19 Şubat 2026 Perşembe
I am the band
10 Şubat 2026 Salı
Mevsimin getirdikleri
Seviyorum bu ismi, bu isimle resim de yaptım, yazı da yazdım. Bu isimle çorba tarifi de olur, dekorasyon mağazası da. ''Mevsimin Getirdikleri'' Hatta bir de devam filmi olmalı bunun değil mi, ''Mevsimin Götürdükleri'' diye. Bak, yazdıkça çıkıyor hep, insan kendi kendine daha çok konuşmalı, mümkünse bir yüzey üzerinde. Mevsim kış olduğunda, götürdükleri çok daha fazla benim için. Getirdiklerini zaten o vermiyor da, ben zorla arayarak, bularak, sökerek alıyorum. Öyle hissettiriyor kış. Bir yaşama ısrarına benziyor. Ağaçlar için de, ıslak ve soğuk sokak kedileri için de. Çok bir farkımız yok birbirimizden.
Şu iki haftanın getirdikleri ve kopardıkları. Turunç'un tümörü ve bir anda galerimde dolan cetvelle ölçülmüş tümör fotoğrafları, karşılaştırmalı örnekler, veterinere tarif ettiğim nefis özellikler. Çok fazla tetiklenen Şeker ve Titrek sızıları, korkular. Sonra bir sabah o tümörü koparışı ile veterinere apar topar gidişimizden bugüne 10 ya da 12 gün geçti. O arada annem bronşit ile zatürre arası bir şey oldu ve ben onun derin öksürük sesleri arasında, turuncu şişmanın pansumanını değiştirirken gözlerim boşluğa dalıyordu. Artık hayat bu çeşit bir şeye dönüştü, tamam. Belli bir süre hayat krizi olmazsa, aralarında toplanıyorlar ve birlikte patlayacaklar bir anda, tamam. Hepsine tamam. Böyle olunca hayat şok. Hayat herkes için başka biri. Adil, tatlı, yumuşacık bir insana benzediği yaşamlar var, biliyorum ve güzel. Bok gibi davrandığı, sadist kahkahalar attığı, verdikçe verdiği yaşamlar da var ve biz onlardan birine sahibiz, bu da güzel. (Bizim için değil, bize bakıp haline şükreden o mutlu hıyarlar için güzel) Bunları yazarken içimdeki sarkastik baş etme yöntemi kikirdiyor. Çünkü bana kalan bu, dalga geçmek, küfretmek ve bir kupa çay alıp bir yüzeyde kendimle konuşmak. Bunun hakkını veriyorum.
Masamda beyaz güller, kallavi bir Roma kitabı, yeni aldığım kocaman mumlar var. Işıksız, pis gri ve soğuk haftalar boyunca, masama güzel şeyler koymaya çalışıyorum. Bunlar da mevsimden arayarak, kopararak aldığım güzellikler. Sevdiğim kadın için. Sevdiğim kadın, seninle hayata başlamak ve yaşamak, bu her şeyin tesellisi ve anlamı. Bunu bir karta yazamadım ilk defa bu sene, hastaydık, bitkindik ve turuncu kedi dahil kalkacak halimiz kalmamıştı yerimizden. Dileklerimi bir karta yazmalıyım yine de, kart yapmadan doğumgünü olmaz.
Yeni boyalarımın pakedini açacağım birazdan. Yeni bir materyal beni hep çok heyecanlandırıyor, çizimi günlerdir hazır elimde, bilhassa paketten çıkacaklarla boyamak istiyorum. Kalın mumlarımı yakacağım, defterimi açacağım önüme ve paketleri açacağım. Rolling Stones çalmaya devam edecek. Dışarda hava lacivert olmaya tenezzül bile etmeden, griden siyaha dönecek. Ama ben kıştan zaten farklı davranmasını beklemezdim. İnsan ancak kendinden farklı bir davranış bekleyebilir. Öyle yapmaya çalışıyorum.
Ah ya evet dur, avokado! Kışın getirebilmeyi başardığı bir adet güzellik buldum. Sabahlarımı şenlendiren avokadoları getiriyor. Koskoca bir mevsim için ne sevimli bir başarı molekülü. Ay sinirim bozuldu.
11 Ocak 2026 Pazar
Kendimin yanında.
Dün kendi içimde bakamadığım yerlere baktım. Fiziksel ve psikolojik istismarımla, senelerce bunu sevmek ve sevilmek sanmış olmamla yüzleştikten sonra, artık konu benim sorunlarımı anlamamdan ibaret. Dilge hep derdi ''Gündeminden onu çektiğin ve kendin yaptığın anda, asıl iyileşmen başlayacak. Artık derdin ona hislerini anlatabilmek değil, senin neden böyle hissettiğini, davrandığını anlayabilmen.'' diye. Onu bu aralar çok anıyorum, umarım çok iyidir. Birlikte analizlerimizden, onu uzun uzun dinlemelerimden çok ders aldım, o çoktan dönüşümümün başladığını, kalan tüm iyi hislerimin er geç tükeneceğini söylüyordu hep. Şimdi o noktaya gelmişken (o zamanlar yani 2024 boyunca, bunun olacağına ihtimal bile vermiyordum.) tekrar duyuyorum sözlerini. O kadar korkuyordum ki iyi hislerimin tükenmesinden. Gündemimin onu iyi tutmak, beni anlaması, beni istemesi değil de, tüm çıplaklığımla kendim olmaktan. Başkasıyla ilgilenmek, kendinle ilgilenmekten kaçmanın en kestirme yoludur çünkü. (İnsanoğlunun hala ilişki denen abuk şeyi yaşama ihtiyacının sebebi. Ne kadar basitiz.) Kendimden değil de, öfkemden ve nefretimden kaçtım. En çok bastırdığı, susturduğu, kontrol ettiği tepkilerimden. İzin vermediği, hakkım olduğu halde nefret etmeme, öfkemi yaşamama alan tanımadan susturduğu. Geriye dönüp yazdıklarıma baktım, iki sene kadar.
İçim daraldı, sıkıştı, gözlerim doldu. Keşke o kızı kucaklayabilsem. Kendimi kucaklıyorum. O kız özgür artık.
O kadar çok acı çektirmiş ki. Acı yetersiz, duygusal bir işkence yapmış, sistematik, bitirmemiş. Bitirmeme de izin vermemişti. Kayıtlar dolusu acı, kayıtlar dolusu sevgi ve umut. 2024 yazında bir rüya görüp kahrolmuşum, yeni sevgili yaptı diye. Hala bana ümit verdiği, ''Belki bir gün'' dediği, arabada elinin bacağımı okşadığı ama inerken onu öpmeme izin vermediği, sevgili gibi gezdiğimiz ama düzenli olarak telefonda duygusal halime hakaretler yağdırdığı dönemdi hala. Kendimi utanılan bir metres gibi hissettiğim, buna bile isteye sebep olduğu iki koca sene. Kaypak çocuk. Kopup gidecek gibi olduğum her an, whatsapptan gelen sabah mesajları. ''Ben seninle düşman olmak istemiyorum. Sakince tekrar konuşalım. Kötü olmayalım lütfen. Sana çok değer veriyorum'' İşte bu şiddet ve istismar döngüsü. Kötü bir şey yapıp, nefret edilmeye izin vermemek, özürler dileyip tekrar tekrar aynı pisliği yapmak, iyi duyguları dibine kadar kullanıp sıyırmak, hak bilmek. O rüyayı gördüğüm gün, ona anlatamamıştım bile. Hiç anlamı yoktu artık benim üzülmemin, umudumun, hislerimin. Sonra geçen haftalarda, bir date uygulamasından biriyle tanıştığını, bir kez görüştüğünü söylediğinde... Elbette o zaman beni çok üzen o rüyayı unutmuştum çoktan. Ben aynı ben değildim, ona olan bağım bambaşka bir biçim almıştı, çok hasarlı ve ince bir bağ olmuştu. Bunu aklı hiç almadığından, söylemeye ödü kopmuş. Onu artık sevmediğimi ya hiç kabullenmedi ya da egosu kabullenemedi, bilmiyorum, önemi de yoktu epeydir. Ne düşündüğünün, fikir sandığı şeylerin. Zar zor anlatabildi çekinerek. Samimiyetle gülümsedim, heyecan duydum, az bir geçmişe hüzünlendim, çok insani geldi bu. Yani zaten istiyordu ilişki, olması ve bunu konuşabilmemiz güzeldi. Konuşmanın gerisinde nasıl bir kötülük geleceğini bilmediğim için, onu dinledim, mutluluklar diledim hatta, anlattığı bazı şeylere kadın gözüyle yaklaştım, biraz öfkelendim kilo konusunu açınca ve iyi yaklaşmasını söyledim, birkaç tesadüfen tekrar eden derdine kahkahalarla güldüm. (Aslında hep aynı sebepten, aynı dertleri tekrar ediyordu ama söylesem de fark etmezdi.) İçimden diyordum ki ''Tüm affedişlerim, iyi niyetle ve sabırla yaklaşmalarım sonuç verdi. Biz artık iki yakın dost olmuşuz.'' Evrim'i öyle dinlemek, Koray'ı dinlemekten farksızdı bir yerde. Tuhaftı, yeniydi ama adapte olunabilirdi. Kendim de şaşırdım buna. Sonra son kez hazırlıksız ve adice vurdu. Son kez, gerçekten acıdı. Çok kısa, sert, soğuk bir acı. Ancak iyi ki böyle oldu. Sevgili olarak hiçbir zaman arkamda duramadı, bana olan sevgisini savunamadı, beni koruyamadı, eş olarak zaten yanımda bile olamadı, korkarak kaçtı ve en sonunda... En sonunda, arkadaş olarak bile (ki gerçekten çok basit, çok zayıf bir arkadaşlık şimdi bakınca) arkadaş olarak bile yanımda duramadı bu insan. Bu sıfatımı bile anında gözden çıkardı, rahatının kaçmasındansa, bir kere dik durup bir adet kavramı savunmaktansa, beni bir de arkadaş olarak bırakıp kaçmış. (Kaçmış diyorum çünkü bunu da kendim anlamak ve ağzından sökerek almak durumunda kaldım, ''Çok çok çok korktuğu'' için 10 gün kadar sessiz bıraktı, ne kadar adice bir hal.) Bana çok kez rezil olmuştur ama bu kadar aşağılık bir hale geldiği iki üç olaydan biriydi bu. O anda aşırı bir yüzleşme yaşadım, belki de bir seri yüzleşmenin ilkini. Ben artık kötülükten başka hiçbir şey görmediğim bu insandan, sadece kopmak istiyorum. Sevgime, iyi niyetime, sabrıma, emeklerime, şefkatime hiç değmedi. Onarılacak, dönüşebilecek hiçbir şey yoktu. Hiç olmadı. Gördüm ve başka bir şey göremedim, yok çünkü. Ona dair iyi, sevilesi, inanılası hiçbir şey yok.
O halde benim sevgimde, hayal gücümde, güvenişimde ve hatta bu insanı algılama / okuma şeklimde bazı sorunlar var. Pek çok insanı sundukları şekilde, olduğu gibi doğru algılıyorum ancak bu insanda daha fazla yanılamazdım. Öyle dedikleri gibi zeki falan olmadığımı hep söyledim, zihnimin fazla ve çok yönlü çalışıyor olması, onun her zaman doğru çalıştığını göstermiyor. Bazen çok yanlış ve çok fazla, bazen çok tek yönlü ve yoğun çalışıyor. Çok zeki denilen pek çok insanın da, kendi zihniyle sık sık çatışmaya düştüğünü gözlemliyorum. Eğer bana izletmek için bir çizgi film seçmişse, ben karşımdakinin gerçekliği yerine o çizgi filmi görüyorum, o çizgi karakteri seviyorum ve onun bana sunduğu hayal ürünlerime inanıyorum. Vasat bir arkadaşlık denemesinde bile bir derin bağ bulmam, iki diziyi konuşmakta bir saf çocukluk görmem de bundandı. İnanmak istediğime inandım, bu zaten hemen her aşk ve sevgi ilişkisinin yürüme sebebidir tamam; kafandaki ideale inanmak istersin ve inanırsın. Ta ki kafandaki ideal ile gerçekte olan insan, hayatın getirdikleri karşısında dövüşene ve gerçek hal üstün gelene kadar. Hayal kırıklığı, yüzleşme, kabulleniş ya da kabullenemeyiş. O kadar sıkıcı bir format ki, insanların bunu birkaç kez yaşaması, her seferinde de farklı bir gidiş yolu beklemesi ve bundan bir çeşit heyecan duyması çok ilginç. Peki ben, sözde çok zeki olan, neden ideal olan çoktan yok olduğu, gerçekte olan da kendini sayısız kez rezil ettiği ve kötülüklerini gösterdiği halde, nefret etmekten alıkoydum kendimi. Neden, bana, anneme çok ciddi zararlar veren bir insanı, hayatımda tutmak pahasına, arkadaş formuyla barınmasına izin verdim? Bir sürü neden ve nasıl sorusu. Bunlar bana yöneltildi yakın çevremden, şu üç senede sayısız kez, şu iki haftada bile birkaç kez.
Bunların cevaplarını açıklamam gereken bir tek kişi var. O da kendimim. Öyle yapıyorum, elbette kazara bile olsa okunmasını göze alacağım bu sayfada değil, kendi içimde arıyorum cevaplarımı. Şükür ki buluyorum, öyle açığım ki kendime artık. O kadar psikoloji kitabı, zihnin düşünme ve algılama biçimlerine dair, çocukluğun bugünümüze etkilerine dair, istismar ve şiddet kurbanlarının kurtuluşuna dair okuduklarım çok yardım ediyor. Belli bir psikolojik esnekliğe, dayanıklılığa erişmişim. Doğru bir çabaymış. Sinir sistemi onarımı için bedeni kullanmak, ruhun bedenle bağ kurmasını ve daha derin, daha doğru hissetmesini, işlemesini sağlayan tüm o çalışmalar, hareketler ve bilgileri de iyi ki öğrenmelere doyamamışım. Bunlar bu süreçte de benim araç gereç kutumdan çıkardığım, kendime yardım aletlerim oldu. Kendime sadık kalışımı sağlayan yolları böyle çiziyorum. Oluyor. Kendini anlamak, yol almak süreci bitmeyecek bir süreç. Bir yaşama biçimi daha çok. Bir varış ve oluş noktası yok, derinlere iniyorsun, hafifliklere varıyorsun, çok acıdığında da, çok sevindiğinde de kendi duygunla kalıyorsun. Kimseye kaçmadan, kendini yok etmeden. Saplanmadan, tutunmadan. Çok da ciddi, ermiş gibi yapmıyorum bunu. Yapamam, bana ait olması için, bana göre olması gerekli. Her şeyimin kuralı.
İşte bu şekilde, ara ara hüzünleniyorum. Verdiğim çok yoğun sevginin, inancın, güvenin, coşkunun, tutkunun yasını tutuyorum. Bunun o insanla hiçbir ilgisi olmadığını net şekilde biliyorum. Bu tamamen bana ait olanların, içimden taşanların ve kirletilip atılanların yası. Çok severek ve uğraşarak yaptığım 16 tane tabloyu, harika bir yerde sergilediğime inanırken, onları paramparça, çamurlu bir halde çöplükte bulmama eşdeğer. İçimden çıktılar, onları çok severek ve inanarak yaptım. Sadece, yanlış yerde sergiledim ve yanlış insana emanet ettim. Kirlenmeleri, parçalanmaları, vazgeçilip çöpe atılmaları onları daha az değerli yapmadı. Son birkaç tabloyu yapmadan bununla yüzleşmek, çöpe gidenleri görünce kafamı çevirmemek isterdim. Yanlış kişiye emanet ettiğimi ve onun her konumda yanlış kişi olduğuyla yüzleşmek. O yüzden biraz üzgün, çokça parlak, sert, ve sivri öfke ve nefretle dolu, hepsi de hızla giderek kaybolan bu duygularımı kucaklıyorum. Başka bir versiyonumun çok daha geç ve acı biçimde yüzleşeceği bir şekilden, daha erken ve zamanında oldu belki. Duygularımın değerini bilmek çok yeni. Hiçbirini dışlamadan, hepsini dinleyip duyacak genişliğe esnemek de. Geçiyor. Kendi kendimin yanında olmam harika bir duygu. Zaten en başından beri her şey ama her şey, bunun olması içinmiş. Gel bana bir sarılayım.
9 Ocak 2026 Cuma
Bir yılanın kabuğu
Sonra dedi ki güzel dostum usulca ''Bak, bizim takvimde 2025 yılan senesiydi, 2026 ise at senesi diye geçiyor. Yani sen ve annen, eski, kötü, geçmiş kabuklarınızı 2025'te bıraktınız. Annen o zor tedavilerle hastalığını, sen de kurtulamadığın bu adamı. 2026'ya özgür, ferah, bağımsız atlar olarak girdiniz.'' Öyle güzel ve tatlı anlattı ki Hiromita'm. Bir kez daha yüreğim ısındı, gevşedi, aydınlandı. Onunla her konuşmamızda olduğu gibi.
Bir sevgi hikayesi değil, bir fiziksel, ruhsal her şekilde kullanılma ve bunu sevgi sanma hikayesiydi benimki. Belki ilk seneleri saf, sevgiye ve dostluğa dayalı, masum sakarlıklarla ve keşiflerle geçen. Sonra kirlendi, çok hızlı, çok kötü kirlendi. 2018'den sonrası, net olarak bir katlanma, istismar edilme, sesimi yitirme hikayesiydi, son 3 senedir olan ise artık bir işkenceydi, çıkamadım, arınamadım. İyi ve temiz bir şeye dönüştüremedim sürekli şiddet ve istismar görürken, asla da kendi sesimi duyamadım. Onun acımasız sesinden ibaret oldum. Bundan sonrası ise, kurtuluşumun hikayesi artık. Bunu sonunda kucaklıyorum, götürdüğü her şeyle birlikte. Onun kötü niyetli sesi olmadan etrafı görmek, insanları duymak, kendimi izlemek o kadar güzel ve taze ki. Eleştirileri, aşağılamaları, alaycılığı, kompleksleri, her şeyi nasıl da mat, soluk, gri yapmış. Kendi gibi mat, soluk, gri. Işıltıma gelen, ışıltımı, kanımı ve enerjimi emen, matlaştıran karadelik. Kopma gücümü çoktan bulmuştum. Kaç kez de söylemiştim ona, artık bitsin ve ilişme diye. Tiksinmeye çok hakkım varken, affetme zorlantısıyla devam ediyordum bu şeye. Giderek daha çok sıkılıyordum. Bambaşka insanlardık ve ortak hiçbir değerimiz kalmamıştı. Ahlak ve onur. Bu iki kavram aynı seviyede olmayınca, bir insanın midesi, diğerini almıyor.
Son 1 senedir telefonlarını sıkıntıdan apar topar kapatıyordum, ne kadar sıkıcı ve sabit olduğunu artık görebiliyordum, buna bir açıklama aramıyordum içimde. Ortak baktığımız dizileri konuşmak, arada daha çok ona hitap eden geçmiş anıların hatırlanışı, gülme ihtiyacımdan gelen geyik muhabbetleri... Derinlik de yok, hafiflik de. Anlaşılmaya en ihtiyacım olan, en zor anlarımda ona ayrıca dert anlatmanın, beni yargılamasının derdi de ekleniyordu zaten acı çeken hallerime. Her konuda da, benimle ilgili konuyu kendiyle ilgili yapmasının sıkıntısı. Bir anda, belirtmeden duramadığı eksik gedik görüşleri ve hırsla dayatmaları. Hep tedirginlik ve gerginlik, ne kadar iyi niyetle ve rahat yaklaşsam da onda bitmeyen, kendine hakim olamadığı sonsuz şüpheleri, inandığı ve emin olduğu abuk varsayımları, aşamadığı korkular. Ne kadar sıkıcı, ne kadar sahte bir paket. Yanındayken mide bulantısından ilaç almadan senelerdir duramıyordum (ve bunu yadırgamıyordum, halbuki sevgi yanına giderken Metpamid alınan bir şey olmamalı) son 2 senedir dolu bahaneyle ''Gelme'' deyip birkaç kez erteledikten sonra gelmelerinde, kaç bulantı hapı aldım bilmiyorum. Beden gerçekten hayır diyor, avaz avaz bağırıyor ''Yanlış'' diye. Sinir sistemim haykırıyordu o yakındayken, hiç olmadığı kadar fazla anksiyeteyi geçen ay bile onun yanında yaşadım. Ne anlamsız bir yük. Olmaması çok güzel, yok olması, onu yok edebilmek her şeyiyle. Annemin tanı ve iyileşme sürecinde başka birine dönüştüğümü, artık kötülüğe katlanmadığımı biliyordum. İyi niyet taşımayan herkesi yaz sonu tamamen silip çıkarmıştım, gözümün önünden bile. Evrim en büyük yükümdü, kendimden utancımdı, hayatımdaki çirkinlik kaynağıydı ve gitme zamanı çoktan gelmişti. Maddi, manevi, fiziksel, ruhsal hasarım büyük, çok büyük. Hepsi yanına kar kalsın, artık başkasının belası, yapışkanı, rezaleti olsun. Bu türün amacı aynı, seni kendinden koparıp kontrolüne almak ve aciz egosunu tatmin etmek, sonra da senin kendinden kopuşunu fark edip, kendine kavuşman. Belli bir özgüvenin, özsaygın, hele ki yaşın ve derinliğin varsa bu tür zaten tutunamıyor. Onun için kulbun yok çünkü, kanını emeceği her giriş kapalı, sızacak açık bulamıyor. Tıpkı artık bende de olmadığı gibi. Yılanın kirli, çürük kabuğu orada zaten kopup gidiyor, geride kalıyor. O öyle olmak zorunda ve bu artık benim sorunum değil. Yazarken yine gülümsedim, mucize gibi.
Acıtan, yakan, sonunda hızla buharlaşan bir mucize oldu. Yılan kabuğu geride kaldı. Ellerim serbest ve ruhum senin tüm yüklerinden, pisliklerinden, çürümüşlüğünden özgür kaldı. O kadar önemliyim ki, o kadar önemsizsin ki. 16 senelik kör uykumdan uyandım. Bir gün ola da bu sayfaya bakarsan, (ki artık beni gizlice deşip bilmene gerek kalmadığına göre, muhtemelen bakmazsın.) ilk ve son ilişkim olarak, hayata dair tek pişmanlığımın sen olduğunu bilmeni isterim. Sana inanmak, seni kendi çevren oldukları halde sevmeyen, anlamayan insanlara senelerce savunmak, senin kendine yakıştırdığın ufak bir gölgeden çok daha fazlası olabileceğine inandırmak için çabalamak. Nasıl bir enerji heba ettim, zaman, cümle, anlam israf ettim. Kimselerin tüketemediği saf ve derin güvenimi, yoğun ve sadık sevgimi, inancımı tüketmeyi, zehirlemeyi başaran insan sen oldun. Bunları senden temizlemek bana kaldı. Seni küçük ve önemsiz gören herkes sonuna kadar haklıymış, başta kendin haklıymışsın bir gölgeden ibaret yaşamaktan memnun olmakta ve ben haksızmışım. Yanıldım. Yanılmamak için çok uğraştım, sonrasında bunu kabullenmemek için. Olabilirdin, değilmişsin, sonunda söyleyebiliyorum bunu. Vicdanım rahat ve hafif, bir yılan kabuğuna basarak çıkıp gidiyorum kendi hayal dünyamdan. Karadeliğin ardında bir hayat var ve kaynaklarım temizleniyor.
25 Haziran 2025 Çarşamba
Aylar sonra. Boşluğa.
Bilgisayarı son açtığım tarih, 17 Şubat 2025'miş. Bu cümleden sonra devam edemedim. 3 gün sonra annemin ameliyatı oldu. O 3 gün içinde yapılan çekimlerde, hele ki Pet çekilirken ve sonucunu beklerken ben başka biri oldum, korkudan, acıdan, şoktan ibaret biri. Alarmı takılı kalmış bir korna oldu içim. Bir daha da geçmedi. Ne bilgisayar, ne yeni başlanan bir kitap, ne resim, gözüm görmedi. Yavrumu, annemi, canımı beslemek, ilaçlarını vermek, doktor randevularını ve kontrollerini ayarlamak, sık sık dağılmak, ağlamak, bazen kriz halinde isyanla ve acıyla tepinmek, sonra yüzümü yıkayıp market siparişi, su siparişi vermek, annemin geçirdiği fiziksel ve duygusal sürece tanıklık etmek, yalnızlık, yalnız bırakılmak, paranın sürekli gitmesi, yetersiz kalmak, pek çok yapamamak, yardım isteyip reddedilmek, dertleşip yargılanmak, ayıplanmak ve en sonunda susmak, annemle sarılmalarımızdan, en bitkin gününde gözgöze bakışıp sadece birbirimize bakışımızdan güç bulmak, aylar boyunca okuduğum Pubmed yayınları, bilmek zorunda olduğum her şey, doktorun ihmal ettiği, önemsemediği ve benim Reddit forumunda yazan diğer hastaların deneyimlerinden öğrendiğim, işe yarayan şeyler, halimden anlayan ve konuşabildiğim, destekleştiğim, hiç tanışmadığım hasta yakını ve hasta olan instagram, twitter arkadaşlarım...
Kendi defterime, kendime yazmaya hal bulmam, denemem 1 ay sürdü. Kendime açılmakta çok zorlandım. Bu travma çok büyük, çok sert. Hayatın gaddar, kötü, tehlikeli olduğunu yaşayarak gördük. Giderek daha sert olduğunu. Ufacık soluklara, kötünün iyisi denen durumlara şükretmeyi, ''Ya şu durumda olsaydı'' diye en başta yüreğimi yakan dehşet veren ihtimallerin olmadığına gönül dolusu şükretmeyi. Ama şükrederken bile içimde beliren ''Ya hiçbiri olmasaydı, bu hastalık anneme vurmasaydı, bunların hiçbirini düşünmemiz gerekmeseydi.'' çığlıklarını susturamadım ve susturamam. Hem şükretmeye, hem isyan etmeye hakkım var. Bir gün huzurlu bir kabulleniş ve yeni gerçeklikle barışarak devam etmek gelecekse (şu an bu çok zor) bu öfkelerin, acıyla tepinmelerin arkasından gelir ancak. Hayata, yaşamaya, yaşlanmaya güvenmiyorum. Annemin, canımın, yaşam kaynağımın, bunca dertli, berbat seneden sonra, tam huzurumuzu kurmaya, ufak yaşamımızda elimizdekilerle onarılmaya başlamışken bu dehşeti yaşamış olması canımı çok, çok, çok fazla acıtıyor.
Dönüşüyorum. Şubat ayından beri bir evlat değil, bir ebeveyne çok hızlı dönüşmem gerekti. İyi ki kızımın yanındayım, iyi ki yapabiliyorum dedim ve diyorum her gün. Ancak çok zorlanıyorum. Bir kısmını bölüşecek bir kişi bile yok. Bunu yorgunluktan, her yanım ağrıyarak ve kafam durmuş halde hala işimin bitmediği gecelerde tekrar ve tekrar fark ettim. Ne garip, her şeyi, tüm sevgileri, yakınlıkları, bağ kurmaları yaşadığım tüm senelerin sonunda, hayatımda kalan az biraz insan, en fazla üç akraba ve gerçekte kimse yok. O aylarda bir kap yemek getiren, biriken torbalarca çöpü atacak, sadece ihtiyacım olan gıdayı sorgulamadan ve aynısını alacak, gelip evi, berbat mutfağı temizleyecek, kedinin kumunu alacak, lavabodaki bulaşıkları yıkayacak bir adet kişi bile yok. Dayım iyi ki bizimle bu süreçte, hastanelere getirip götürmek, en büyük yardımlardan biri. Bu süreçte en zorlandığım kemoterapi randevularında, anneme o zehirler verilirken ve ben bazen gerçekten hiç işlev gösteremezken, o yanımızda olduğu için şükrettim.
Şimdi radyoterapi sürecine başlıyoruz. Sonrasında çok sıkıntılar verecek, zararlı hormon tedavisine. Meme kanseri hakkında ne biliyorsak yanlış, eksik, hatalı. Çok üzgünüm. Annemle olan hayatımız için kurduğum tüm hayaller, onun için dilediklerim, görmeyi hak ettiği tüm ertelenmiş güzellikler, çok hak ettiği sağlıklı yaşlılık için çok üzgünüm.
Son yazdığım yazıyı zorlukla okudum. Hala aynı çatı katı altında, yanyana sihirli odamızdayız. Bunun annemin tüm hücrelerini onardığını hayal ediyorum. Benim kırık ruhumu, bizim yorgunluğumuzu, bizi bekleyen gelecekten korkumu ve yaşadıklarımızın izlerini şifayla iyileştirmesini hayal ediyorum. Ancak ben artık hayal etmekten çok korkuyorum. Ben artık düşünmekten bile korkuyorum.
28 Ocak 2025 Salı
Bir çatı altında
Bu çatı altında, birbirimize verdiğimiz destekler, gece saatlerimiz, salonda yeni yeni başladığımız akşam birlikte filmlerimiz ve dizilerimiz, yatağımızda aynı anda romanlarımıza daldığımız ve sayfaların hışırtısında huzur bulduğumuz akşamlarımız... Benim anlamlarım, minnetlerim, huzurlarım.
İçim daraldığında, bir türlü sakinleyemediğimde, deminki gibi salona yanına gelişim. Tıpkı çocukluğumda, gençliğimde, tüm yaşlarımda yaptığın gibi beni yatıştırman, yapmam gereken ama beni korkutan konuda cesaret vermen, kendi deneyimlerini paylaşman. Hem senin için, hem kendim için son senelerde çok artan sağlık kaygılarımın beni daraltması, bunaltması, senin bunları yumuşatman, rahatlatman. Sana sarıldığımda, kokunu içime çekerek, doya doya sarıldığımızda hissettiklerim.
İyi haberlerle, ferahlıklarla, üstümüzden kalkan yüklerle rahatlamamıza ihtiyacım var.
Sonra, çok yıpranmış olan sinir sistemimi onarmaya devam edeceğim kaldığım yerden.
Bu gece ise, seninle bu çatı altında olmak, seninle olmak. Her şey.
11 Ocak 2025 Cumartesi
Bu aralar neler var
Diziler: En son harika keşif Ted Lasso oldu, iyi ki denemişim. Akşamları önce hızlı hızlı, sonra az az ve tekrar baktım. Şimdi Evrim de izliyor, onunla hala aynı dizileri sevmemiz, konuşmamız mutlu ediyor beni. Bir şekilde o bağ, yenilenerek devam ediyor.
Modern Family, 6. sezona geldik, sabah dizimiz. İmkansız şekilde mutlu, iyi geçinen, çok zengin, çok farklı ve yakın bir aile. Bazen gülüyoruz, bazen sinir oluyoruz. Tam yaz dizisi ama kışa denk geldi.
Kitaplar: Napoli Serisi, 3. kitabın ortasındayım. Konular ağırlaştı, bazen daraltıyor, bir iki gece ara veriyorum. Sonra merakla geri dönüyorum hikayeye.
Arada eski Bant dergilerimi karıştırıyorum. 2004, 2005, sürüp gidiyor. Dergilerden öğrendiğim müzikler, filmler, konular öyle çok ki. Büyük bir kültürdü bu dergiler, tasarımları, konuları.
Rutinler: Son iki haftadır beslenme, egzersiz, sağlık adına dalgalı ve bozduğum bir rutin var. Berkay'la ufak adımları güncelliyoruz. Duolingo'da 160. günüm yarın. İyi ki bunu yapmışım.
Kış ortası üç gün bahar
Çok iyi geldi. 17 derece, güneşli, tatlı hava. En azından birini dışarda geçirmemizi istemiştim ama olmayınca da sorun etmedim. Önceki hafta çok ağlamış, çok sarsılmıştım, ikimiz de. Beklenmedik şekilde zorlayıcı, dolup taştığımız ve halsiz kalana kadar karşılıklı hırpalandığımız yılbaşı haftasından sonra, bitkindik. Ben sinir sistemimin ne kadar hasar aldığını, fiziksel olarak da fark ettiğimde hala şaşırıyorum. Geçirdiğim ilk ağır sinir krizleri 2021 baharında, Beşiktaş'taki evdeydi. Ağlamaktan çok farklı bir şey. Bu evde, güvenli insanımla olması da ne kadar yıprandığımı, çökkünlüğümü gösterdi bana. Bununla ilgilenmem gerekiyor, yapabildiğim kadar. Biliyorum artık, travmalardan sonra eskisi gibi olmak diye bir şey yok. Yeni bir kendin, yeni anlamlar bulmak, bütün olabilmek amaç oluyor. Her şey baştan ama aslında orta yerden. Evet, garip ve zor, pek çok şey gibi.
Neyse neyse, tüm bunlara üç gün bahar havasıyla ara vermek. Ne kadar güzel oldu. Sahip olduğumuz ilk terasta, bir kez daha minnetle iç çekerek bomboş etrafı, bulutları izledim. Yanımda çıkardığım kitapları pek okuyamadım. Dikkatimi veremedim. Aralarda ateşim vardı, bitkindim ama yine de çıktım. Bir odaya kapalı halde (evden öte, odaya) senelerini geçirmiş birisi için bu öyle iyileştirici ki. Güneş, tenimdeki o yumuşak esinti, havadaki hafiflik... Ertesi gün, yani bugün nasıl soğuk ve gri olacağını bildiğimden, tutunmamaya çalıştım. İçeri girerken havaya baktım, geçsin, gelsin. Nasılsa geçecek, nasılsa gelecek dedim kendime. Bugün de hatırlamaya çalıştım o tatlı, sıcak hissi. Gece annemle çatı salonumuzda film izledik, ilk kez. Hidden Figures. Arkada onun astığı minik ışıklarla. Onunla onarılmak, iyileşmek, birbirimizin değerini tekrar bilmek, ne olursa olsun yanyana kalmak. Bu en sevdiğim gerçeklik. Seni çok seviyorum anne. Beni çok sevdiğini biliyorum. Bu bizim baharımız, her mevsim.
19 Aralık 2024 Perşembe
Geceler, romanlar, loş lambalar
Dün gece Napoli romanları serisinin ikinci kitabını bitirdim. Yine öyle bir yerde bırakmış ki Ferrante, yataktan salona koştum gecenin bir vakti, üçüncü kitabı alıp geri geldim. Sonra da bu keyfi uzatmaya karar verip bu geceye bıraktım.
Dünü kolaylıkla, sağlıkla atlattığımız için minnetle doluyum. Bu kıştan beklediğim iki şey,
kolaylık ve sağlıkla atlatılan bekleyiş günleri ve
aylardır yaşadığım, kapılarak, tutkuyla okuduğum romanların verdiği haz duygusu.
Olabildiğince günışığı ve bir fincan da çay lütfen, daima. Sevgilerim büyüyor. Kollarım kendime uzanıyor hep ve onları tutuyorum, bir daha havada kalmayacaklar, yanımdayım.
25 Kasım 2024 Pazartesi
Mevsim sıcak olur
Kabullenmekle ilgili okuduğum, uğraştığım bir dönem. Her travmanın ve yasın, zorlu sürecin istenen sağlıklı sonu, huzurlu bir kabulleniş, serbest bırakma ve yeni anlamlar edinmek.
Bu çok zor, çok çaba istiyor ve dura dinlene devam ediyorum. Daima sürecek bir çaba bu.
Kış ise kabullenemediğim, beni giderek daha çok zorlayan, olumsuz etkileyen, kaygı yaratan kavramlardan biri. Mevsim değil benim için. (Mevsimler sıcak, serin, hoş şeyler bana göre. Canlı, yeşil, aydınlık şeyler.) Kış uzun bir enfeksiyona, sabırla ve tahammülle atlatmam gereken bir şeye benziyor. 2 aydır depresyonumu, bitmeyen hasta halimi ve ateşimi, ayarsız üşümelerimi ve karanlık hava kederimi çözümleyip iyileştirmeye çalışıyorum. Bir kısmı geçti, bir kısmı devam. Geçen 10 gün güneş açmadı, dayanılmaz bir hale geldi içimin koyuluğu, ağırlığı. Benim gibi hisseden, daralan arkadaşlarımla haberleşmek daha az tuhaf hissettirdi. İyi gelen şeyleri bulup arttırmaya çalışıyorum. Sevdiğim kış rutinleri olsun istiyorum. Aynı anda hem bağışıklığı, hem psikolojiyi toparlamaya çalışıp bir yandan da bu şehirde, bu zor mevsimden keyif almaya çalışmak yoruyor bazen. Bir ay aradan sonra bugün hastayım, bu kadar olumsuz olmamda bunun da payı var. Defterime telkinlerimi yazmak, gerçekçi düşünceleri arayıp bulmak iyi geliyor. Kendimi yargılamamak, olduğum halimle kabul etmek, şefkat ve anlayış duymak da öyle.
Annemle birlikte, yanyana kavuştuğumuz her mevsim, her sene için şükrediyorum. Her şeyden sonra onunla yanyana olmak, günün ve gecenin merhemi benim için, biten her şeyin iyi yanı. Doya doya yaşadığımız anlar, günler, zamanlar olmuşsa, o zaman daha anlamlı hissediyorum. Geçen kış aldığımız onun sağlığı ile ilgili haberleri sindiremedim. Çok korkuyorum evet, onu zorlayıp yıpratacak kadar çok karışıyorum her şeyine. Azıcık bile zarar görmesine, durumunun ilerlemesine tahammülüm yok. Korku ile çaresizlik, öfkeye dönüşüyor. Onu korumak, kendine özen göstermesini, sağlığını her şeyin önüne koymasını o kadar çok istiyorum ki. Acıyla ve kederle geçen son dört senemizde ne kadar çok zarar görmüş, ne kadar hasar almış, buna dayanamıyorum. Bu kış sarsan, dağıtan haberler almayalım. Huzurlu, sağlıklı, yumuşak hallerle bir kış geçsin. İyilikle kavuşalım bahara.
Moralim bozuk bugün. İçinden geçip gittiğim bir duygu. Geçer, geçeceğini bilmek iyi geliyor.
18 Ekim 2024 Cuma
Ekimde en kalın hırkamla
Bugün en kalın kışlık hırkamı, içine kazak ve tişörtle giymemle resmileşti: 18 Ekim ve kış geldi. Dün 17 derece ve güneşliydi, günler sonra ruhsal çökkünlükten biraz açılıp nefes alabilmiştim. Hatta kendimi yavaş yavaş kış düşüncesine alıştırmayı, keyifleri listelemeyi düşünüyordum.
Gece yorganın altında titreyerek, yeni kitabıma (Savaşlar, Krallar ve Filler...) başlarken, odanın havası yine o tanıdık, ıslak ve soğuk havaydı. Sevimsiz kış, sevimsiz her şeyiyle ve erkenden geldi. Bugün donarak uyandım, katmanlarımı giydim. 15 derece ve bu sefer güneşsiz, ruh emici karanlığı ile burada. Kombiyi yaktım, çatıkatında kaloriferi açtım ve sarı mindere oturup, sırtımı sıcak kalorifere dayadım.
Bu sersemletici hızdaki geçişe elbette uyumlanamam. Tüm enerjim, neşem, canlılığım haftalardır bitmiş durumda. Baş edilmez şiddette haberler üstümüze yağarken, güvende olma halini tamamen yitirmişken, hayatı çok ufak köşelerinden tutup avunmaya çalışıyoruz. Madem ki bu ülkede ve bu çağda yaşamak böyle bir perişanlığa dönüştü, lütfen ıslak ve karanlık soğuk olmasın. Umarım bunları okuyorsundur sevgili hava, en kalın yünlü hırkamı daha iki ay çıkarmayacaktım. İnsanlardan değil, senden anlayış ve güzellik bekliyorum epeydir, sen güneşi ver, ben çayı demlerim.
28 Eylül 2024 Cumartesi
Tatlı neşe
Bir haftaya sığan 12 gün, 12 güne sığan 50-130 duygu. Yok abartmıyorum, ben öyle hissettim ve yaşadım. Dün vardığım dinginlik, tekrar odaklanmaya başlama hali, hafif bir yorgun gülümseme. Hemen besledim tatlı duyguları, sularını verdim, sevdim, buyur ettim. Öncesindeki ağır, kaygılı, yoğun olanlara da aynı şefkati vermiştim, onlar da benimdi ve hissedilmeye hakları vardı. Duygularımın hakları var artık, biliyorum ki duygular haksızlığı, görmezden gelinmeyi, azarlanmayı hiç sevmez. Onlara çok değer veriyorum, fark ediyorum ve isimleriyle hitap ediyorum, dönüşeceklerini bilerek. Bulutlar gibiler.
Bugün neşe de çıkageldi ki o en kayıp olan, az uğrayan yeni hayatımda. Ya dinginlik ve sükunetten sonra görünmeyen, ya çıkagelirse peşisıra hüzünlü bir durgunlukla gelen. Böyle her şekilde kabul ede ede, saf ve tatlı, kendisi olmaya başladı neşem. Minik filiz, büyüyor. Hava dün ve bugün 27 dereceydi ama hazirandaki 27 derece gibi boğucu değil, hafif, esintili ve güzeldi. Kırlangıçlarımı uğurluyorum birkaç akşamdır, nefis bulutlar eşliğinde. Bugün sokağa indim, kediden kediye giderek ufak bir tur attım akşamüstü. Halsizlik ve uyaranlar bir yana, benimsemediğim mahalle bir yana, sadece iyi geldi. İyi gelenleri bulmak, bilmek, hatırlamak, beslemek. İçim aydınlık bu haftanın 12. gününde.
Pazartesi 19 derece ve yağmurlu olacakmış. İçim belki kararır, üşür, olabilir, içimin de bir gökyüzü var. Aydınlandığını biliyorum ya. Hepsi benim ya. Çay da var, yeni romanlar da var ya. Tamam, peki.
22 Eylül 2024 Pazar
22 Eylül serin ve özgür
Beşinci 22 Eylül ve artık acımıyor. Bu o kadar güzel bir özgürlük hissi, öyle geniş bir ferahlıkmış ki. Geçen sene bugün acıyla haykıran halimi okudum günlüğümden, onunla hesaplaşmalarımızı okudum. Ben kendimi oradan çıkardım ya, güçsüz kollarımdan tutup, kollarımla sarılıp kendime. İşte bir yıldönümü, önce yasgünü oldu, sonra da özgür kaldı anılarından. Demin bir saat boyunca tatlı tatlı konuştum onunla, içinin sızısını da dinledim, hep konuşmayı sevdiğimiz ortak konularımızı da, güldük, bazı harika anıları özlemle andık. İki arkadaş gibi. Bir zamanlar, uzunca bir zamanlar bir bütün olmuş, sonra acıyla parçalanmış, sonunda da uygun bir mesafeden birbirine uzanmaya devam eden iki yakın ''şey'' gibi.
Bugünün minik mucizesi, çizimim bana geri döndü. İki ay rahat olmuştur, belki üç. Kalem kağıda yaklaşamayalı, imkansız hale gelmişti sonunda. Öylesine geçiverdi bir serin, turuncu akşamüstü. Kırlangıçları gittiler sanıyordum, bir anda onların şahane cıvıltısını, uçuşlarını, harika bulutları fark ettim. Annemin kaktüslerinden biri son derece çizilesi göründü. Defterime, kalemime uzanıp yerleştim ve iki saat boyunca sadece çizdim, kalemin sesiyle, önümdeki formlarla bir oldum. Uzun zamandır en canlılık hissettim haldi bu. Beslemeye değer bir hal ve bir fincan da çay lütfen, teşekkür ederim.
31 Ağustos 2024 Cumartesi
Boş bir ağustos, iyi
Hiç anısı olmayan bir Ağustos geçti. Kötü anıları ve gözyaşları olan son üç Ağustosun üzerine bu sakinlik, boşluk ve anısızlık bile güzel.
Bir haftadır çok artan depresyon sendromlarımı izliyorum. Arada yana yakıla boyumu aşan çareler aradığım da oluyor. Bir sakinleyip durulmayı bekliyorum. Ne yaşadığımı anlamak için, sonrasında da o çok zorlayıcı çözümlerden başka neler yapabilirim, görebilmek için. Durmayı, beklemeyi hala tekrar tekrar öğreniyorum.
Fransızca çalıştığım 25. gün dolmuş bugün, bu ayın belki de en belirgin ve tatlı gelişmesi buydu. En halsiz, hasta, bitkin halimde bile vakit ayırdım, keyif aldım. Kırlangıçlar, cıvıltıları, gökteki pikeleriyle dolu akşam saatleri, bu da bu ayın doyamadığım güzelliklerinden. Annemle domino ya da çatımızda yanyana akşam saatlerimiz, onun bilimkurgu dizileri, benim kapıldığım kitaplar ve o birlikte dinginlik hali. Tatlılık, huzur. Buhranları önceden yeterince yaşanmış ve kendisine sakinlik, neşe, keyif kalmış bir doğumgünü, sonunda. Biraz daha 37 derim, sonra 38'e adapte olurum.
Her yerden ve herkesten uzaktayım. Olduğumdan da uzak hissediyorum. Kendimi anlıyorum, hiç yargılamam yok, kucaklıyorum ihtiyaçlarımı, hallerimi, dönüşümlerimi. Kendime çok uzun bir yoldan geldim.
16 Ağustos 2024 Cuma
Temmuz kaydı
Temmuz hakikaten kaydı bu arada. Yine iki ay uzunluğunda, yine çok sancılı geçti. Hava 34 derece, hissedilen daha da beter, öylece evimizde kaldık. Ülke gündemi çok yaktı, daha da yakar. Buna alışılmaz, bundan kaçılmaz. Bu böyle bir dönem ve ilerde insanlar, şu anki psikolojimizi, neye nasıl dayandığımızı, sosyolojik her açıdan halimizi uzunca konuşup yazacaklar. Önemli bir konu olarak, hayatta kalıyoruz.
Ufak ve yumuşak
Seneler sonra, sayfamda tekrar resim var. (Kuzma Petrov tablosu) Her şeyden sonra ve bir şeyler, ben dönüşmüşken, bunu artık hep fark ederken ve kutlarken, sayfamı da renklendirmek istedim. Sayfama resim astım yine. Seneler sonra duvarıma geçen hafta resim asmam gibi, o Firenze afişi, bu yeni evde, yeni yaşamımda. Artık baktığımda, bana acı veren eski çift yaşamımızı, paylaştığımız evi hatırlatmıyor. Floransa'da bir dükkanda görüp bayıldığım, özenle iki tane aldığım (bir annemle evimize, bir çift evimize) harika yeşil tonlarda, güzel kağıtlı bir afiş o, sevdiğim, beğendiğim.
Objeler, eşyalar, giyisiler, hatta bazı hisler, sözler en sonunda eski anlamlarından özgür kalıyor. Onlar, ben çok büyük dertler atlatırken yanımda bana eşlik eden (ya da başka bir evde kaldığı için ulaşamadığım) giyisilerim ve hislerim. Evet, bir noktada hepsi aynı, hepsi benim verdiğim anlamlardan ibaret. Sevdiğim insan gibi, eski ilişkim gibi, eskide kalan mekanlar ve insanlar gibi. Yeni anlamları olanlar hala benimle. Yeniye esnemeyenler, yeniyi beslemeyenler benden uzak, ben daha da uzak. Çok acıdı. Hala çok acıyor ama ben pansuman yapmayı öğreniyorum. Tekrar ve tekrar, başkalarının ayırdığı parçalarımı, yeni parçalarımı bir bütün haline getirmeye uğraşıyorum. Canımın en içi annemin sevgisi, şefkati, sabrı var her şeyden önce. İki en eski dostumun özeni, inancı, bekleyişi var. Başımın üzerinde gündüz, akşamüstü, gece güzel gökyüzü ve kırlangıçlar var. Sonunda kavuştuğum romanlarım, yazmaya doyamadığım defterlerim, bedenimle ve kaslarımla yeni kurduğum ilişkim, ruhuma ve bedenime özenim, şefkatim, anlayışım var. Biliyorum ki bu vardığım geniş alan benim, bana en ait olanı kuruyorum ve bu... bu her şeye değer. Tüm ufak ve yumuşak adımlarımla, yavaş bir ritmle. Minnettarım.
14 Temmuz 2024 Pazar
Rüyalar tersine çıksın
Dün geceki rüyayı atlatamadım, çok fena geldi. Beni en sarsan, düşüncesi bile içimi sıkıştıran, hep korktuğum ihtimalin rüyasını görmek ne fena. Zihnim resmen işkenceyle, zorla, bana o düşüncenin görüntülerini gerçekmiş gibi izletip yaşattı. Ah zorba zihin.
Yeni bir kızarkadaşı vardı, oluyordu resmen. Birkaç kez buluşmuştu, çok hoşlanmıştı, bunu bana açıklayıp sakin kalmamı istiyordu. İçimdeki acıyı hissettim, içim ezildi. Sorduğum soruları hatırlıyorum, neleri merak ettiğimi, onun ne kadarını anlatıp ne kadarını artık benimle paylaşmadığını. Hatta öğrenmek için, normalde asla armayacağım, zebani gibi bir eski yüzü arayacak kadar çıldırdığımı. Sonra onun benimle dertleşir gibi paylaştığı bazı şeylerle, o ''kız'' hakkında edindiğim fikirleri, kendimle kıyasladığımı, içimin bir kez daha yandığını.
Olan biten hiçbir şeyi işleyemedik. O olduğu gibi kabarık halısının altına tıkıp geçti. Ben hepsi önümde, hepsi kırıklar yığını, kalakaldım. Asla birlikte temizlemeyeceğini, onarmayacağını anladım sonunda. Hep oyalayacağını ve beni de idareten sürenler listesinde tuttuğunu. ''Belki bir gün'' diye diye. Hiç gelmemiş ve yaşanmamış tüm sözleri gibi. Sorun değil, artık istemiyorum ve beklemiyorum. Odağımda kendime verebildiklerim ve verebileceklerim var. Artık başka birinin sözlerine zaten güvenmem.
Yine de. Gördüğüm berbat rüyaya ve o kadarına hazır olamam. Olmak zorunda da değilim. Sadece unutmak istiyorum. Çok acıdı.
Haziran Kaydı
Haziran ayında birkaç kez kaydetmek istediğim vakitler oldu. Kaydetmeye ve sonra açıp okumaya değer bulduğum hisler, anlar, kitaplar, diziler ve geceler.
Annemin ilk defa açan, 20 senelik kaktüsünün kocaman, beyaz, uzaylı gibi farklı, büyüleyici çiçekleri mesela. Onları birlikte izlememiz, paylaştığımız coşku, heyecan ve hayranlık.
Zor hislerle başa çıkmakta, sindirmekte kazanmaya devam ettiğim pratik. Beni çok zorlamaya, ağlatmaya, kendinden uzaklaştırmaya ve her seferinde ben kopacak hale gelmişken buna da izin vermemeye devam etti. Kendi iyiliğimi, akıl sağlığımı, hayatımı önceliklendiriyorum. Her seferinde büyük bir keder, hayalkırıklığı yaşasam da, güne en sevdiğim şekilde başlamayı, elimden geldiğince o kırığa basmadan günü geçirmeyi sürdürüyorum. Sonra gelip hatır soruyor, değer verdiğini, üzgün olduğunu söylüyor. Affetmiyorum, affetmediğimi söylüyorum. Onun istediği şekilde içi rahatlıyor ve tekrar uzak, özensiz, acımasız davranmaya başlıyor. Bu döngüden ben çıktım Temmuzdaki son umut ve güven kırdığında. Veda ettim. Kabul etmedi, o edemedi. Artık onun çaresizliklerini görüyorum, ben kendimi çaresiz bırakmadığım için şükrediyorum.
Yağmur ve fırtına olan harika Cuma gününü hatırlıyorum. İlk 35 derecelik haftanın üstüne, nasıl da ilaç gibi gelmişti. Gezeceğimiz yerler hep kaldı ama, birkaç serin havada bir Kuzguncuk, bir Üsküdar tepeleri, bir iki Küçükyalı yaptık.
Malcolm in the Middle bitti. Arada çok tatlı ve kısa Not Dead Yet bitti. Çıtır çerez birkaç film baktık. Ben Call My Agent'a başladım ve bayıldım. Kitaplarımdan Evlilik Portresi'ni çok kapılarak okudum. Ortaçağda evlilik, gerçek bir tarihi olay, Floransa tasvirleri, sevgili Lucrezia karakterinin içime işleyici, çok doyurucu bir romandı. Simyacı bu ay biter uzun aylardan sonra. Olasılıksız ve Yerdeniz Büyücüsü başlanmış halde bekliyorlar. Zweig iki senedir az az ve tam istediğim şekilde ilerliyor. O arada sayısız psikoloji konusunda kitap bitiyor, ellerimde ve zihnimde bilgiler dönüşüyor, beni tamamlıyor, çabam bu.
Somatik egzersizler ve lenfatik masaj hayatımda ve günümde kalıcı oldu Haziranda. Artık yeni ve etkin araçlara ihtiyaç duyuyordum ve bu kesinlikle bedenimle ilgili olmalı, ruhsal kaynaklı fiziksel sıkıntılarımı çözmeliydi. Buna yönelik olanları buldum ve iyi sonuç aldım. Devam ediyorum.
Çok güzel bulutlu kırlangıç saatleri oldu. Önceleri çıkma isteğim yokken, anneme uydum, onun istekleriyle terasa çıkmaya başladım. Çok iyi geldi. Tavanımızın gökyüzü olduğu o alan için hep şükrediyorum. Bu evdeki ikinci yazımıza girerken, bu yepyeni şansa alışmış değiliz, hala inanılmaz geliyor. Bir gece ilk cin tonikli, serin, İtalyanca şarkılar dinlediğimiz gecemizi yaptık. Kadehler tokuşturduk, yıldızlara baktık. Sarhoş oldum aylar sonra. Gülümsüyorum hatırlarken bile.
Beklemediğimiz sıcaklıkta, evden çıkartmayan Haziran'ı, güzel ve dingin yaptım elimden geldiği kadar. Minnet doluyum.
31 Mayıs 2024 Cuma
Mayısa yetişen gün
Mayısın son günü, annemin ''Hadi Kuzguncuk'a gidelim'' dedi. Bu ay hiç gezmek, keyif olsun diye çıkmamıştık. Bu mahalle ve ev, yaka, yabancılık hali bizim evde sakin ve korunaklı bir hayatı seçmemizi biraz mecburi kıldı. Çok nadiren çıkıyoruz, dışarda az kalıyoruz ve yorgun şekilde dönüyoruz. Bugünkü 28-30 derece hava, benim için dışarı çıkma limiti olarak belirlendi. Yine de dışardayken gördüğümüz çiçekler, hafif rüzgar, deniz bazen, ağaçlar çok güzel. Birbirimize gülümseyerek bakmak güzel. Aidiyetimiz hiçbir yere, insana değil, birbirimize sadece, çok yeterli ve öz. Yavaşça, adım adım, birlikte iyileşiyoruz. Sonsuz sevginin verdiği sabırla, güçle ve anlayışla. Minnettarım.
Bugünden iki gün önce, salonda sabah keyfimizle otururken, kendiliğinden sonsuz - kısa, kusursuz bir anı paylaştık. Anneme bir şarkı sözünden bahsettim, Mor ve Ötesi'nin ''Dünya Yalan Söylüyor'' cümlesini. Hep ilgisini çeker böyle derinlikler, yenilikler, keşifler. ''Açsana, dinleyelim'' dedi. Spotify'dan açtım, (Yardım Et şarkısı) kanepeye yanına oturdum, başımı omzuna dayadım. Turunç da öteki yanındaydı. Birlikte tavana, etrafa bakarak, omuzlarımız bir, içimiz mutluluk dolu, şarkıyı dinledik. Nasıl sade ve dolu bir büyülenme anı. Aynı büyüyü paylaşmak. O an yaşlarımız aynıydı, 18'di, bir festivaldeydik, bir yandan da ilk kez keşfediyorduk bu müziği, heyecanı. Üstüne de o anı ve müziği iyice güzelleştirmek için, en yakışan ''Daha mutlu olamam'' şarkısını açtım. Sözler nasıl da bizim bugünümüzdü. ''Küçük şeyler sevindirir ruhumu, hayal bile edemezdim, ben bunu...'' Ellerimiz bir, birbirimize gülümsedik. Daha mutlu olamazdık o an, bunu sayısız kez yaşadık. Bu anı onunla paylaşmanın büyüsü tüm gün ve sonraki günlerde hala, beni gülümsetiyor.














