20 Ocak 2015 Salı

İyi biten bir hafta, iyi.

Nasıl bir haftayı bitirdim, ben bu haftayı nasıl bitirdim? Bilmem ki, hapşırıyordum işte şurada, sonra koştur koştur atölye, ''Nasıl yani, resim 4 güne mi yetişecek?'' Eyvahlar olsun, imkan yok. Otur, boya, kalk, boya, hapşır, boya... ''Nasıl, fotoğraf çekimi mi ertelenmiş, 3 gün daha mı var?'' Biraz daha boya, biraz daha hapşır, dur boya, devam boya.
 Sonra kedi Titrek kucağıma geldi, ''Yetişiyor, sorun yok. Kulaklarımı kaşıyabilir misin, patim yetişmiyor.'' dedi. Ben durdum baktım, resim sonunda gözüme felaket görünmemeye başladı. O sırada sevdiğim çocuk geldi, bir öpücük kondurdu, kalktım dans ettik. (Kimse bakmazken, ani ve kısa danslar iyidir.) Sonra kek yedik, kahve içtik, güzel bir güneş açtı ve ısındık. 

O arada bir gece vakti izlediğimiz ve kahkahalar attığımız ''The man who knew too little''ı ısrarla öneririm, başrolde Bill Fucking Murray var, bu bile izlemek için yeterli bir sebep. Gerisi tesadüf eseri gelişen olaylar, terslikler, absürdlükler, Bill Murray'nin muhteşemliği ve rahatlığı. Muhteşemlik ve rahatlık demişken, bir gece Emek geldi eve, ne güzel geldi Emek. Yukarıdaki kedili ve aslanlı patiler bizimkiler, Pazar sabahı hallerimiz.
Bugün aile evimdeyim, bakım ve onarıma alındım. Yoğun ve hızlı geçen bir haftadan sonra, ilaç gibi, battaniye ve yastık gibi bir karşılama, kedi Şeker özlemiş, huzurlu, yumuşacık ve çok yakınımda. Daha ne isterim, istemem daha başka şey.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder