2 Haziran 2016 Perşembe

Sakin doğa, vahşi doğa.

Yazamıyorsam bir durum vardır, bu yıllardır böyle. Ya çok iyi, ya çok üzgün, ya çok heyecanlı, ya çok uykulu, ben hiç uçlardayken yazamadım. Hep ortalarda ve normalken yazdım, yazdıkça sağa sola kaydım, kaydıkça da reel olarak yaşadım (Yazıda ve resimde hayat sürdüğüm çok daha fazla oldu, olsun.)


  Mayıs ayı parklarda, bahçelerde, en olmadı balkonlarda geçti, elimde defterle ve birkaç kalemle. Ağaç çizmenin huzuru başka hiçbir resimde yok, bunu tekrar tekrar keşfediyorum. Bir portre gibi his yumaklarından oluşan bir kaygı, bir natürmort gibi bilgileri kullanma endişesi yok, izlediğin ağaçla ağaç olmak var, ne ironiktir ki elindeki kağıt ve kalem aracılığıyla (ağacın ağaca dönmesi gibi bir şey) Neyse işte, kendi kendime ''Resim kuramazsam dert değil, en olmadı oturur bir ağaç çizerim.'' diyorum. Öyle de yapıyorum çoğu zaman.

 

Defterin sayfalarında ağaçtan sonra en çok kediler vardır sanırım. Özellikle de uyuyan, çünkü sabit hallerini bulmak zor. Arada pek düşünmeden, o an çalan müziğe eşlik eden çizimler var, eskiden çok daha fazla ve rahat yapardım bu şeyleri.



Bu iki ufak iş de yeni sergiden, kağıt üzerine yağlıboya. Bunlar dışında iki de tuval var, onlar da kaktüs (ya diken, ya kaktüs!) Güzel bir natürmort sergisi oldu, sezonun da son sergisi bir yandan, artık ufak ufak atölyece tatile giriyoruz. Yazları atölyeyi bir başka severim, en rahat çalıştığım, en sakin ve huzurlu kaldığım zamanlar geçer, herkes tatildeyken. Cadde ve sokak felaket, yapış yapış bir sıcaklık içinde kavrulurken, atölyenin terası hep çok güzel eser. Bu yaz da en büyük planım yine tatil falan değil, kışın kaybettiğim vakitleri çalışarak telafi etmek, boyayacak çok konu var, şükür.

 Cuma akşamı açtığımız sergiden bir kare, benim için çok özel ve çok değerli. Yaşayan Türk ressamları içinde en sevdiğim resimleri yapan Hüsnü Koldaş'ın son sergi yazısını yazma imkanı buldum geçen ay, bunun için hep minnet duyacağım. Onun resmi ve anlattığı hikayeler çok başkadır, günümüze ait değil, antik dönemdendir, hem de zamansızdır. Nasıl görüyorsam ve nasıl biliyorsam yazdım, O çok sevdi, ben çok sevindim. Sonra da bana en çok beğendiğim desenlerinden birini hediye etti, Yediler Tapınağı'nın bir gece eskizi, arkasında yıldızlarla. Hala asamadım, hala en güzel görüneceği köşeyi bulamadım ufacık evde. ''Resim kazanmak'' diye bir olguyla yeni yeni tanışıyorum, yazı karşılığında resim hediye edildiği olmuştu daha önce, ama bu benim için en önemli yolculuk anlarından biriydi, yazı ve resim yolculuğunda.


Ve haftayı Sapanca'da, göl kıyısında bitirdik. İki yıl önce gidip bir hafta boyunca çalıştığımız Portakalçiçeği Sanat Kolonisi'nin ufak davetinde. Sapanca hep çok güzel ve huzurlu, sazların içinde öylece duran iskeleyi çok özlemişim. Bir de aynı gün genç bir geyiğe ellerimle ot yedirdim, açık yeşil gözlerinin içine bakarken çılgınca bir heyecan ve neşe duydum, ufacık boynuzlarını ellerimle sevdim, okşadım ki, o anları ne kadar uğraşsam tam olarak anlatamam, kendime bile. Hayvanlar kadar büyük şifacı bilmem, tanımam. Hayvanınız, bitkiniz bol olsun. 

1 yorum: