24 Eylül 2010 Cuma

how can I go to Montauk?





-arkadaki bulutlara aldanma, onlar içeriği dengelemek için ordalar. bakıp okudukça için açılacak sanma. ben hep sanıyorum gerçi.

-çok güzel kadınlar görüyorum, çok üzgün, çok hayalperest, çok aşık. etkileniyorum. neden etkilendiğimi bulmak için bitirme projemin konusu yapıyorum onları. bakalım. insanlar görünce şaşıracak ''aa bu kız beni ne zaman görmüş de zihnine kaydetmiş'' diye. ama bilmezler ki ben çaktırmadan, öylesine gördüğüm birinden bile pek etkilenirim, de ses etmem, izlerim.

-hava o kadar istediğim gibi ki. hiçbirşey yapmadan, sadece solunum yaparak mutlu oluyorum bu aralar.

-hayatımda bir joel barish var. fakat ben clementine kruczynski değilim (soyadı için google'a baktım, evet)saçlarımı uçuk maviler, yeşiller yapmayı da istemez değilim. ama gerçekten kocaman, turuncu bir polar giyemem. yoksa geri kalan herşey tamam.

-çılgın, sorumsuz, özgür yurtdışı deneyimim için sabırsızlanıyorum. haftaya londra'da yeni döneme başlıyorum. baya para biriktirdim. yaşlı, huysuz bir kadının iki katlı evinin üst katını kiraladım. sanat tarihinde 19. yüzyıla yoğunlaşacağım ve tate gallery'den çıkmayacağım haftalarca. bakalım bakalım... yeşil bir trençkot bile aldım, londra yağmurlarına karşı.

- bence bir an olsun inandınız. ben bile inandım yazarken.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder