3 Mayıs 2014 Cumartesi

siyam güzellemesi

  Siyam kedilerine bayılıyor oluşumun çocukluğumdaki ilk kedim Gümüş'le geçen üç yıl ve sonrasında gerçek anlamda ilk kedim olan Şeker'le geçen sekiz yıldan bağımsız olarak, bu yaratıkların görünüşüne, karakterine ve tarihine duyduğum büyük ilgiyle alakası var. Köpeğe en çok benzeyen kedi türü derler siyamlar için, birçok bakımdan doğrudur. Diğer kediler özgür ve bağımsızdırlar, kendi başlarına saatlerini geçirebilirler, hatta mutluluk içinde yaşarlar tek başınalıklarını (bu da kedilere duyduğum hayranlığın sebeplerinden biri ya) Siyamlar öyle değil işte, sahibine bağlı, çoğu zaman bağımlı hatta. Mısır'daki rahip kedilerinden, Tayland'daki keşişlerin kedilerine uzanan yolculukları, genlerine inanılmaz bir koruma ve bekleme güdüsü işlemiş, bunu ancak siyam kedileri olanlar bilir. Şeker'in ilk zamanlar sabaha karşı uykumda yaklaşıp, burnunu ağzıma dayayıp nefesimi kontrol etmesine inanamazdım, birkaç kez sırf tepkisini merak ettiğimden nefesimi tuttum ve patisiyle ağzımı itmesini, yoklamasını hayretler içinde izledim. Artık sabaha karşılarımız bir ritüel, hayatta olduğumu ve onu çok sevdiğimi biliyor, buna güveniyor (Sokaktan kurtarılan her hayvan gibi, bu güveni duyması çok uzun zaman aldı.) sabaha karşılar ikimize ait, karşılıklı sevgi gösterileri, birbirinin üzerine doğru gerinmeler, tırrlamalar, purrlamalar eşliğinde geçiyor. Bir de pek sohbeti yapılmayacak tuvalet ziyaretlerimiz var, anlatması da tuhaf ama Şeker beni ve annemi en ufak tuvalet ziyaretine bile asla yalnız yollamaz. İşimizi bitirip çıkana kadar çamaşır makinesinin üzerinde gururla dikilip bizi izler. Eskiden ''bebeğim sapık mısın sen'' dediğimde, ''hayır efendim, burası türlü tehlikelerle dolu, sizi koruyorum ben, sen işine bak'' derdi. ''bütün manyaklar bir eve toplanmış, sağol eksik olma canım'' diyerek razı gelirdik. Şeker hep çok komikti, çıkardığı yerli yersiz tuhaf sesler (miyavlama diyemiyorum onlara) güzel şaşı gözleri, sakarlıkları, neşelenip evin bir ucundan diğerine at gibi koşturması... hala en çok ona gülerim, en çok ona sevinirim.



  Artık geçen yıllardaki gibi her gecem kedimle birlikte geçmiyor, haftanın daha az günü bu evde, daha çok günü yeni,diğer (malesef kedisiz) evdeyim. Çok özlüyorum kızlarımı, üçümüzün bir arada olduğu saatleri. İki gün önce hasta olarak geldiğim aile evimde yatağıma girdim, girmemle ateşimin iyice yükselmesi ve bitmeyen uykulara dalmam bir oldu. Elbette ki asil bekçim ve koruyucum beni yalnız bırakmadı ve kolumun altındaki yerini aldı. Dün ben yataktan hiç çıkmadım, o da bir kez bile çıkıp yemek yemedi, başımdan ayrılmadı. Arada bir patilerini koluma yaslamak dışında pek hareket de etmedi sevgili kedi kızkardeşim. Ona boşuna kedi kızkardeş demiyorum, yapabileceği en güzel şekilde ilgileniyor benimle, gerçekten de iyi ediyor bir şekilde.


  Bir de tüm bu saydıklarımın iki-üç katını yaptığı annem var. Onunla ilişkisi apayrı, ona cidden tapıyor. Annem gerçek bir kedi annesi, bebek gibi baktı Şeker'e. Onun koyduğu kuralları ve uyguladığı disiplini ben mahfettiğim için arada kızar bana, haklıdır da. Şeker ise tüm yemeğimi paylaşmaktan, hiç hoşlanmadığı bir şey yesem de illa ki tadına bakmaktan, yasak olan her yere benden yüz bulup çıkabilmekten, günün her saati uyuyabilme potansiyelimden memnun, bir kediye kızkardeş olmak da böyle bir şey işte.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder