25 Temmuz 2014 Cuma

Su'ya

Okulun ilk yılı, Temel Tasarım dersi. Adını bile unuttuğum o eski Yıldız binasının, yer altındaki geniş ve karanlık atölye sınıfında, tüm sanat ve tasarım bölümlerinin hevesli, çömez öğrencileri olarak oturuyoruz. Her hafta başka bir sanat ve tasarım bölümünden hoca gelip, kendi disiplininden bir ders okutuyor, proje veriyor. Bir hafta Alper Marangoz geldi, konservatuardan. Çok zeki, çok esprili olduğundan 5 dakikada 60 küsür kişiyi avucunun içine aldı, hayattan, müzikten, tasarımdan, insanlardan bahsediyor inanılmaz bir hızla ve ritmle.



Sonra birden durdu, ''Kaçınız saksıdaki bir çiçek suyu içerken, toprağın çıkardığı sesi biliyor?'' dedi. Elim öyle havaya kalkıvermiş. En sevdiğim, dinlemekten en çok keyif aldığım seslerden biridir o toprağın suyu emerken çıkardığı huzurlu ses. Neredeyse kendim içiyormuş gibi rahatlarım. Başka birinden bu sesin dile getirildiğini, duyulduğunu işitmek de neşelendirmişti o an. Bir-iki el daha kalktı, elbette ki hiçbirimiz madalya almadık. Alper Marangoz da dersine böyle hayattan nadir anlar ve örneklerle devam etti.

O sesi dinlemek büyük keyiftir, suyu dinleyin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder