. sabahın erken saatleri tamamen bize ait, gün içinde hatırlamayacağımız kadar huzurlu.

günlerdir uzay boşluğunda gibiyim. manasızca süzülüyorum, düşmeden, bir yere değmeden. sabahın bu erken ve serin saatinde, kararlı ve heyecanlı olduğum zamanları hatırlamaya çalışıyorum. değişkenliğimden korkuyorum. bir durum bir an için çok önemliyken, bir an sonra ''artık fark etmez'' olabiliyor benim için. o kısacık anda değişen ne ise, sabahın bu erken ve serin saatinde, ondan kurtulmak istiyorum.

bugün her yerin yapay ve asılsız romantizme bulanması hoşuma gitmiyor. her koşulda karşı olduğum bir ''özel gün'' bu. kendi özel günlerimizi yaratmaktan yanayım, bir görev gibi yerine getirilen kırmızı kalplere bulanmış soytarılıklardan değil. fakat tüm bu düşünceler dün gece elli adet cupcake pişirmeme engel olamadı. çünkü ne sebeple olursa olsun, O'nun için birşeyler pişirmek inanılmaz bir keyif veriyor bana. evet, tamamını o yemeyecek, cupcake'lerin yarısı, arkadaşlarımla yapacağımız ''valentine sucks'' partisi için. ama benim asıl özendiğim, pembe-beyaz kremşanti ve böğürtlen şeklinde şekerlemelerle süslediğim yarısı, tamamen O'na ait.

patti smith'in ''çoluk çocuk'' kitabını tekrar okumaya başladım. genç ve yetenekli insanların yollarını bulmaya çalışırken çektikleri sancılar, özellikle de hayran olduğum iki sanatçının, iki dostun, her şekilde çok etkileyici. ve bir kadının, kaybettiği dostuyla ilgili en ufak detayı bile hatırlayıp, hikayesini yıllar sonra, bu kadar güzel anlatması. insanların aklında robert'ı canlandırabilmesi, her haliyle. bunu yapabilecek dostları olmalı her insanın, en az bir tane, hafızasında her zaman insanı canlı tutan. şanslıyım.

kedim yanıma geldi, patileri üşümüş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder