ben erkek arkadaşını play station'da yenebilen bir kız olmak istedim. bunu gerçekten istedim ve denedim. kimse denemediğimi söyleyemez. onun tüm alaylı yaklaşımına, cesaret kırmasına, sonrasında ise acıyıp yol yordam göstermesine rağman... yapamadım. gran turismo 5 aldık, daha doğrusu ben aldırdım, hani araba yarışı, küçükken oynardım, belki olur diye ama.. olmadı işte. gözümden süzülen bir damla yaşla, tosladığım duvarın önünde zavallı arabamın içinde kala kaldım.
ve aynı erkek arkadaş, bana menekşe alıyor. çiçek alıp verme olayını biz saksılarla yapıyoruz, ben biçilmiş çiçek sevmediğimden, ama birilerine saksıyla çiçek vermeyi ve almayı pek sevdiğimden. fakat bu çocuk aldığı menekşeleri hiç beğenmediği için evinin salonuna koyuyor. kendine saklıyor.
böyle tuhaf durumlar işte, sizinle dertleştim, şimdi daha iyiyim, teşekkürler.
20 Şubat 2011 Pazar
18 Şubat 2011 Cuma
17 Şubat 2011 Perşembe
bilgi
sana anlatacağım, dinle ama.
ben biliyorsam sen de bil. belki de kenara koyarsın, ihtiyaç duyduğun zamanlar için.
kozanda sımsıkı sarılısın. üretemiyorsun. devam edemiyorsun.
tüm renkler birbirine karışıyor, sonra tek renge iniyor, gri.
duvarlar gri, için gri, dışın gri.
elinden ne yazı geliyor ne resim, cümlelerin kurumuş.
o zaman şöyle oluyor bak:
giyiniyorsun. birkaç, ya da bir, ya da hiç insanla beraber, sokağa çıkıyorsun.
sokak, cadde, yol. yol, ilaçtır, bu önemli. altını çiz. yol, ilaç.
birşeyler görüyorsun, kokluyorsun, yiyorsun, hayran kalıyorsun, nefret ediyorsun.
birşeyler harekete geçiyor. içinde ve dışında.
birşeyler olmaya başlıyor.
o zaman da şöyle oluyor,
yazmak, çizmek, anlatmak, dinlemek, zıplamak için,
büyük bir istekle doluyorsun.
ben bilgiyi kullandım. paylaşıyorum.
frida'nın çiçekleri
bugün Kahlo'nun bir diğer yüzünü gördüm ilk defa, neşesini. ve acılarını çok sevdiğim, canımı yakan, kederine hayran bırakan bu kadının, neşesini de çok sevdim. içten geldiği sürece, hangi resmi, ne boyutta, ne boyasıyla, nasıl yaptığının hiçbir önemi olmadığını da, yerinde görmüş olduk. canım frida.
16 Şubat 2011 Çarşamba
template sorunsalı
yaklaşık bir buçuk saattir güzel bir blog teması bulmaya çalışıyorum. uçuşan bulutlara ara vereyim, buralar biraz değişsin istiyorum. bir türlü bulamadım kafama yatanı. bildiğiniz güzel template adresleri varsa, öneriye açığım.
isyanım keçi gribine
şimdi moda bu dediler, geri kalmadık. sağım solum pastil, burun damlası, şurup, ilaç... ben hasta olduğumda hep kızarım kendime, o sırada bir sürü şey kaçırıyor olurum, mızmızın önde gideni olurum, iyileşmek bilmem.
ama bu seferki kızgınlığım apayrı, canım kedimi de hasta ettim. ben yatarken hep gelip burnumu kokladığı, elimi yaladığı için bu illet ona da bulaştı. şimdi minik gri kulakları alev alev, arka arkaya hapşırıp duruyor. bir de o güzel gözleri akmaz mı, benden önce kendisi iyileşmezse, bu suçlulukla iyice hasta olacağım.
ama bu seferki kızgınlığım apayrı, canım kedimi de hasta ettim. ben yatarken hep gelip burnumu kokladığı, elimi yaladığı için bu illet ona da bulaştı. şimdi minik gri kulakları alev alev, arka arkaya hapşırıp duruyor. bir de o güzel gözleri akmaz mı, benden önce kendisi iyileşmezse, bu suçlulukla iyice hasta olacağım.
ufak bir tabure yeterli
iskele


içine kapanık bir çocuktum. çok hayalperest, çok sakin, çok yalnız. ve hayal kurma yerlerim vardı, büyük bir bilinçle gidip yerleştiğim, elimi çeneme dayadığım ufak köşeler. gölköy'deki iskele, en sevdiğim hayal kurma yerimdi, hala da öyledir. oradaki hissi size anlatamam, önünüzde sonu olmayan bir deniz, size çok yakın bulutlar, sağ yanınızda hep orada turan bir tekne, sol yanınızda başka kıyılar. saatlerce ileriye doğru bakıp, tüm hayatınızı gözden geçirebilir, ya da hiçbirşey düşünmeyebilirsiniz o iskelenin ucunda, ayaklarınızı aşağı sarkıtırken..
ben çocukken her yaz bodrum'a giderdik ve ilk günden oraya koşardım hemen, herşey bıraktığım gibi mi diye bakmaya. sonraki günler ve geceler hep orada otururdum, ya annem omuzlarıma bir hırka bırakmaya gelirdi, ya hasan yanıma oturup başka hayaller kurmaya, ya da oktay gelirdi, kahkahalarla güldürmeye. iskelenin hafifçe sallanmasından kimin geldiğini tahmin edecek kadar çok otururdum orda. en son bu yaz yanımda kimse yokken yine gittim, baktım uzun uzun, çok şey gördüm yine. canım kardeşim geldi iskelenin ucundan sonra, aynı çocukluğumuzdaki gibi.
bugün aynı kardeşim, iskelenin son halini yolladı. bir fotoğraf. dağılmış iskele fırtınada. çok hüzünlü bir görüntüydü. fırtınadan sonra, tüm sakinliği içinde, çökmüş iskele. nasıl da huzur vermeye çalışıyor hala deniz ona. çok şey çıkardım ben o fotoğraftan, her birimiz için. o iskele toparlanacak, ne kadar sürer bilemem ama, öyle kalmayacak. ve tüm o sükunetin içinde şuan bile, bizim anılarımız onu ayakta tutuyor. o iskele bizi biz yapıyor. hiç tanımadığım bir sürü insan var, aynı iskelede bir sürü hayale dalmış. hepimizin hayatları zaman zaman dağılıp, sonra bir sessizlik içinde toparlanmıyor mu yavaş yavaş, kendimizi şaşırtacak kadar hızlı iyileşmiyor muyuz, o da öyle yapacak yine.
ve ben her zamanki gibi, ayaklarımı sallandırıp suya, hayal kuracağım. o iskeleyi bilen hemen herkesin yaptığı gibi.
14 Şubat 2011 Pazartesi
sevgililer beni hasta ediyor
orda burda, heryerde yapılan sevgi gösterilerinden, vıcık vıcıklıktan, istismardan, kırmızı renkten, kalp şeklinden, içten gelmeyen davranışlardan, kendini en özel sanan çiftlerden hiç hoşlanmıyorum, öfkeli ve kıskanç bir ergenken de hoşlanmazdım, az büyüdüm birşey değişmedi. hala aksiyim ve huysuzum. romantik değil miyim, feci romantiğim, yakın arkadaşlarımın midelerini bulandıracak kadar romantik düşüncelerim vardır. ama hepsi kendi içimde, bir de onun içinde.
bu sebeple bu sevgililer gününü gerçekten hasta olmuş biçimde, feci bir boğaz ağrısı, pastiller, spreyler, ballı çaylar eşliğinde kutluyorum. bana bir buket antihistaminik hap verenin kırk yıl sevgilisi olurum.
bu sebeple bu sevgililer gününü gerçekten hasta olmuş biçimde, feci bir boğaz ağrısı, pastiller, spreyler, ballı çaylar eşliğinde kutluyorum. bana bir buket antihistaminik hap verenin kırk yıl sevgilisi olurum.
11 Şubat 2011 Cuma
toparlayıcı
toparlanmak eylemini siz nasıl algılıyorsunuz bilmem, benimki son derece edilgen bir biçimde oluyor. birileri geliyor (baya yakında olan birileri) 'yeter.' diyor, beni çekip çeviriyor. ben daha iyi oluyorum. bu konuda bir uzman, tüm toparlayıcıların en toparlayıcısı olan annem, bugün beni evden çıkmaya, süslenmeye, alışveriş yapmaya, kahve içmeye, ağaçlara bakmaya ve fotoğraf çekmeye ikna ederek, yine müthiş bir toparlama işlemi başardı. kendisine halka açık bir sayfadan teşekkür etmek, birkaç fotoğraf koymak isterim.
birkaç gün evde kalmak bana hiç ama hiç yaramıyor. iyi ki annem var.
pembe yaseminler de emek için, görünce dayanamadık çektik.
9 Şubat 2011 Çarşamba
abi gibi ablalar

beş yıl önce sürekli konuştuğumuz konuydu bu, bir müzik grubu kurarsak adı ne olur? abi gibi ablalar ilk tercihimizdi. daha sonra grup falan olmadı, isim de öylece kaldı kenarda.
http://aabigibiablalar.blogspot.com/
bu blog şimdilik, emek ve benim diyaloglarıma, rock'n roll'un güzel örneklerine, deşarja, küfüre, kabalığa, hafif şiddetli söylemlere açık bir blog. ilerde bünyesine başka neler katarız bilinmez. ama birbirimizle yaptığımız sohbetlerden, okulu bitirecek kadar yaratıcılık ve kaos çıktığına göre, aynı şeyi devam ettirmek gerek diye düşünüyorum. kendi sayfamda daha sakinim, daha melankoliğim, daha bunaltıcıyım. ama söz konusu abi gibi abla olmaksa, drama yer yoktur dostlarım! çatır çatır konuşursunuz, esirgemezsiniz, sataşırsınız ve karşılık verirsiniz. ve rock'n roll her zaman vardır. arada uğrayın, sevdiğiniz birşeyler çıkar elbet.
şu bıyıklılar biziz. dedim ya, gençtik.
6 Şubat 2011 Pazar
en'ler
başka bir hayali radyo programımla karşınızdayım. olmayan radyonuzun sesini iyice açın, şimdi size her konudaki 'en' şarkıları çalacağım ardı ardına.
en gaz şarkı: Joan Jett and The Blackheartes - Bad Reputation
en dans edilesi şarkı: Dee Edwards - Can't there be love
en seksi şarkı: Yeah Yeah Yeahs - Phenomena
en güzel fon müziği : The XX - Heart Skipped A Beat (her şarkıları olur aslında)
en güzel şarkı : Patti Smith - Horses. Kime göre? Tamamen bana göre. tapılası kadının en tapılası şiiri ve şarkısı.
en keyfi yerinde şarkı : Velvet Underground - Taka a Walk on the Wildside
en empati kurulası şarkı : Nico - These Days
en huzur verici şarkı : Mamas and Papas - Dream a little Dream of me
en hüzünlü şarkı : Joni Mitchell - River
arka arkaya dinlemek, çamaşır makinası hissiyatı yaratabilir, ayrı ayrı ve sek öneririm. bu hafta da olmayan programımızın sonuna geldik, kendi en'leriniz varsa beklerim.
en gaz şarkı: Joan Jett and The Blackheartes - Bad Reputation
en dans edilesi şarkı: Dee Edwards - Can't there be love
en seksi şarkı: Yeah Yeah Yeahs - Phenomena
en güzel fon müziği : The XX - Heart Skipped A Beat (her şarkıları olur aslında)
en güzel şarkı : Patti Smith - Horses. Kime göre? Tamamen bana göre. tapılası kadının en tapılası şiiri ve şarkısı.
en keyfi yerinde şarkı : Velvet Underground - Taka a Walk on the Wildside
en empati kurulası şarkı : Nico - These Days
en huzur verici şarkı : Mamas and Papas - Dream a little Dream of me
en hüzünlü şarkı : Joni Mitchell - River
arka arkaya dinlemek, çamaşır makinası hissiyatı yaratabilir, ayrı ayrı ve sek öneririm. bu hafta da olmayan programımızın sonuna geldik, kendi en'leriniz varsa beklerim.
sakin.. sakin..
seninle konuşmamızın yasak olduğu herşey. kelimelere dökülmeyenler.
ama sen ve ben olduğumuzda, o sırada. orda.
we are the band.
parmaklarımın arasındaki saç tutamları.
senin ritmin, benim soluğum.
sen ne isen, ben iki katı.
ben sen olduğumda. orda. o his, tarifi yasak.
yükseliyor ve alçalıyor, hiçbir şekle girmiyor.
sakin.. sakin.. sakin..
bunlar bile söylenmemeli değil mi? ama söyleme isteği bazen o kadar fazla ki.. kalsın biraz, silinir sonra.
hayatın anlamı çok ufak anlarda.
bu sabah çayımı içerken, 12 yaşında tombul bir kedinin, göbeğini güneşe açmış keyif yapmasını izliyordum. bir sağa bir sola dönüyor, arada şımarıkça patisini yalıyor, sonra yine kocaman beyaz göbeğini güneşe seriyordu. normalde böyle anlarda hemen fotoğraf makinesine koşarım ama bu sabah, sadece izledim ve mutlu oldum. ayşe, kendi kedimden sonra en çok izlediğim ve en çok hayata dair anlamlar çıkardığım kedidir.
4 Şubat 2011 Cuma
maddelerim
senin ruhun duymaz, benim içim içimi yer geceleri..
10 gün oldu, evime dönmek istemiyorum. bavullar hazır, kedi uykuda. bir gün daha ertelemek, bir gün daha, evime dönmemek ve hep kaçmak istiyorum.
benim saçlarım kızıl. kimse görmedi, kimse onaylamadı, huzursuzum.
annem demin ''iran kedilerinin köpekteki karşılığı bulldog'tur'' dedi. söylediği şey çok mantıklı gelmekle beraber, her zaman dev bir bulldog köpek istemişimdir ama iran kedilerine pek düşkün değilim.
sabaha karşı uyandım, aklıma çok güzel bir blog fikri geldi. o an hemen o insanlara mail atmak istedim, ama saat sabah 5'te benden ''hadi beraber bir blog açalım'' şeklinde bir mail alırlarsa, ya emek, ya yaprak, ya da peluş korkabilirdi. hasan korkmazdı normal karşılardı.
senin ruhun duymuyor, benim içim içimi yiyor şuan.
10 gün oldu, evime dönmek istemiyorum. bavullar hazır, kedi uykuda. bir gün daha ertelemek, bir gün daha, evime dönmemek ve hep kaçmak istiyorum.
benim saçlarım kızıl. kimse görmedi, kimse onaylamadı, huzursuzum.
annem demin ''iran kedilerinin köpekteki karşılığı bulldog'tur'' dedi. söylediği şey çok mantıklı gelmekle beraber, her zaman dev bir bulldog köpek istemişimdir ama iran kedilerine pek düşkün değilim.
sabaha karşı uyandım, aklıma çok güzel bir blog fikri geldi. o an hemen o insanlara mail atmak istedim, ama saat sabah 5'te benden ''hadi beraber bir blog açalım'' şeklinde bir mail alırlarsa, ya emek, ya yaprak, ya da peluş korkabilirdi. hasan korkmazdı normal karşılardı.
senin ruhun duymuyor, benim içim içimi yiyor şuan.
1 Şubat 2011 Salı
eskiler

ananemdeyim günlerdir... bugün benden dolabını toplamamda kendisine yardımcı olmamı istedi. tüm giysilerini, özel eşyalarını elden geçirdik. boğazımda bir düğüm. o kadar severim ki onun şifonyerinin eski kokusunu. lavanta, eşarplar, kumaş mendil, danteller, siyah beyaz fotoğraflar geçti elimizden. hepsini tek tek katladım. o bazılarına uzun uzun baktı, kimbilir neler gördü. sonra iki tane eski zaman işi gecelik aldım dolabından kendime, ona artık olmayan. dantel, upuzun. bir de hırka, çizgili, altın düğmeli. giydikçe kendimi ananem gibi hissedeceğim, ki zaten yüzlerimiz de huylarımız da çok benzer. sonra ona yaptığım tiramisu'yu yedik üç kız. ben, annem ve ananem. ah evet bir de kedim, dört kız. huzurlu bir kış günü, çok uzun yıllar sonra, hala hatırlayacağım bir gün.
kar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







