28 Mart 2012 Çarşamba

kenzo

ikea'da geçen bir günün sonunda, dışarı, güneşe çıktım. o an önümden birkaç kız geçti, birileri, birkaç insan... ve sonra o koku, o tanıdık koku. yıllar öncesine ait, ama yıllar sonra bile hiç unutmayacağım o koku.

ince uzun, cam bir şişeydi ve şişenin üzerinde kırmızı, ince uzun bir çiçek vardı. saçlarına, boynuna, tüm kıyafetine sıkardı onu. o zamanlar da parfüm hiç sevmezdim, burnum kırışarak ''çok ağır yahu, nasıl sürüyorsun bunu'' derdim. ve tüm gün o kokardı, gelip bizde kalırdı, evine gittiğinde yastığım kokardı hala, iki gün, üç gün..

içimizden insanlar, zamanlar ve mekanlar geçiyor, değişiyoruz, uzaklaşıyoruz, maddi ve manevi olarak uzaklaşıyoruz. en sonunda, bir zamanlar imkansız görünen o kopuş bile gerçekleşiyor. ve devam ediyoruz, kendimiz bile fark etmeden, kendiliğinden. kimimiz daha güvensiz, daha inançsız, kimimiz daha şanslı, daha mutlu. ben hangisi olduğumu bilmiyorum, belki hem güvensiz, hem şanslı, hem mutlu, değişik, karışık..

ama soğuk ve güneşli bir günde, çok tanıdık bir parfüm kokusu, 16 yaşımdaki hiçbir şey bilmeyen, sadece tıka basa sevgiyle dolu halime dil çıkarıyor, alay ediyor o halimle. artık iki farklı insanız.

2 yorum:

  1. cok sevdigim bir filmi izlermis gibi hissettim bu yaziyi okurken, hani kendini bir karakterle ozdeslestirirsin ve kafani sallayarak izlersin ya, oyle oldu.. :)

    YanıtlaSil
  2. demek ki sende de olan hislermiş, hafızanda ya da, bilmem ki nerede depoluyoruz duygularımızı, sonra bir parfüm parmağıyla dürtüyor onları, sonra yine diniyorlar sakince. sevindim beğenmene :)

    YanıtlaSil