Ama Beşiktaş hala ne kadar güzel, çok daha kalabalık, karışık ve gürültülü olsa da güzel, ev gibi semt. Gece öğrenciyken hep geçtiğimiz Çarşı'dan, kartal heykelinin yanından yürürken, o seyyar pilavcı mis gibi kokarken, Ekinciler Pastanesi'nde oturup beni biraz ayıltmak için su böreği ve kazandibi yerken (ah nasıl da güzel yaparlar!) bir de tabii Sinanpaşa'nın önünden geçip de, içimden yükselen ''Hadi girip biraz alışveriş yap! Azıcık etek, azıcık tişört al, al çabuk!!'' diyen sesi duymazdan gelirken hep gülümsüyordum. Emek yanımda olsa, kesin içeriye dalıp talan etmiştik bir acele. Sonra Ihlamurdere Caddesi boyunca, her köşe başındaki kocaman kaplarda suları, kuru mamaları görürken de öyle, kedileri ve köpekleri selamlarken de. Bu semtte okuduğum ve 20-30 yaş aralığını en çok bu semtte geçirdiğim için mutluyum, en yalnız ve dertli zamanlarımı da, en neşeli ve kalabalık arkadaş toplantılarımızı da, en romantik öpücüklerimizi ve ilk el ele gezmelerimizi de izledi Beşiktaş Çarşı'sı, yeri elbette ki çok ayrı o yüzden.
istanbulda bir gece etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istanbulda bir gece etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Eylül 2015 Cumartesi
Çarşı'da bir gece
Artık hiç ait hissetmediğim İstanbul'un, az biraz ait kaldığım iki semtinden biri; Beşiktaş'ta geçen cuma gecesi sonrası, ben bir yorgun, bir akşamdan kalmayım ki, bu duruma her seferinde şaşırıyorum. Son iki-üç yıldır ne zaman birazcık içsem, ertesi gün uyanması, ayılması ve gerçekten iyi olmasıyla tüm günü kapsayan, rezalet bir süreç geçiriyorum. Eskiden haftanın birkaç gününü dışarıda geçirirdik, cidden gürültülü müzik olan, yorucu yerlerde. Ben ertesi gün kalkıp okula giderdim, resim yapardım, derse girerdim, hiçbir uyuşukluk ve yorgunluk hissetmeden. Her 'genç' insan gibi. Şimdilerde en fazla 4-5 bardak bir şeyler içip, ertesi güne hamur kıvamında uyanıyorum, insan tabii biraz kırılıyor kendi bünyesine, eskidiğini fark ettiği arabasına bunu hiç yakıştıramamak gibi. Eskiden de makyajımı hiç çıkarmadan yatardım mesela (bravo!), ama ertesi sabah güzel bir panda gibi hissederdim kendimi, şimdi ise aynada, akmış göz kalemimin dolduğu iki ince çizgiyi uzun uzun inceliyorum. Sevdiğim çocuk kafamın içinden bana sesleniyor: ''Dram yaratmaaa, hadi yıka yüzünüüü'' peki, pekiii.
Ama Beşiktaş hala ne kadar güzel, çok daha kalabalık, karışık ve gürültülü olsa da güzel, ev gibi semt. Gece öğrenciyken hep geçtiğimiz Çarşı'dan, kartal heykelinin yanından yürürken, o seyyar pilavcı mis gibi kokarken, Ekinciler Pastanesi'nde oturup beni biraz ayıltmak için su böreği ve kazandibi yerken (ah nasıl da güzel yaparlar!) bir de tabii Sinanpaşa'nın önünden geçip de, içimden yükselen ''Hadi girip biraz alışveriş yap! Azıcık etek, azıcık tişört al, al çabuk!!'' diyen sesi duymazdan gelirken hep gülümsüyordum. Emek yanımda olsa, kesin içeriye dalıp talan etmiştik bir acele. Sonra Ihlamurdere Caddesi boyunca, her köşe başındaki kocaman kaplarda suları, kuru mamaları görürken de öyle, kedileri ve köpekleri selamlarken de. Bu semtte okuduğum ve 20-30 yaş aralığını en çok bu semtte geçirdiğim için mutluyum, en yalnız ve dertli zamanlarımı da, en neşeli ve kalabalık arkadaş toplantılarımızı da, en romantik öpücüklerimizi ve ilk el ele gezmelerimizi de izledi Beşiktaş Çarşı'sı, yeri elbette ki çok ayrı o yüzden.
Dün işte ''Bir cin tonik daha alabilir miyim?'' derken ve o güzel, soğuk, limonlu şey lıkır lıkır giderken, buraları, o hallerimizi izliyordum. Özleyerek değil de, yenilerine gayet hazır ve mutlu, keyifle izliyordum hem de. Masadakiler de aynı yaş aralığında yanımdalardı, sonrakinde de olacaklardı. O vakit anladım ki, geçmişe huzurla bakabilmek, hayatın en büyük minnet durumlarından biri. Oasis'ten ''Don't look back in anger, I heard you say'' hepimize gelsin o zaman. ''Ben bir kupa yeşil çay alabilir miyim?'' Kalkıp alayım.
Ama Beşiktaş hala ne kadar güzel, çok daha kalabalık, karışık ve gürültülü olsa da güzel, ev gibi semt. Gece öğrenciyken hep geçtiğimiz Çarşı'dan, kartal heykelinin yanından yürürken, o seyyar pilavcı mis gibi kokarken, Ekinciler Pastanesi'nde oturup beni biraz ayıltmak için su böreği ve kazandibi yerken (ah nasıl da güzel yaparlar!) bir de tabii Sinanpaşa'nın önünden geçip de, içimden yükselen ''Hadi girip biraz alışveriş yap! Azıcık etek, azıcık tişört al, al çabuk!!'' diyen sesi duymazdan gelirken hep gülümsüyordum. Emek yanımda olsa, kesin içeriye dalıp talan etmiştik bir acele. Sonra Ihlamurdere Caddesi boyunca, her köşe başındaki kocaman kaplarda suları, kuru mamaları görürken de öyle, kedileri ve köpekleri selamlarken de. Bu semtte okuduğum ve 20-30 yaş aralığını en çok bu semtte geçirdiğim için mutluyum, en yalnız ve dertli zamanlarımı da, en neşeli ve kalabalık arkadaş toplantılarımızı da, en romantik öpücüklerimizi ve ilk el ele gezmelerimizi de izledi Beşiktaş Çarşı'sı, yeri elbette ki çok ayrı o yüzden.
24 Haziran 2012 Pazar
ola da bilir di
20-25 yaşlarında genç bir kadın. sosyal hayatı falan çok aşırı değil, haftada en fazla iki gece çıkıyor. o yüzden birkaç ay önce karar vermiş, para biriktirmeye. iki ayda 600 lira kadar biriktirmiş. o da bir şey. hiç yoktan iyi.
sonra dün, akşamüstü uyanmış. hava çok sıcak olduğu için, gündüzleri aralıklarla uyuyor. öğlen, öğleden sonra, akşamüstü, bölük pörçük uykular. akşam 8 gibi, hazırlanmış, kısa bir şort, uzun bir atlet, hiç takı yok, güneş gözlüğü de yok elbette, makyaj olarak da kopkoyu çekilmiş siyah göz kalemi. pembe allık.
evden çıkıp taksiye binmiş. bakırköy'den. emirgan'a gidelim demiş. müzik çalarının kulaklığını takmış, arka koltuğa güzelce yayılmış ve camı da açmış. yüze çarpan serin rüzgar. hole, garbage, pj harvey, alanis morisette'in eski, gürültülü, güzel şarkıları. güzel kadınların güzel sesleri. havayı içine çekerken, yine kafasında görüntüler oluşuyor, kadın şuan sahnede, o şarkıları söyleyen kendisi, mikrofona bağırıyor, gitarı muhteşem sololar atıyor ve konser çok kalabalık. gözlerini açıyor, sahil yolu ve denizin üzerindeki gemilerin oluşturduğu yakınlarda bir şehir var yanılsaması. belki gözleri kapalı kalsa daha iyi. sonra ani frenler, kornalardaki istikrarsız yükselmeler. karaköy biraz sorunlu. ama sorun değil. gece çok güzel ve serin. biraz daha ritm gerektiği için moloko, air, charlotte gainsbourg, beck, the xx.. her şarkıda şehir uyum sağlıyor müziğe. taksicinin görüp görebileceği en mutlu müşteri bu kadın. ne müziğine karışıyor, ne yolu saçma bir şekilde uzatmasına, ne hızlı kullanmasına. hatta hepsi daha iyi, daha istediği gibi, kendi atmosferini yaratması için, arka koltukta. 60 lira verip iniyor arabadan. emirganda, denizin önünde şöyle bir iki dakika dikiliyor, sonra yolun kenarından başka bir taksiye biniyor. rumeli hisarına lütfen. ve sonra. oraya kadar, patti smith. yol boyu. helpless'ı söylerken patti, kadının huzurdan gözleri dolmuş olabilir. ya da yüzüne çarpan havanın güzelliğinden belki. orası net değil. sonra. lütfen yeşilköy'e diyor yeni taksiciye. emin misiniz çok yazar? eminim, lütfen olabildiği kadar yolu uzatarak gidelim. yeşilköy, çocukluk. en eski çocukluk. ilk çocukluk. oraya varana kadar, badly drawn boy. biraz daha charlotte. hatta biraz eski anı, biraz no doubt'ın ska punk zamanları. ama hayır offspringg' hiç girilmeyecek, o fazla eskiye fazla derinden bir dönüş olurdu. ve yeşilköy'de, her yer o kadar değişmiş ki. okuldan kaçıp gelinen çarşıda yeni açılan lüks yerler, cafeler. balıkçı hala duruyor ama. eski birkaç ev de, iki katlı, bahçe içinde. yeşilköyde yeni bir taksiye binmeden önce, parkta oturuyor 10 dakika kadar. sonra yeni bir taksiye binip, sarıyer'e lütfen diyor, ve evet, fazla yazacağını biliyorum.
kadın o gece 600 lira harcıyor sabaha kadar. içkiye, yemeğe, sinemaya, konsere, arkadaşlarla ve sevgiliyle harcamıyor ama ilk defa, bir cumartesi gecesi. sadece yollara harcıyor. her köşesine istanbul'un. sırf yolda olmak, serin hava ve takside olmanın hissettirdiği rahatlık için. kendi tuhaf zevki için. sabahın erken bir saatinde, beşiktaştan biniyor taksiye, bakırköye diyor.
evin kapısını açarken çok yorgun, çok mutlu, başka bir gündüz uykusuna hazır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

