23 Nisan 2014 Çarşamba

Ben seni nasıl susayım?

   Sana daha önce kimsenin bakmadığı bir açı var, derecesiz ve düzlemsiz bir açı. Tam oradayım seni izlerken, keşfedilmeden önce eksikliği fark edilmeyen bir buluşun, kaşifin aklına düştüğü andaki kadar heyecanlı, aydınlık bir zihin hali bu. (Ama benim kalbimin içinde bir zihin var.)

  Bütün güzel sözleri duyman gerek ama güzel sözlerin çoğunu kendime saklamam gerek. Bu benim içimdeki bitmeyen ikilemlerden biri. Karşımda bir Amerika, bir kimya formülü, bir yeni takım yıldız, bir elektrik akımı duruyor ve ben mantıklı olmak, sakin konuşmak zorundayım. Neden? (Çünkü terbiye, çünkü sükunet, çünkü pek çok nedenden dolayı böyle böyle işte.)

  Ben sana o an bir klişe söylemek istedim, çok istedim de söylemedim. (yok seni seviyorum değildi, bütün ''seni seviyorum''ların yaşandığı bir bahar gününde, o da kesmezdi.) 

  Ben şimdi burada da sustum. Bak ben cidden sustum. (Konuştuklarımı da ertesi gün geldim, sildim hatta)

  Daha sonra değil de, biraz daha sonra, kulağına söylerim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder