31 Temmuz 2014 Perşembe

(kütüphane) dostluklar üzerine

Hiçbir dostluk aniden bitmiyor. 

Başka insanlarla ilişkilerimde genellikle, yakınlık seviyesi arttıkça sorun yaşarım. (Peki, sebepleri hakkında konuşmak ister misin?) Sanırım çocukluğumdan bugüne kadar, hep yalnız olmam. Yalnızlığa alışık, barışık ve onunla bütünleşmiş çocuklarda oluyor biraz bu asosyallik hali. (Asosyallik demeyelim ona, o tanım için de başka kriterler gerekli, senin asosyal olduğunu sanmıyorum.) Kafamın içinde hep bir düzenim vardır, dışarısının aksine içerisi derli topludur, sen de gördün muntazam işleyen bir kütüphane gibi çalışıyor. Ama bu düzenin objelerinden birine, bir kitaba bile müdahale edilince, ben çılgına dönüyorum. Nefesim kesiliyor, neyi nereden aldığımı ve nereye koyacağımı şaşırıyorum. İçerisi bir kez darmadağın edildi, sonrasında olanları ikimiz de hatırlıyoruz. (Ben aklıma geldikçe unutmaya çalışıyorum o seneyi, hatırlatmazsan sevinirim.) Demem o ki, insanların genellikle sahip olduğu sıfat ''düzen bozuculuk'' bana göre. Aklımın o sakin ve konforlu sınırlarına girip, kendilerine gerekli izni vermişsem, her yeri darmadağın edip, beni bütün sinir bozukluğum ve nefes darlığımla başbaşa bırakıp gidiyorlar. Onlar için sıradan bir cümle, bir eylem, bir tartışma söz konusu, (Ama senin aklının içindeki kütüphanede, kitaplar paramparça ediliyor ve yerlere atılıyor?) İşte aynen öyle bir durum. Ben reelde çok dağınık, tembel ve düzensiz bir insanım, ama aklımın içinde, yani yalnız olduğumda ne kadar toplu, sakin ve hatta titiz olduğumu sen de biliyorsun, sana her yeri gezdirdim. (Evet gerçekten de pırıl pırıldı içerisi, odana hiç benzemiyordu.) İşte birisi gelip bir kitabı yere atınca sorun değil, iki tane rafı boşaltınca biraz afallamakla birlikte tekrar toparlayabiliyorum, ama birkaç kez yangın çıkartmaya kalkınca, artık benden hayır gelmiyor. Sonrası çok kolay ve çok hızlı. Telefonun sesi genelde kapalı zaten, iletişim araçlarını yok saymak hep çok kolay oldu benim için, bir şey hissetmediğimden bir şey söylemiyorum ya da yapmıyorum da. O anlarda beni görsen, ''Bir insan nasıl bu kadar donuk olabilir, yaşananların hiç mi değeri yoktu?'' der kalırsın, acırsın bile o soğuk kalpli halime. Ama işte, sana anlattım ya, çocukluğumdan falan tek başıma olmaya çok alışığım, tercih sırasında hemen hemen herkesle olmaktan önce gelir yalnız olmak. Bir dostluk çok zor değersizleşiyor, ama çok sağlam değersizleşiyor. Yorulmaya (edilgen bir şekilde, yor-ul maya) ve nefessiz bırak-ıl maya da halim yok, yaklaşık 15 yaşımdan beri. (Annemiz hep ''yorgun doğmuşsun sen'' der ya, o aklıma geldi.) Evet, ben de hep ''İnsan yorgunu'' derim kendime, zaten o yüzden artık insanlarım, arkadaşlarım için pek evden çıkmıyorum. Çıkarsam görüyorum. Görüyorsam konuşuyorum. Onun dışında, onun dışında bu kütüphanedeyim genellikle. Sessiz, sakin, huzurlu. Annem tüm kitapların yerini biliyor. Sevgilim içerdeyken pek gürültü yapmıyor. (Hatta şu 6 yılda çok güzel kitaplar hediye etti sana) ve Şeker, o gerçek bir bekçi. (Siyam kedilerinin bekçiliği hakkında övünmeye başlama şimdi)

  İşte böyle... Bu yazıyı yarın sileceğim, seanslarımızı ilerde hatırlamak isteyeceğimizi sanmıyorum. (Bu yazıyı iki gün sonra gelip budadın, epey bir cümle ve paragraf sildin ama kendisini tuttun.) Neyi neden yaptığımı hatırlamak istediğimde, açıp okumak üzere sakladım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder