9 Mart 2010 Salı

kahve molası

bu aralar herkesde bir durgunluk, sessizlik, az biraz da melankoli. mart hep sevimsiz sürprizler yapar, neyseki çabucak geçer gider.

cnbc'de adını bilmediğim bir filmi izliyorum, arkadaşım ''audrey'nin son filmiymiş'' dedi ve açtım. beyazlar içinde, hafif bronz, incecik kırışıklı yüzüyle audrey hepburn, tatlı tatlı konuşuyor. keşke daha da yaşlanabilseydi, hatta şu 90 küsür yaşında oscar törenine gelip onur ödülünü alanlardan olsaydı. audrey hepburn kadar zarif ve etkileyici bir kadın.. ben bilmiyorum.

emekle mephisto'da kitap dergi karıştırırken, türkiye vogue'u görmemiz, emeğin heyecanla ve üstüne basa basa ''vööög'' demesi, bunu hemen yanındaki japon turistin kulağına söylemesi üzerine.. ben artık vöögg görünce ciddi olamıyorum.

hiç ama hiç sevmediğim bir insana hocam deme zorunluluğu, onun öğreteceği bir kelimenin bile ilerde işime yaramayacağını bilmek, sanat ortamlarında arkasından dalga geçilmeden tek lafı edilmeyen birini başımıza sırf okula kene gibi yapıştığı için uyduruk derslerle koyuvermek, okulda geçirdiğim son senemin biran evvel bitmesini istememe sebep oluyor.

ben de sık sık kahve almaya diye yerimden kalkıp toz oluyorum.

canınızı sıkmayın, şuan herneyi kafaya takıyorsanız bir sene içinde unutmuş olacaksınız. ya da işler bir sene içinde iyice berbat bir hal alacak, bilemiyorum. yine de canınızı sıkmanız bunu değiştiremediğinden, gülümsemekte yarar var.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder