16 Temmuz 2009 Perşembe
15 Temmuz 2009 Çarşamba
14 Temmuz 2009 Salı
cezanne hakkında



Kendi yarattığı cisimlerin görünmeyen taraflarını da resmetme tekniği ve perspektifi kırılmış ve birçok açıdan algılanmış peyzajların ustası Cezanne, Braque Ve Picasso gibi kübistlere gereken ilhamı ve ipucunu vererek Kübizme yol açmış, pek sevdiğimiz bir ressam. Fakat malesef bu üç yıl içinde hakkını veremediğim ve fazla araştırmadığım bir isim. bu sebeple bu ay kendisinden pek çok şey öğreneceğim için heyecanlıyım. kullandığı her rengin ve fırça izinin resminde bir anlamı olması, Yiğit Hoca'nın ilk yıl Temel Tasarım dersinde zihnimize kazıdığı bir nokta. Sınıfa etkileyici bir Natürmort göstermiş ve duvardaki alakasız görünen yeşil lekenin manasını sormuştu.
''Sizce Cezanne resminin başında çalışırken, karısı odaya dalıp:
-Cezanne koş annemler yemeğe geldi!' deyince ressam ''neee?'' deyip duvara bu lekeyi mi çalmış? yoksa bunun daha derin bir anlamı mı var?'' dediği zaman tüm sınıfın güldüğünü ve orada resim için bulunmayanların bile bu fırça darbesiyle ilgilendiğini hatırlıyorum.
şimdi bu renk lekeleri ile form verme işine yoğunlaşmanın zamanıdır.
11 Temmuz 2009 Cumartesi
crazy taxi!
Gözümü oyun bürüdü yine. öyle karizmatik güzel oyunlardan değil ama, facebook denen illetin ''bakınız arkadaşınız bikbik crazy taxi oyununda şöyle bir puan yaptı, onu haklamak ve puanınızla dövmek ister misiniz?'' şeklinde başlayan abuk oyunlarından.
kızgınım, çünkü 2 saatin sonunda hala arkadaşım seda'yı crazy taxi isimli oyunda puanımla dövemedim.
öte yandan gönül team fortress ister, quake'dir call of duity'dir.. zart zurt dolu güzel şeyi görüp çoluk çocuk oyuncağıyla yetiniyoruz işte. peh. meh.
kızgınım, çünkü 2 saatin sonunda hala arkadaşım seda'yı crazy taxi isimli oyunda puanımla dövemedim.
öte yandan gönül team fortress ister, quake'dir call of duity'dir.. zart zurt dolu güzel şeyi görüp çoluk çocuk oyuncağıyla yetiniyoruz işte. peh. meh.
10 Temmuz 2009 Cuma
dengesiz
''kendinizi tek kelime ile tanımlayın'' saçma bir kadın dergisinde saçma bir kadına yöneltilmiş bu soru ile karşılaştım sabah sabah.. acaba dünyanın herhangi bir yerinde bu soruya tatmin edici bir cevap verebilen bir ego -pardon insan- var mıdır?
kendi cevabımı düşündüm. en sonunda 'bir' tanımı kaldıramayacak kadar fazla kişilik çatışması yaşadığımı ve henüz elle tutulur bir sonuca varamadığımı fark ettim. oysa kadın ne güzel cevap vermiş: ''mutlu...'' hadi yaa? demek sen 'mutluluktan ibaret'sin? dedim küçümseyerek, aslında bu sadeliğe özenerek. ''ben asla sadece mutluluktan ibaret olamayacağım.. illa bir arıza gerekecek'' bu beni tek kelime ile 'nevrotik' yapıyorsa, hayır ona da sığmak istemiyorum, içimde sıkıcı biçimde huzurlu olmak isteyen bir yan da var.
ne yapsak? peki. 20 küsür yaşımın özeti, anca dengesiz olmayı başarabilmek olmuş.
öte yandan hayatımdaki insanları tek kelime ile tanımlamak ne kadar kolay..
Seda-hafıza
Hasan-ev
Pelin-sade
Emek-kaos
Berkay-potansiyel
ve E-ilham..
gibi gibi.. bir sürü tanımla hayatımda bulunan insanlar. işiniz ne kadar kolay bir dengesiz tarafından izlenir ve çok sevilirken.
kendi cevabımı düşündüm. en sonunda 'bir' tanımı kaldıramayacak kadar fazla kişilik çatışması yaşadığımı ve henüz elle tutulur bir sonuca varamadığımı fark ettim. oysa kadın ne güzel cevap vermiş: ''mutlu...'' hadi yaa? demek sen 'mutluluktan ibaret'sin? dedim küçümseyerek, aslında bu sadeliğe özenerek. ''ben asla sadece mutluluktan ibaret olamayacağım.. illa bir arıza gerekecek'' bu beni tek kelime ile 'nevrotik' yapıyorsa, hayır ona da sığmak istemiyorum, içimde sıkıcı biçimde huzurlu olmak isteyen bir yan da var.
ne yapsak? peki. 20 küsür yaşımın özeti, anca dengesiz olmayı başarabilmek olmuş.
öte yandan hayatımdaki insanları tek kelime ile tanımlamak ne kadar kolay..
Seda-hafıza
Hasan-ev
Pelin-sade
Emek-kaos
Berkay-potansiyel
ve E-ilham..
gibi gibi.. bir sürü tanımla hayatımda bulunan insanlar. işiniz ne kadar kolay bir dengesiz tarafından izlenir ve çok sevilirken.
8 Temmuz 2009 Çarşamba
5 Temmuz 2009 Pazar
only happy when..

..it rains. bazen öyle çok yağar ki, tek duyduğun ses yağmurun çıkardığı mükemmel ses olur, içseslerin ürker ve susar. yıllar boyu sürdürdüğüm bir ritüel olarak, vakitsiz zamanlarda yağan her yağmurda garbage'ın nevrotik bir yağmur övgüsü olan bu şarkıyı çalardım. gözlerimi kapatıp fonda gerçek damlalar senfonisi, önde shirley hanımın kasvetli sesi, gerçekten mutlu olurdum o an. bugün istanbul'da vakitsiz uzun yağmurlar yağarken müzikle kutsamadan da keyfini sürdüm bu defa, eski gelenek aklıma geldi, neyseki çoğu ritüel kaybolurken yerine yenilerini bırakıyor. ama yine de yağmur yerini hafif esintiye bırakırken fonda şimdi çalıyor.. parmakuçlarımda mükemmel saçların izi, ritm tutuyorum gülümseyerek.
3 Temmuz 2009 Cuma
düşmekte serbest
Fotoğraf benim favori fotoğrafçım Rezzan Akın'a ait, kendisi yine beni tanımladı bir işiyle..Ruh halim budur bugünlerde. çimlerin,otların arasından, çakılmanın verdiği durgunlukla, biraz sefil biraz sersem geziniyorum evin içinde. heran herşey yolunda ifadesini takınmaya da acizim yakınlarıma karşı. keşke beni üzgün görmeyi de sevselerdi. o leylak rengi minik hapı elime aldığım güne lanet olsun. aslında tedavi diye birşey yok değil mi? şifacı kadınım endişeli, neredeyse benim kadar..
hadi beni onarın.
1 Temmuz 2009 Çarşamba
hymn
Tanrı hepimize Patti Smith sükuneti versin dostlarım.. koyu renk camlı gözlüklerimizle toplasın saçlarımızı, beyaz tişörtlerimiz pis fakat gururlu, aynadaki görüntümüzün tek kaşı kalkmış olsun. Kendimiz olmaktan çıktığımız, aklımızın bulandığı ve hata üstüne hata yaptığımız gece vakitlerinde gelsin usulca. Biraz gururlu olma gücü ver kadınlara. Biraz karakter sahibi olma azmi. Suskunluk. Kabulleniş.Kadın doğmanın ayrıcalığını da, acılarını da anlat bir bir, yorulmadan.
Patti Smith tüm kadınların yanında olsun.
30 Haziran 2009 Salı
28 Haziran 2009 Pazar
topuklar üzerine..

''Nikah ve kendisi hakkında canımızı sıkan gerçekler'' temalı bir yazı yazınca son olarak bir de ''topuklu ayakkabılar'' demek isterim. bu yaşa kadar 10 dakikadan fazla kendilerini giymemiş olan ben, dün 6 saat kadar topuklular üzerinde şık bir işkence yaşadım. alışık olanlar için bunlar hiçbirşey, zira 4 parmaklık bir topuk. tabanlarım su toplamış, ayaklarım şişmiş halde ''converse olsa da giysem dümdüz'' derken, uzun bir süre topuklulara ilişmemeye karar verdim. ayrıca ''klak!...klak!'' sesler çıkartarak yürüyen sipsivri topuklu bir kadın görünce de kendisini saygıyla selamlamak istiyorum artık.
evlilik üzerine..
-Ben evliliğe karşıyım.-Aslında bu cümle ile özetledim konuya bakışımı. Ne kadar sevsen de her günü, her saati paylaşmanın gereksizliğini, kendine özel tek kişilik bir hayatının olmasının önemini, karşındaki kişinin katlanmak zorunda olmadığın ve maruz kalınca ilişkini yıpratacak günlük alışkanlıklarını... yani iki insanın birer imza ile hayatlarını manasız bir bütün haline getirme çabasını saatlerce eleştirebilirim.
-Nikahlara mecbur kalmadıkça gitmeyen ve gidince de yüzümde plastik bir gülümsemeyle dakikaları sayan bir insanım.
-Gelinlikler ve özellikle gelin saçı-makyajı müthiş zevksiz ve sıradan bir görüntü.
-Neden orda olduğunu bilmeden ama sonsuz bir enerji ile etrafı birbirine katan velet güruhundan bahsetmiyorum bile.
Fotoğraftaki kişi benim beraber büyüdüğüm, 'abla' deme keyfini yaşadığım, ama özünde benim sihirli deniz kızım olan kişidir, gördüğüm en güzel gelin olmasının yanında.. bana yukarıda etmiş olduğum tüm lafları yedirmiş kişidir. İzmir'de güzel bir öğle vakti, sevdiği adama bakarken ve yaşadığı mutlulukla parlarken, ben, ağladım. çok ağladım hem de. sıkılmaktan ziyade, bu nikahın saatlerce sürmesini, onları saatlerce öyle heyecanlı ve mutlu izlemeyi istedim. demek ki olabiliyormuş dedim, kendi tekil hayatından daha güzel bir olasılık var olabiliyormuş senin için. ne kadar imkansız burdan bakınca. fakat onun için ne kadar kolay ve güzeldi..
dilerim hep aşık kalın. bende evliliğe dair iyimser düşünceler uyandırdığın gibi, çocuklar hakkında da uyandır. (işte bu cidden imkansız duruyor:) kızıl saçlı, yerinde duramayan, neşeli bebeğini kucağıma oturtup ona 'küçük denizkızı'nı okuyacağım günleri hayal ediyorum, itirafımdır.
26 Haziran 2009 Cuma
anane kahvaltısı
23 Haziran 2009 Salı
gitmek
Juno'nun Soundtrackini bir daha dinleyememekten korkuyorum.
tekrar yapmaya yeltenemeyeceğim dolu şey..
çantama gelişigüzel giysiler tıkıştırıyorum, filmler, fotoğraflar, (ne olacak bu kadar fotoğraf..) kedi maması.. gitmek istemeyen bir kedi. çantam yusyuvarlak.
gelmek biraz uzun sürecek. ananeme diye evden çıkıp İzmir'e uğrayıp dönmek. başka bir yol, yine tek.
ben yokken birisi mantıklı kararlar alıp uygulasa yerime..
tekrar yapmaya yeltenemeyeceğim dolu şey..
çantama gelişigüzel giysiler tıkıştırıyorum, filmler, fotoğraflar, (ne olacak bu kadar fotoğraf..) kedi maması.. gitmek istemeyen bir kedi. çantam yusyuvarlak.
gelmek biraz uzun sürecek. ananeme diye evden çıkıp İzmir'e uğrayıp dönmek. başka bir yol, yine tek.
ben yokken birisi mantıklı kararlar alıp uygulasa yerime..
22 Haziran 2009 Pazartesi
repose
en sevdiğim yabancı kelimelerden biridir, içerik ve tınının mükemmel uyumu; repose. dinlenmek desem değil, ebedi istirahat desem belki, sükunet dolu bir uyku desem, hemen hemen.. bu kelimenin bir de tablosu var, empresyonist bir portre, ama onu bulamadım ne kadar arasam da.
bir süre köşeye çekilme vakti. yeni kararlar alınmayacak kadar sıcak herşey, hava.. hiç sevindirmek istemediğim insanları sevindirmek, hep mutlu görmek istediğim insanları üzmek üzereyim, biraz güç toplamam gerekiyor. ve bu kişisel. en sonunda kendim varım merkezde. ne kadar tuhaf bozuk gözlerle birden böyle açık görebilmek. ''şimdi biraz dinlenelim..''
bir süre köşeye çekilme vakti. yeni kararlar alınmayacak kadar sıcak herşey, hava.. hiç sevindirmek istemediğim insanları sevindirmek, hep mutlu görmek istediğim insanları üzmek üzereyim, biraz güç toplamam gerekiyor. ve bu kişisel. en sonunda kendim varım merkezde. ne kadar tuhaf bozuk gözlerle birden böyle açık görebilmek. ''şimdi biraz dinlenelim..''
20 Haziran 2009 Cumartesi
What the water gave me?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


