1 Nisan 2012 Pazar

doğumgünü kızının dostu



gel emek mate yavrum, öncekileri bir analım beraber. şimdikine en son geçelim.

ilki çok absürd, bize yakışacak şekilde. sen uzun kızıl saçlarından yeni kurtulmuştun, bense herkesin görünce ürktüğü o ''psikolojik rahatsız'' halimden. bahar başlangıcıydı, her sene olduğu gibi. henüz bir yıl bile olmamıştı arkadaşlığımız başlayalı, ama o kadar çok gülüyorduk aynı var olmayan şeye, o kadar aynı, var olmayan dili konuşuyorduk ki. aldığımız hediyelerden sadece kapağında pala bıyıklı bir osmanlı padişahı olan defteri hatırlıyorum. gerisi biraz flu. sana hediye pakedini verince hemen o deftere takıldın, yıllar sonra hala, bu ilk olan ''bana padişahlı defteri layık gördüğünüz'' doğumgünüm diye anılacaktı senin tarafından. bilememiştik.

bir başkasını hatırlıyorum, sen mecidiyeköydeki evindesin, ısrarla çıkıp atölyeye gelmiyorsun. atölyede pastan hazır, ekşimek üzere artık. paket paket cipsler, içkiler, şekerler masada. seninle benim resim yaptığımız masada. tüm atölye sen içeri girdiğinde çıngar koparmak üzere bekliyor, cipsleri tırtıklıyor, pastanın üstündeki süsler üç beş yeniyor, gittikçe azalıyor. arıyorum, ''sevgilimle uyuyorum, ben çıkmayacağım bugün'' diyorsun. sevgilin de yeni, sevgilin de harika, birşey diyemiyoruz. sonunda sevgilini arıyoruz, 'gönder şunu evden, atölyeye gelin' diye. eniştelerin eniştesi sıtkı, seni zor bela o evden çıkarıp getiriyor. sen homur homur kapıdan giriyorsun, ışıklar kapalı atölyede, birden ''sürpriiiiz'' diye bağırıyoruz, sen olduğun yerde zıplamaya başlıyorsun hiç konuşmadan. ben de başlıyorum. manasızca bir süre zıplıyoruz.

bir başka yıl. yine dükkan dükkan gezip, hediye paketimize hediye depoluyoruz pelinle. elbette ki bir elbise alınacak en başta, seni can evinden önce elbiseyle vuracağız. street box'a girip fuşya renkli elbiseyi gözümüze kestiriyoruz, kapıp çıkıyoruz. sonra başka şeyler de ekleniyor pakede, kuka'da buluşuyoruz sonra. sıtkı da çok hevesli, yerinde duramıyor, sana elbiseler ve çantalar almış. sıtkı, pelin, ben aldığımız elbiseleri anlatıyoruz birbirimize, böyle kıpır kıpır. ağzımızdan şunlar dökülüyor ''biz street box'tan aldık bir tane, böyle fuşya, koyu pembe, -aaa ben de ordan öyle birşey aldım. bizimki böyle beli fiyonklu, sırtı şöyle... -lan! benimki de!'' bir acele paketleri açıyoruz ve sana aynı elbiseyi aldığımızı görüyoruz dehşet içinde. sen geliyorsun, utanç ve neşe içinde paketlerimizi veriyoruz. sonra siz elbise değiştirmeye gidiyorsunuz.

bir başka doğumgünü, yine kuka'dayız. kalabalığız. birşeyler yeni olmuş, birşeyler yeni olmak üzere.. evrim ve ben aldığımız iki boy farklı pastayı üst üste monte edip yeni bir pasta yaratmanın sevincini yaşıyoruz. sıtkı ve senin fotoğraflarını çekiyorum, açık mavi, açık pembe tonlarda. hediyeleri hiç hatırlamıyorum o yıl. ama sen pastanın mumlarını üfleyip dilek tutarken, içimden senin için dilediklerimi hatırlıyorum. gerçek olduklarını üç yıl içinde görebildiğim dilekler.

geçen sene. senin çatı katındayız. kız kızayız bu sefer. ama elbette, bir de sıtkı var. iyi ki var. artık belli gideceğiniz, sürekli ''bir arada son doğum günün'' deyip duruyoruz. ama buruk falan değiliz, aylar var daha gitmene. bıyıklı kolyeyi, güzel elbiseleri, chetic çorapları falan hatırlıyorum. sonra bize yaptığın ufak defileyi.

eski doğumgünlerin yine kafamdan geçiyor, şaşırıyorum her yıl ne kadar değiştiğine ama bir o kadar aynı kalışına, şaşırtıcı şekilde ani ve farklı, güven ve huzur vermek üzere aynı. hep bir şeylerin arasında, ama asla belirsiz değil, hep çok net. ve her an ''pffff''layarak gülme krizine girmeye hazır. ben olur olmadık bir yerde kahkahalara boğulursam da bana katılır, tek başına kovulmam ordan. ve bana saatlerce izah edebilecek kadar sabırlı, asla kabullenmeyeceğim şeyleri. arada şöyle sağlam bir küfredip, aklımı başıma getirmek üzere her zaman biraz, bir nebze olsun mantık sahibi. hep ne istediğini bilen, hep istemeye ve peşine düşmeye hazır. ne kadar sevgi dolu olduğunu belli ederse başına iş açmaktan korkan, ama sevgisini de eksik etmeyen, bir de güzel yemek yapan, zeytinyağlısı ayrı, çorbası ayrı, tatlısı ayrı. ilerde köpekleri çok sevecek, vazgeçemeyecek olan. çocuk korkumu çocuğu sayesinde aşacak olduğum. daha binlerce olasılığımız olan. üstelik seven eleven'ın köşesinde olan, hayal ürünü olasılıklar gibi değil, daha tanıştığımız an önümüzde sonsuz olasılığın bulunduğu, kimsenin umursamayacağı bir tarih sayfasına, siyah beyaz bir fotoğrafın altında ''işte emek ve eylül böyle tanıştılar'' şeklinde not düşülecek olan.

dost.

dün ilk defa tam olarak yanında değildim doğumgününde. aramızda ülkeler, ırmaklar, küçük yer yüzü şekilleri vardı. fakat tüm gün bir şeyler düşündüm eskiye ve bugüne dair, bir şeyler karaladım not defterime. onları da yırtıp sana gönderilecek pakete ekleyeceğim, belki benim sensiz ilk doğumgününü nasıl geçirdiğimi, neler çizdiğimi görmek istersin. çünkü bu defteri hemen karıştırırdın burda olsan. üzerinde konuşurduk hemen.

doğmuş olduğun ve tanıştığımız o komik sonbahar günü için her zaman 'iyi ki' diyeceğim. bu doğumgününde tuttuğum dilek, bir seneyi kapsıyor, gerçek olduğu günün gecesi nehir kıyısında şaraplarımızı bunun için içeriz.

2 yorum:

  1. ne güzel bir yazı ve fotoğraftır, sorarım

    YanıtlaSil
  2. bu kadar güzel hisseden ve bir o kadar güzel ifade eden birine ne denir ki? ilk defa bu kadar yalnız olmama rağmen bu kadar sevgili lülüşkayla dopdolu hissediyorum. ilgin, desteğin üstümden hiç eksik olmasın, beni hep kutsasın hep onurlandırsın.

    gayet açık ve net belirticem: bebelettosun.

    ayrıca, sevgilimle geçireceğim o güzel günün içine bütün bölüm birleşip bi güzel etmiştiniz. bunu asla unutmayacağım ve bir gün ben de, sevgilinle geçirmek istediğin sakin ve huzurlu bir günün ortasına yaklaşık 30 kişilik bir insan grubuyla girizgah yapacağım! >:)

    1 yıl sonrası çok uzak, gel şunu ağustos'un 20'si yapalım :) <3

    YanıtlaSil