22 Mayıs 2015 Cuma

Bu hamur, elimizdeki.

Geçen haftaki tepkili ve tahammülsüz halimden ancak bu kadar farklı olabilirdim. Aile evime gelir gelmez kahvemi aldım, en sevdiğim pencerenin önüne geçtim, içimdeki his yoğunluklarını (bunlar toz bulutları gibi şeyler, yer yer çok fazla kümeleniyorlar ve gezegen'leşiyorlar.) dengelemeye çalıştım ve geçen hafta yazdığım uzun yazıyı sildim.

Sana bunu yapmayacağım. Kendime de bunu yapmayacağım. 

Yıllardır, her gün ellerimizle yoğurduğumuz, un eklediğimiz, su koyduğumuz, yumurta kırdığımız, bir çimdik tuzunu kattığımız bu kocaman, yumuşak, ideal hamura bayılıyorum. Bu hamuru kurabiye kalıplarına sıkıştırmayacağım. Bu hamurun tarifini kimseye sorgulatmayacağım. Kimsenin kenarından sıkıp kulak memesi kıvamını almış mı diye kontrol etmesine izin vermeyeceğim. 

İstediğimiz zaman yeriz. Kalıbı ben seçerim, fırın ayarını sen yaparsın. Bir parçayı koparım yedim, çiğ hali de güzel. Sen pazar günü bana bakarken yaptığın gibi, iki fincan çayla gel, bak ben bu hamuru tam sana göre yoğuruyorum. Sen o gün üstüme örttüğün battaniyeyi de al kaldır, ben ayaklandım şimdi, iyiyim. Ben sana iyi oldum. Sen bana hazır oldun. Bu hamur, bildiğim hiçbir şeyin tarifine ve tadına benzemiyor, öyle değişik. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder