
Sonrasında bir sürü başka güzel şey, bir sürü başka üzüldüğüm şey oldu. Bunlar irili ufaklı, peşpeşe ve hiç durmadan devam etti. Her fırsatını bulduğumda, özellikle de gece vakitleri, mum ışığında Harry Potter kitaplarıma gömüldüm. Nasıl da özlemişim. Basım tarihleri 2001, yani ilk okuyuşumun üzerinden tam 15 sene geçmiş ve ben o heyecanımı, büyüye kapılışımı hala aynı kuvvetle yaşıyorum. Huzurlu bir Pazar sabahı ve evden çıkmamaya karar verip her şeye boşverdiğimiz bir haftaiçi günü, benim ideal yılbaşımdı. Fonda hep Ella Fitzgerald'ın yumuşak sesi, mutfakta çorba ve demli çay vardı. Seinfeld izleyip kahkahalarla gülüyorduk, tepsilerle salona yemek ve içecek taşıyorduk. Hiç konuşmadan iletişim kurabildiğimiz çok güzel ve gerçek anlar var, o anlar genele bakınca bütün ruh halimi toparlamaya yetiyor.

Sonra yine yokuş aşağı gittiğim iki gün oldu. Yılbaşına saatler kala, yatağımda iki büklüm halde, hüngür hüngür ağlıyordum ve sanırım bunu hiç unutmayacağım. Geçen seneki gibi yine tam 31 Aralık'ta regl olmayı başarıp (Çünkü ben hangi gün için özensem ve heveslensem, hormonlarım o günü rezil etmek zorundadır.) karın ağrısından ve sinir bozukluğundan başka bir şey hissetmeyip, bir de üstüne şartlar elimde olmayarak şekillenince ve kendimi hem çaresiz hem çok yalnız hissedince, 2 saat boyunca ağladım, uyudum, uyandım ve ağladım. Gece 10 gibi sakinleşmeyi başardıktan sonra, zavallı sevgilimin yaptığı güzel tostu yedim, yeşil çayımı içtim. It Crowd'dan peşpeşe 8 bölüm izleyerek kafa dağıttık ve onun çekinerek yan yan ''Tekrar ağlamaya başlamazsın değil mi?'' diyen bakışları ve elimi hiç bırakmayışı sayesinde ben bir şekilde daha iyi oldum. Gece 2'den sonra birer kadeh şarap bile içtik, ''En kötü yılımız ve en kötü yılbaşımız böyle olsun'' diyerek. Umarım öyle de olur. En büyük derdimiz benim sinir bozukluğum ve çıldıran hormonlarım olsun, üstünden gelemeyeceğimiz derdimiz olmasın.

Sonraki günler daha güzeldi (ülke yine korkunçtu, haberler yine felaketti elbette) Ama nedense ve çok şükür, bendeki umut budandıkça fışkıran ağaçlar gibi. ''Evin içinde kendini şaşırtmanın ve mutlu etmenin 100 farklı yolu'' diye liste yapsam yeridir. Pazar günü de öyle kendi çapımda hareketlendim ve tüm kütüphanemi tekrar düzenledim, temizledim, ışıklandırdım. Yıllardır her hafta bir şeyler için çöküp, bir şeyler için tekrar neşe ve coşkuyla dolduğumdan, artık bu dengesizlik hali beni istemsizce pozitif olmaya koşullu yaptı. Gürültüyle ağlarken bile, içimden ''Bir gün sonra kendimi çok daha iyi hissedeceğim, yeni aldığım kupalarla kahve içeceğiz ve kalbim minnetle dolacak'' diyerek kendimi telkin edebiliyorum. Buna da derinden şükrederim, kimse düşüp yattığı yerde kalmasın, kalbinde kalkacak gücü her zaman bulsun.
Yeni yıl için makul ve uçuk isteklerim var, bunları da ya bu akşam, ya yarın sabah listelemeli, kenara köşeye not etmeli.



Tek derdimiz hormonlar olsun aynen! Hormonların doruklarında bir sağa bir sola yüzerken güzel bir dilek oldu bu Eylül'cüm <3 Aralık ayında ben de istediğim gibi evi havaya sokamadım, yeni yıl ruhunu yansıtamadım ama olsun fena girmedik yine yeni yıla (ülkenin halini bir kenara koymayı başarabilirsek). İyi ol sen! Cidden bugün düşsen yarın biliyorsun ki kalkacaksın. O en sevdiğimiz kitaplar, şarkılar ve bir sıcak kupa çay bizi kendimize getirecek. Çaresiz derdimiz olmasın yeter!
YanıtlaSil