2 Ocak 2014 Perşembe

bu sefer keyifsizim de.

  Öğlen 1'de uyandığım günlerden nefret ediyorum. Gün bile değiller, gün yarısı. Kafamın açılması için kaşına kaşına, kimseyle konuşmadan (ev boş zaten) içtiğim çaylar ve kahveler. Etrafın dağınıklığı umrumda değil, aceleyle çıkmadan önce son yarım saatte toparlayacağım nasılsa. Burası benim evim mi? Geceyarısı uyandığımda neden kendimi diğer evde sandım o zaman? Dün gece hangisindeydim? Bunun böyle olacağı çok belli olduğu halde nasıl hala şaşırabildiğimi bilmiyorum. Bir an evvel sahil yolundan kedime ulaşmam lazım, kedimin olduğu yer benim evim.

  Bazı günler gözüme sadece çirkin yanları takılıyor İstanbul'un. Bazı günler ise ilk kez gelmiş turistlerin gözünden görebiliyorum. Bugün çok fazla aç insan görüyorum, dilendirilen çocuk görüyorum, cüppeli sakallı molla görüyorum. Bugün sevilesi değil, kalkalı iki saat oldu ama hava karardı bile. Yeni yıl için, 28 yaşım için aldığım kararları hatırlamaya çalışıyorum. Daha doğrusu hatırlıyorum bal gibi, kısa bir an için unutmaya çalışıyorum.

  Eve geldim, iki kap çorba içtim. Çorba bulduğum ev de, evdir. Birileri bana güzel bir şeyler söyledi, domuz gibi suratımla sessiz kalma isteğimi belirttim, heveslerini kırdım. Sıkılgan mimiklerimle birkaç coşku dolu soruyu daha atlatırsam tamam, ardı kesilir, sessizliğe gömülebilirim. Sessizlikte keyifsiz olmak daha kolay.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder